Yurtdışına satış (ihracat) yasaklarına dair önemli bir karar

İhracat yasaklarına dair Kurul kararı iptal edildi.

Danıştay 13. Dairesi Rekabet Kurulu’nun ilaç sektöründe uygulanan dikey kısıtlamalara ilişkin vermiş olduğu bir önaraştırma kararının iptali istemiyle açılmış davada verdiği karar ile yine gündem konusu. Karar, Rekabet Kurulu’nun etki teorisi kapsamında gerçekleştireceği gelecek değerlendirmeler ve başta ilaç olmak üzere birçok piyasada uygulanan ihracat yasaklarına ilişkin olarak önümüzdeki günlerde ne tür değerlendirmeler yapılacağına dair ipuçları vermekte.

Danıştay’ın iptal kararından bahsetmeden önce, iptale konu olan Kurul kararını ve inceleme konusu sözleşme hükmünün açıklanmasında fayda var. Rekabet Kurulu’nun 17.06.2010 tarihinde vermiş olduğu karar kapsamında, Roche’un ilaç tedarik ettiği Co-Re-Na isimli ecza deposu ile yapmış olduğu sözleşme kapsamında ilgili ecza deposu yönünden ithalat yasağı öngördüğü belirtilmiş, söz konusu hükmün sözleşmede bulunmasını reddeden ecza deposuna ilaç tedarikinin kesildiği ve bu davranışın rekabet hukukunun 4. ve 6. maddeleri anlamında ihlal teşkil ettiği ileri sürülmüş. Kurul ise ilgili karar kapsamında ihracat yasağına ilişkin sözleşme hükmünün rekabet hukuku anlamında Türkiye sınırları içerisinde bir etki doğurmayacağı kanaatine varmış. Ayrıca şikayetçi ecza deposunun söz konusu etkiyi destekleyecek bilgi ve belgeleri Kurum ile paylaşmakta imtina ettiğine işaret ederek yalnızca elindeki bilgi ve belgeler ışığında değerlendirme gerçekleştirdiğini belirtmiş ve netice olarak Rekabet Kanunu’nun 41. maddesi uyarınca soruşturma açılmasına gerek olmadığına yönünde karar vermiş.

İptal kararına geri dönmemiz gerekirse Danıştay’ın karar kapsamında daha çok etki konusuna eğildiği ilk göze çarpan hususlardan. İptal davası kapsamında davacı firma tarafından ileri sürülen iddialardan en dikkate değeri  ise “Corena kısa ünvanlı şirketin Türk hukukuna göre kurulmuş merkezi Ankara olan ve bir ecza deposu işleten şirket olduğu, hukuki açıdan işleyiş ve vergilendirmesi Türk hukukuna göre, faaliyeti yani alış ve satışını Türkiye’de gerçekleştirmekte olduğu, (…) satın alınan malların yurtiçi ve yurtdışında satılıyor olmasının rekabet hukuku açısından ve pazar payının tayini açısından bir önemi olmadığı” iddiası. Bu doğrultuda Danıştay’ın rekabet hukuku anlamında etki teorisine ilişkin detaylı bir değerlendirme gerçekleştirmediği ve söz konusu iddiayı haklı bularak  ihracat yasağına ilişkin sözleşme hükmünün “Türkiye piyasalarında etki doğuracağı” kanaatine varıldığı görülüyor.

Danıştay 13. Dairesi’nin karar kapsamında yaptığı gerekçelendirmede ayrıca, Kurul’un önaraştırma kapsamında rekabet kurallarını ihlal eden uygulamanın hiçbir kuşkuya yer verilmeyecek şekilde ortaya konmuş olmadığı belirtilmiş. Bu doğrultuda Danıştay’ın, önceki içtihatlarına da paralel şekilde, Kurul tarafından soruşturma açılmamasını yetersiz bulduğu ve olası bir soruşturma içerisinde önaraştırma kapsamında ulaşılamayan ve rekabet ihlali olup olmadığı konusunu aydınlatabilecek bilgi ve belgelere ulaşılabileceği kanaatini sürdürdüğü görülüyor.

Söz konusu Danıştay kararının önümüzdeki günlerde Türk rekabet hukuku uygulaması bakımından önemli yankıları olacağı aşikar. Zira, Rekabet Kurulu’nun yetkisinin kapsamını belirleyen etki teorisinin şikayetçi firmanın iddiaları doğrultusunda yorumlanması en basit haliyle rekabet hukuku açısından daha detaylı bir açıklama ve değerlendirmeye muhtaç görülmekte. Dolayısıyla Kurul’un ileriki önaraştırma kararlarında, soruşturma açılmasına gerek olmadığına hükmetmesi halinde daha detaylı değerlendirmelere yer vermesinin gerekeceği öngörülebilir.

Öte yandan Türk ilaç sektöründe uygulanmakta olan “referans fiyat uygulaması” ve benzeri fiyatlandırmaya ilişkin regülasyonlar, ilaç firmalarının iktisadi olarak anlamlı faaliyetler yürütebilmesi için alıcıları ile olan anlaşmalarında ihracat yasağı ve benzeri dikey kısıtlamalar öngörmesini gerekli kıldığı hususu daha önce birçok Kurul kararı değerlendirmelerine konu olmuş durumda. Dolayısıyla, Danıştay kararı ile iptal edilen Kurul kararı neticesinde verilecek ilave kararda ihracat yasağı öngören sözleşme hükmüne ilişkin yapılacak değerlendirme, benzer nitelikli sözleşmeler bakımından önemli.

Alman telekom otoritesinin uyguladığı maliyet modeli mercek altında

BNetzA’nın sabit çağrı sonlandırma hizmetlerine ilişkin soruşturmayı anlatıyoruz.

Avrupa Komisyonu, Almanya’da telekomünikasyon sektöründe düzenleyici kurum olarak faaliyet gösteren BNetzA’nın sabit çağrı sonlandırma hizmetlerine ilişkin belirlediği tavan fiyat uygulamasına ilişkin detaylı bir soruşturma başlattı. Söz konusu soruşturma kapsamında Komisyon, BNetzA’nın kullanmakta olduğu maliyet modelini ve bu modele dayalı olarak belirlediği fiyat tavanı oranını inceleyecek.

Soruşturmaya konu edilen uygulamadan biraz bahsetmek gerekirse, BNetzA çağrı sonlandırma hizmetlerine ilişkin tavan fiyatını, Avrupa Komisyonu’nun 2009 tarihli Tavsiye Kararı’na uygun olarak BU-LRIC (aşağıdan yukarı uzun dönem artan maliyet) maliyet modelini esas alarak belirliyordu. Ancak bu modelin uygulanması neticesinde elde edilen sonuçlar, Avrupa Birliği (AB) genelinde faaliyet gösteren düzenleyici kurumlar tarafından belirlenen tavan fiyatlarının oldukça altında kalıyordu. Bu sebeple BNetzA, AB genelinde BU-LRIC maliyet modelini benimseyerek sabit hat çağrı sonlandırma hizmetlerine ilişkin tavan fiyatı uygulayan düzenleyici kurumların hesaplamaları ile kendi hesaplamalarına dayanan oranların birbiriyle uyumlaştırıldığı bir model uygulamak için Komisyon’a teklifte bulundu. BNetzA’nın uyumlaştırma yapmaksızın hesapladığı tavan fiyatı oranları, uyumlaştırma uygulaması ile mevcut halinin altı katına denk geliyor. Buradan da anlaşılacağı üzere söz konusu oranlar, aynı metodla diğer üye ülkelerde yapılan hesaplamaların oldukça aşağısında.

BNetzA, uyumlaştırma uygulaması teklifinin, çağrı sonlandırmaya ilişkin tavan fiyat oranlarının yeknesaklaştırılması ve AB Üye Devletleri’nin bireysel olarak uyguladığı tavan fiyatlar arasındaki farkın azaltılması noktalarında AB iç pazarını geliştirmeye katkıda bulunacağını savunuyor.

Öte yandan Avrupa Komisyonu’nun teklif ile ilgili düşüncesi BNetzA’nın gerekçelerinden oldukça farklı. Komisyon, Tavsiye Kararı’nın AB genelinde yeknesak bir çağrı sonlandırma oranından çok, düzenleyici kurumlar tarafından bu oranların hesaplanması konusunda yeknesak bir metodolojinin benimsenmesini (BU-LRIC) amaçladığını belirtiyor. Söz konusu yeknesak metdolojinin ise genel anlamda ilgili pazarda hizmet sağlayan teşebbüsler yönünden maliyet etkinliği yaratmaya hizmet ettiği ve bu durumun AB çapında çoğunlukla geçerli olduğu belirtiliyor. Ancak Almanya örneğinde olduğu gibi bir takım istisnalar da söz konusu.

Komisyon BNetzA’nın uygulamakta olduğu maliyet modelinin Tavsiye Kararı’na uyumlu olduğu konusunda hemfikir. Ancak düzenleyici kurumun tavsiyesinde yer alan benchmarking uygulamasının Almanya sınırları içinde faaliyet gösteren etkin ve farazi bir teşebbüsün maliyetlerine uygun olarak hesaplanıp hesaplanmadığı noktasında ciddi şüpheleri bulunduğunu belirtiyor. Dolayısıyla halihazırda BNetzA’nın tavan fiyat belirlerken neden yalnızca BU-LRIC modelini esas almadığı ve yaptığı hesaplamalar neticesinde Almanya’da faaliyet gösteren teşebbüslere ilişkin etkin maliyet oranlarının neden diğer üye ülkelerde bulunan teşebbüsler için hesaplanan oranlara nazaran çok daha düşük seviyelerde kaldığı noktalarında Komisyon’un sahip olduğu şüpheleri giderecek herhangi bir açıklama yapılmış değil.

Ancak Komisyon, BnetzA tarafından BU-LRIC modeli ile gerçekleştirilen hesaplamaların, Almanya’nın içinde bulunduğu kendine has ekonomik koşullar nedeniyle, aynı metodu uygulayan diğer üye ülkelere göre daha farklı sonuçlar doğurduğunun bilincinde olduğunu belirtiyor. Bu noktada Komisyon, BNetzA’nın uyguladığı modelin güvenilirliği ve kapsamı hakkında bir değerlendirme yapmasının, yaptığı hesaplamaları diğer üye ülke oranlarıyla uyumlaştırmasından çok daha yerinde olacağını belirtiyor.

Tüm bunların yanı sıra, Komisyon’un söz konusu soruşturmayla ilgili görüşü olumlu yönde. Komisyon soruşturmanın Alman düzenleyici kurumu ile yapıcı bir diyalog kurularak, mevcut maliyet modelinin, benzer pazar yapılarına sahip üye ülkelerin sahip olduğu tecrübelerden de yararlanılarak geliştirilmesi ve Almanya’ya özgü nitelikleri de göz ardı etmeden daha yeknesak bir maliyet modeli ortaya konulması amaçlarına hizmet edeceğine inanıyor.

Üç ay sürecek soruşturma dönemi içerisinde Komisyon Avrupa Elektronik Haberleşme Düzenleyiciler Kurumu (BEREC) ile yakın işbirliği içerisinde BNetzA’nın mevcut uygulamalarını değerlendirecek. Ayrıca Komisyon’un Soruşturmaya esas teşkil eden şüpheleri bu süreçte giderilmezse, söz konusu uygulamaların tadil edilmesi veya bunların tamamen terkedilmesine dair bir Tavsiye Kararı çıkartmaya yetkili olduğunu da belirtmeliyiz.

– Fırat Eğrilmez –

İtalyan telekom devinin hareket alanı daralıyor

Telecom Italia ve Swisscom iştiraki Fastweb arasında imzalanan ortak girişim anlaşmasını anlatıyoruz.

Geçtiğimiz günlerde İtalyan Rekabet Otoritesi, Telecom Italia (TIM) ve Swisscom iştiraki Fastweb arasında imzalanan ortak girişim anlaşmasına ilişkin bir soruşturma başlattı. Ortak girişim anlaşması evlere fiber optik şebeke (FTTH) hizmetlerinin sağlanması, hızlandırılması ve geliştirilmesi konularında söz konusu teşebbüslerin işbirliği yapmasını öngörüyor. Anlaşmaya taraf teşebbüsler hakkında kısaca bilgilendirme yapmak gerekirse, TIM sabit ve mobil iletişim hizmetleri sektöründe faaliyet gösteren dikey bütünleşik yapıda bir şirket. Fastweb ise İtalya’daki müşterilerine sabit hat hizmetleri, genişbant internet hizmetleri ve dijital televizyon hizmetleri sağlayan ve TIM gibi dikey bütünleşik bir yapıya sahip bir şirket.

1476724732356İtalyan Rekabet Otoritesi soruşturmanın iki teşebbüsün oluşturduğu ortak girişim neticesinde meydana gelecek yoğunlaşmanın rekabet karşıtı sonuçlar doğurması ihtimaline karşı başlatıldığını ve bu konuda birden çok şikayet aldığını belirtiyor. Zira bu iki şirket tarafından bir ortak girişim oluşturulması noktasında perakende genişbant hizmetleri pazarındaki yoğunlaşmanın artacağı ve bunun hakim duruma sebebiyet vereceği de şikayete konu iddialar arasında yer alıyor.

Soruşturmaya konu anlaşma kapsamında teşebbüslerin 1.2 milyar euro değerinde bir yatırıma imza attığı biliniyor. Anlaşmayla hedeflenen ise İtalya çapında 29 şehirde üç milyon haneye ulaşacak ultra hızlı bir genişbant ağının, hızlı bir şekilde arza sunulması. Soruşturma süreci yeni başlamış olmasına rağmen, ilgili teşebbüslerin her birine şimdiden mali polis gönderildiği ve soruşturma kapsamında değerlendirilebilecek delillerin toplandığı biliniyor.

Otorite hakim durum yaratılacağı iddialarına ek olarak, söz konusu yoğunlaşmanın genişbant ve ultra-hızlı genişbant pazarlarındaki rekabetin yoğunluğunu azaltacağı yönündeki düşüncelerini de kamuoyu ile paylaştı. Ayrıca Otorite yoğunlaşma neticesinde meydana gelecek olumsuz etkilerin yalnızca perakende genişbant ve ultra-genişbant pazarlarını değil, sabit şebekeye toptan erişim hizmetleri pazarını da kapsadığını belirtti.

Öte yandan ortak girşime taraf olan Fastweb, soruşturma konusu faaliyetler çerçevesinde fiber optik kabloların her hafta İtalya çapında 20,000 yeni haneye ulaştırıldığını belirterek bu yoğunlaşmanın İtalyan Devleti’nin başlatmış olduğu ultra-genişbant stratejisiyle de uyumlu olduğunu ileri sürdü. Burada hemen belirtmeliyiz ki ultra-genişbant stratejisi kapsamında İtalya 2016-2022 yılları arasında daha önce internetin bulunmadığı alanlara hızlı internet erişiminin sağlanmasını amaçlamakta. Bu kapsamda İtalya teşebbüslere parasal yardımda bulunacağını da açıkladı. İtalya’nın stratejisi, rekabet hukukuna ilişkin endişelerle Avrupa Komisyonu’nun merceği altına alınsa da, Komisyon’dan geçer not almayı başardı.

Konumuza geri dönmek gerekirse, işlemin hukuki geçerliliği ve faaliyetlerinin doğru yönde ilerlediğine ilişkin hiçbir şüpheleri bulunmadığını açıklayan Fastweb’in yoğunlaşma işlemi neticesinde etkinlik artışlarının yaşanacağı ve bundan tüketicilerin de faydalanacağını düşündüğü söylenebilir.

Öte yandan Enel ve İtalyan ortağı Cassa Depositi e Prestiti’in geçtiğimiz sene Milano ve Lombardiya bölgesinde fiber altyapı sahibi ve işletmecisi olan Metroweb ile kendi iştiraki Enel Open Fiber’ın ortak kontrolünü devralmasının bir sonucu olarak TIM’in hızlı genişbant şebekesi kurma yarışında oldukça büyük bir rakip edindiği biliniyor. AB rupa Komisyonu tarafından uygun görülen  ortak kontrolün devralınması işleminin TIM üzerinde büyük bir rekabetçi yaratacağı aşikar. Ek olarak Fastweb ile gerçekleştirilen ortak girişimin incelenmesi için açılan rekabet soruştuması da hesaba katıldığında, TIM’i FTTH hizmetleri pazarında oldukça zorlu bir sürecin beklediği söylenebilecektir.

– Fırat Eğrilmez –

İnsan kaynakları özelinde uzlaşmanın bedeli yüksek

İnsan kaynakları özelinde uzlaşmanın bedeli yüksek.

Sony Imageworks, Blue Sky, Dreamworks Animation ve Walt Disney bünyesinde 2004 ve 2010 yılları arasında çalışan yaklaşık 10.000 kişiyi ilgilendiren dava sonuçlandı. Bu firmalarda çalışan animasyon ve görsel efekt sanatçıları, 2014 yılının Aralık ayında davalı şirketlerin bilgi değişimi yoluyla azami maaş miktarı belirlediği ve işgücü rekabetini engelleyen anlaşmalar (“poaching agreement” ve “cold call agreement”) akdettiği iddiası ile dava açmışlardı. Sırasıyla Sony, Blue Sky ve Dreamworks’den sonra Walt Disney de uzlaşmayı kabul etti. Şirket 100 milyon dolar ile en yüksek uzlaşma miktarına imza attı. Mahkeme kararı veya uzlaşma miktarının %25’ine varabilen avukatlık ücreti ve her çalışan için yaklaşık 10 bin dolar tazminata hükmedilebileceği düşünüldüğünde Walt Disney en iyi kararı vermiş gibi gözüküyor.

Bilindiği üzere, rakipler arası fiyat, üretim miktarı, satış, hedef gibi parametrelere ilişkin bilgi paylaşımı rekabete aykırı olduğu için cezalandırılıyor. Bazı durumlarda ise bu parametrelerden maaş ve benzeri ödemelerle ilgili olarak anlaşma yapmak yerine insan kaynaklarına ilişkin birtakım bilgilerin değişimi tercih ediliyor. Ancak bu tür bir değişimin de, söz konusu bilgilerin ticari hassas bilgiler olması nedeniyle, rekabete aykırı olacağı kuşkusuz.

Haberin içeriğine ışık tutması açısından biraz detaylandırmak gerekirse, insan kaynakları özelinde rekabete aykırılık teşkil eden başlıca iki anlaşma öne çıkmakta. Bunlardan ilki “poaching” anlaşmaları, rakip teşebbüslerin birbirlerinin çalışanlarını deyim yerindeyse ayartıp kendi bünyelerinde çalıştırmalarını engellemeye yönelik. Bu nedenle uygulamada “çalışanları ayartmama yükümlülüğü” olarak da ifade ediliyor. Bir diğeri ise rakip teşebbüslerin rakibin bünyesindeki bir çalışana iş teklif etmeden önce yine rakibe haber vermesini öngören anlaşmalar. Bu anlaşmalar ise “cold call” anlaşmaları olarak anılıyor. Söz konusu anlaşma, mevcut durumda işveren konumundaki şirketin çalışana karşı teklif yapması halinde, teklif yapan rakip şirketin bu teklifini yükseltmemesini de öngörüyor.

Hatırlatalım ki söz konusu dava insan kaynakları özelinde rekabete aykırı bilgi değişiminin incelendiği ilk dava değil. 2010 yılında Adobe, Apple, Google, Intel, Intuit, E-Bay ve Disney’in iştirakleri Pixar ve Lucasfilm hakkında Adalet Bakanlığı tarafından dava açılmıştı. İleri teknoloji alanında faaliyet gösteren bu şirketlerin birbirlerine haber vermeksizin çalışanlarına iş teklif etmeyeceklerine yönelik anlaşmalar (cold call anlaşmaları) akdettiği ileri sürülmekteydi. Bakanlığın iddiası yalnızca bu anlaşmalara yönelik olmasına rağmen şirketler uzlaşırken işgücü rekabetini engelleyen birtakım başka davranışları da kabul etmişti. Ardından 2011 yılında ise eski bir Lucasfilm çalışanı tarafından yaklaşık 64.000 çalışanı ilgilendiren bir grup davası açılmıştı. Duruşmaların başlamasından itibaren davalılar sırasıyla uzlaşma yoluna gitmiş, uzlaşmaların onandığı nihai karar ise 2015 yılında verilmişti. Bu karar ile Adobe, Apple, Google ve Intel’in 415 milyon dolara uzlaştığı açıklanmıştı.

Durum böyle olmakla birlikte, ülkemizde insan kaynakları özelinde bilgi değişimine ilişkin içtihat birliği olmadığını da anımsatmak gerekir. Bu doğrultuda Rekabet Kurulu tarafından verilen kararlara bugüne kadar diğer ülkelerin rekabet otoritelerinin içtihatları yol göstermekte.

Gediz Çınar

Distribütörlerin/bayilerin faturalarını kontrol etmek rekabet ihlali midir?

Belit Polat, tedarikçiler tarafından yeniden satıcıların faturalarının kontrol edilmesi hakkındaki değerlendirmelerini paylaşıyor.

Bazen fiyatları incelemek, bazen yapılan indirim/promosyonları takip etmek amacıyla firmaların yeniden satıcıların faturalarını kontrol etmesi uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir durum. Elbette yeniden satıcıların faaliyetlerini etkin bir şekilde sürdürmeleri ve ticari devamlılıklarını sağlamaları adına fatura kontrollerinin oldukça geçerli rasyonel gerekçeleri mevcut. Ancak tedarikçiler ile dağıtıcılar/yeniden satıcılar arasındaki ilişkide tarafların birbirine yakınlığı (örneğin distribütöre yönetici atanması) ve faturalar üzerindeki kontrol mekanizmasının dozunu aşması, Rekabet Kurumu’nun merceğine takılmasına sebep olabilir.

Cropped image of young businessman examining invoice through magnifying glass at office desk

Öyle ki, başta hızlı tüketim malları olmak üzere çok sayıda piyasada karşı karşıya kalabileceğimiz fatura kontrolü uygulamaları, distribütör ve perakendecinin satış fiyatını belirlemek veya verilen liste fiyatını uygulamayanlara müdahale etmek suretiyle rekabet kurallarını ihlal edebilir. Benzer şekilde, uygulamanın amacına bağlı olarak dağıtıcıların satış yapacakları bölgelere/müşterilere dair kısıtlamaların fatura kontrolleri aracılığıyla denetlenmesi gibi uygulamalar da rekabet kuralları açısından oldukça riskli.

Rekabet Kurulu da bir kararında, şikayet üzerine gıda ve gıda dışı tüketim mallarının üreticisi teşebbüsler hakkında benzer bir konu hakkında inceleme yapmış ve distribütörlere fiyat empoze edildiği iddiasını da içeren şikayetler akabinde söz konusu teşebbüsler hakkında soruşturma açmıştı. Distribütörler arasında fiyat dengesi sağlamak ve tüketicinin korunması amacıyla perakendecilerin ürünü pahalıya satmasını engellemek amacıyla fiyat belirlendiği savunulsa da, Kurul bu argümanları kabul etmeyerek bayilerin müşterilerine uygulayacakları ıskonto miktarının tedarikçiler tarafından belirlenmesini yeniden satış fiyatının tespiti olarak değerlendirilmişti.

Karara konu olayda, ıskonto miktarlarına uygunluk çeşitli yöntemlerle takip edilmekte, uymayanlara ise mal sevkiyatının kesilmesi gibi müeyyideler uygulanmaktaydı. Bayi yöneticileri tarafından takip edilen uygulamada, özellikle tek elden dağıtım anlaşmalarında tedarikçi tarafından bayi yöneticisinin atanması olağan bir uygulama olarak kabul edilse de, bayi yöneticisi aracılığıyla elde edilen bilgilerin kötüye kullanılmaması gerektiğine dikkat çekilmişti. Bu bakımdan, distribütör ile sağlayıcı arasında koordinasyondan sorumlu bayi yöneticisinin distribütörün faturalarını kontrol etmesi ilk bakışta ihlal olarak görülmese de, söz konusu kontrol mekanizmasının fiyatlara müdahale edilmesine yol açması durumunda ihlal olacağının altı çizilmiş ve teşebbüslere idari para cezası verilmişti.

Toparlamak gerekirse, tedarikçiler ile dağıtıcılar/yeniden satıcılar tedarikçi tarafından faturaların kontrol edilmesi yoluyla bayinin müşterilerine uygulayacağı ıskonto ve promosyon miktarının belirlenmesi yeniden satış fiyatının tespiti teşkil edebilir. Ancak tedarikçi ve distribütörün bayi yöneticileri aracılığıyla yakın ilişkide olması veya faturalarını kontrol etmesi doğrudan rekabet kurallarını ihlal etmeyecektir. Bu sebeple, söz konusu kontrol prosedürünün, her iki tarafın da elini kolunu bağlamadan, rekabet kuralları dikkate alınarak ticari gereksinimler çerçevesinde dizayn edilmesi en uygun yöntem olacaktır.

Çimento sektör raporundan satırbaşları

Rekabet Kurumu çimento sektör raporunu tamamladı.

Geçtiğimiz günlerde Rekabet Kurumu çimento sektörüne ilişkin hazırlamakta olduğu raporu yayımladı. Yayımlanan çalışmada, çimento sektörünün Rekabet Kurulu tarafından en fazla idari para cezası uygulanan dördüncü sektör olduğu ve bu konuda imalat sanayi sektörleri arasında ilk sırada geldiği ilk başta göze çarpanlar arasında. Sektör raporu, iki ana bölümden oluşmakta; ilk bölümde sektörün genel yapısı ve Rekabet Kurumu’nun sektör tecrübesi incelenirken, ikinci bölümde sektörün detaylı bir iktisadi analizini yapılarak çalışma sonuçlanmış.

Raporda Rekabet Kurumu’nun çimento sektörüne ilişkin yaptığı tespitlerden satırbaşlarını sırasıyla vermek gerekirse;

f0fa1be843392c80629426742ec84a53Çimento sektöründe, satışların kış aylarında düştüğü ve yaz aylarında belirgin şekilde arttığı tespit edilerek çimento ürünlerinin arz ve talep dengesinde bir mevsimsellik olduğu ve sektördeki satışların konjonktürle aynı doğrultuda hareket eden bir yapı sergilediğinin altı çizilmiş. Buna ek olarak şehir bazında satış analizi kapsamında; ülke genelinde satışların yaklaşık %25’inin neredeyse sadece üç şehre, %50’sinin ise 13 şehre yapıldığı belirlenmiş. Kurum inceleme yaptığı şehirlerin neredeyse tamamında, bir şehre 4-5 teşebbüsün satış yapmakta olduğu tespitine ek olarak, toplam üretimin %20’si gibi kayda değer bir kısmının sadece 3 şehirde gerçekleştiğinin altı çizilmiş. Üretimin yarısının ise sadece 10 şehirde gerçekleştiği de ortaya çıkan hususlardan. Ek olarak, inceleme yapılan şehirlerin 40 tanesinde ise üretim fazlalığı bulunduğu belirtilmiş.

Şehir bazında yapılan analiz neticesinde Kurum, şehirdeki yoğunlaşma ve teşebbüs sayısı karşılaştırıldığında, teşebbüslerin ülke çapındaki pazar paylarının ve yoğunlaşmanın göreli olarak düşük olduğu sonucuna ulaşmış. Buna karşılık, pazar payı ve yoğunlaşmanın seviyesinin şehirden şehre değişiklik gösterdiği ve çimento sektöründe yoğunlaşma düştükçe veya teşebbüs sayısı arttıkça fiyatların da düştüğüne ilişkin bir bulguya rastlanmadığı öne çıkan noktalardan. Son olarak, çimento satış pazarının yaklaşık %50’sine, pazar payı sıralamasında ilk 5 sırada gelen teşebbüslerin hakim olduğunun buna uygun biçimde yine ilk 5 teşebbüsün piyasadaki üretimin %50 ila %60’lık kısmını gerçekleştirdiğinin altı çizilmiş.

Çimento fiyatlarının maliyet ve talep değişimiyle ilgili incelemesi kapsamında, çimento sektöründe fiyatlar ile maliyet arasında sıkı bir bağ gözlemlenemediği, bu kapsamda cari dönemdeki fiyat değişiminin aynı dönemdeki maliyet değişimlerinden ender olarak ve çok düşük düzeyde etkilendiğine dikkat çekilmiş. 2010 – 2014 yılları arasındaki firma davranışlarının analiz edildiği çalışma sonucunda ise, çimento sektöründe son yıllarda gözlemlenen fiyat seviyelerinin genel olarak oligopolistik rekabetten beklenen fiyat seviyelerinden yukarıda belirlendiği belirtilmiş.

Sonuç kısmında Kurum’un, satış hacimlerinin dağılımını gerekçe göstererek sektörün olması gereken rekabetçi düzeyin oldukça gerisinde olduğu tespitini yaptığını görmekteyiz. Neticede Kurum raporda, teşebbüs sayısındaki artışın fiyatlarda düşüş yönünde bir baskı oluşturmaması, pazarda faaliyet gösteren teşebbüslerin ülke genelinde pazar paylarının simetrik olması ve pazarın yaklaşık yarısına 5 teşebbüsün hakim olması gibi sebeplerle, rekabetçi dinamiklerin etkin bir şekilde işletilemediği sonucuna ulaşmış.

Sertifikalı Rekabet Hukuku Programı

6. Dönem sertifikalı rekabet hukuku programı başlıyor

Rekabet Kurumu’nun da desteğiyle Bilgi Üniversitesi Rekabet Hukuku ve Politikası Uygulama ve Araştırma Merkezi (RHM) tarafından düzenlenen Rekabet Hukuku Sertifika Programı altıncı senesine giriyor.

İstanbul Bilgi Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren RHM bu sene, sertifika programının altıncısını düzenlemeye hazırlanıyor. Program, 22 Ekim – 3 Aralık 2016 tarihleri arasında rekabet hukuku ve uygulamasına ilişkin düzenlenecek eğitimlerde alanında uzman uygulayıcı ve akademisyenleri ağırlayacak.

Haftada bir gün olmak üzere 15 modülden oluşan program dahilinde incelenecek konulardan bazıları şöyle: rekabet ekonomisi, yatay anlaşmalar, telekom ve enerji piyasasında rekabet, ayrımcı uygulamalar, yıkıcı fiyatlama, indirim sistemleri ve mal vermeyi reddetme. Sertifika Programı kapsamında eski Rekabet Kurumu Uzmanı ve Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı Kıdemli Ortaklarından Av. Şahin Ardıyok, 12 Kasım 2016 tarihinde Yıkıcı Fiyatlandırma, Fiyat Sıkıştırması ve İndirim Sistemleri hakkında bilgi ve deneyimlerini paylaşacak.

Avukat, danışmanlar ve Kurum uzmanları tarafından verilecek modüller, rekabet hukuku ve regülasyon alanında uzmanlaşmayı amaçlayan katılımcılarını bekliyor.

Program hakkında ayrıntılı bilgi almak için https://rhm.bilgi.edu.tr/tr/sayfa/iletisim-13/ adresini ziyaret edebilir veya rhm@bilgi.edu.tr adresine mail atabilirsiniz.

mailing_brosur_

Lobi faaliyetlerini tadında bırakmalı

Belçika Rekabet Otoritesi, üç çimento üreticisine yaklaşık 14.5 milyon Avro, Belçika Çimento Endüstrileri Birliği’ne ve Belçika Çimento Endüstrisi Ulusal Teknik ve Bilimsel Araştırma Merkezine ise 100 bin Avro para cezası vermişti. Kararın gerekçesine göre ise, bu teşebbüs ve birlikler uyumlu eylem içerisinde yeni bir mevzuat maddesinin hazır beton üretiminde kullanılmasını engelleme amacına yönelik lobi faaliyetleri içerisindeydi. Diğer noktalardan biri de, söz konusu uygulamanın yeni bir üreticinin Belçika pazarına girmesini engellemek amacını da içermesiydi.

Karar Temyiz Mahkemesi’nin önüne geldi. Mahkeme, yargılamanın uzunluğuna ilişkin usuli itirazları, tarafların savunma haklarının açıkça ihlal edildiğinin ortaya konulamaması gerekçesiyle reddetti. Mahkeme ayrıca, söz konusu lobi faaliyetlerinin yeterli derecede değerlendiremediğini belirterek kararı esastan bozdu. Bahsi geçen karar alma organlarının, hakkında karar verilen çimento üreticilerinin kontrolü altında olmadığına da önemle değinen Mahkeme, bu üreticilerin görüş bildirme ve karar alma süreçlerindeki katılımının ise açık, tarafsız ve ayrımcılık teşkil etmeyecek nitelikte olduğuna dikkat çekti. Mahkeme, teşebbüslerin söz konusu süreçlerdeki katılımlarının karar verme organını kontrol etme veya bu organın yerine geçme niteliğinde olmadığı, bu nedenle teşebbüslerin faaliyetlerinin izin verilen lobi faaliyetlerinin ötesine geçmediği sonucuna ulaştığı.

Rekabet Kurulu’nun jeotermal kararı

Geçtiğimiz sene Rekabet Kurumu’na yapılan başvuru üzerine Bereket Jeotermal ile ilgili bir şikayette bulunulmuştu. Bereket Jeotermal 2002 yılında Bereket Enerji Üretim A.Ş.’nin bir iştiraki olarak, Denizli’nin Sarayköy ilçesinde jeotermal enerji ısıtma ve sıca su hizmeti sağlamak amacıyla kurulmuş bir teşebbüs.  Kararda, Bereket Jeotermal’in 2015 yılının Haziran ayı itibariyle sözleşmesi olan müşterilerine sıcak su ve ısınma hizmeti vermeyi kestiği, ısınmayı sağlayan eşanjör isimli cihazı da abonelerin binalarından tek tek söktüğü iddia edildi. 13 senedir ısınma ve sıcak su hizmetini kesintisiz olarak abonelerine sağlayan Bereket Jeotermal’in hizmetlerini bir anda kesmesi, hem aboneler, hem de soruşturmayı dışarıdan takip eden gözler tarafından anlamlandırılamasa da, savunmasında Bereket Jeotermal, bu davranışına sebep olarak 5627 sayılı Enerji Verimliliği Kanunu’nu işaret etti.

Yapılan incelemeler sonucunda, Bereket Jeotermal’in, Enerji Verimliliği Kanunu’nun ilgili hükümlerine uyumlu hareket etmek adına, abonelerin binalarındaki eşanjörleri söküp, kalorimetre takmak niyetinde olduğu ortaya çıktı. 2015 Haziran ayından sonrasında hizmet verilmemesinin sebebi olarak Bereket Jeotermal, kalorimetre takılmasına rıza göstermeyen ve/veya yeni maliyet hesaplama sistemini içeren sözleşmeyi yapmak istemeyen aboneleri gösterdi. Ayrıca abonelere, yeni sistemin verimlilik ve gider paylaşımı yönünden onlar lehine olacağı bilgilendirilmesi yapılmıştı.

Kurul tarafından yapılan değerlendirmede, Bereket Jeotermal’in bir zorunluluk olarak belirttiği Enerji Verimliliği Kanunu kapsamındaki kalorimetre uygulamasına geçilmesine aykırı davranış halinde kanunda herhangi bir yaptırım bulunmadığı ortaya kondu ancak sonrasında merkezi sistemle ısıtılan binalarda enerji bedelinin kullanım miktarına göre ne şekilde ve kimlerce bölüşüleceğinin Rekabet Kanunu kapsamında olmadığı ve dolayısıyla hakim durumun kötüye kullanılması şeklinde bir ihlalin de söz konusu olmadığı belirtildi. Bunun yanı sıra, Bereket Jeotermal’in abonelerle yaptığı eski sözleşmenin yalnızca enerji bedeline ilişkin bilgi içerdiği, yeni sözlemede ise yeni ve daha adil bir bedel hesaplama yöntemi ve bakım iyileştirme ile sayaç okuma ücreti bulunduğu ortaya kondu. Daha fazla masraf kalemi içermesine rağmen yeni sözleşmenin tüketicileri aşırı fiyatlandırmadan koruyan bir mekanizmaya sahip olması, fiyat artışına belirlilik getirmesi ve abonenin talebini ayarlayarak enerji bedelini belirleyebilmesine imkan sağlaması da Kurul tarafından davranışın bir hakim durumu kötüye kullanma olmadığı yönünde bir tespit olarak sunuldu. Özellikle enerji bedelinin tüketiciler arasında bölüştürülmesi yönteminin Rekabet Kanunu kapsamında ele alınmaması gerektiği yorumuyla, Kurul tarafından yapılan değerlendirmenin isabetli olduğunu söyleyebiliriz.

Sonuç olarak Kurul, Bereket Jeotermal’in abonelere kalorimetre cihazı taktırma zorunluluğu getirmek ve mevcut sözleşmeleri yenilemeye yönelik eylemlerini, Rekabet Kanunu 6. madde çerçevesinde bir ihlal olarak görmediğini belirterek, şikayetin reddine karar verdi.

-Fırat Eğrilmez-

Münih’de FIBA’ya ihtiyati tedbir

Münih Yerel Mahkemesi, Uluslararası Basketbol Fedarasyonu’nu (The International Basketball Federation – FIBA) Euroleague Basketball katılımcılarına yaptırım uygulamaktan men etti.

FIBA ve federasyonun Avrupa ayağı olan FIBA Europe, Euroleague ve Eurocup’a alternatif olarak, Avrupa genelinde bir basketbol ligi düzenlemek istedi. Euroleague ve Eurocup’ı 2000 yılından beri düzenlemekte olan Euroleague Basketball şirketi ile FIBA arasında, bu yeni ligin formatı üzerine görüşmeler sürüyordu; ancak görüşmeler 2015’te anlaşmazlıkla sonuçlandı. Bunun üzerine, FIBA kendi ligini düzenleme kararı alsa da kimi takımlar Euroleague organizasyonlarına katılmayı tercih edecekleri yönünde bir tutum sergilediler.

7904893878_68017d41ae_oFIBA ise açılışını bu sonbaharda yapmayı planladığı kendi ligi ile bağlantılı olarak, ulusal federasyonların kendilerine bağlı kulüplerin yalnızca FIBA tarafından onaylanan etkinliklere katılmasını sağlamakla yükümlü olduğu yönünde bir kural getirdi. Bunun üzerine Federasyon’un yönetim kurulu, Euroleague’in etkinliklerini destekleyen ulusal federasyonların milli takımlarının FIBA’nın Avrupa organizasyonlarında yer alamayacağına karar verdi ve kendi üyesi bulunan kulüpleri bu konuda uyardı. Belirtelim ki, FIBA’nın düzenlemelerine uymayan ulusal federasyonlara ceza verme yetkisi bulunmakta. Bir diğer deyişle FIBA söz hakkın kendisinde bulunduğu uluslararası etkinlikler bakımından, milli takımları bu etkinliklere katılmaktan men edebilir.

Bu gelişmeler üzerine, Euroleague Şubat ayında FIBA’nın hakim durumunu kötüye kullandığı iddiası ile AB Komisyonu’na şikayette bulundu. Euroleague’in açıklamaları, Federasyon’un basketbol etkinlikleri açısından hakim konumunda bulunduğu ve takımların karar verme özgürlüğünü kısıtlayarak hakim durumunu kötüye kullandığı yönünde. Ayrıca, kulüplerin kollektif olarak Euroleague’in hisselerinin yarısından fazlasına sahip olduğu göz önünde tutularak, profesyonel spor organizasyonlarının düzenlenişi konusunda karar merciinin hissedarlar olması gerektiğini savunuyorlar.

Henüz AB Komisyonu’nun incelemesi sonuçlanmış değil, ancak Münih Yerel Mahkemesi, bir ihtiyati tedbir kararı verdi ve FIBA’yı kulüplere ve ülke federasyonlarına yaptırım uygulamaktan men etti. Rio de Janeiro’da gerçekleşecek yaz olimpiyatlarına katılacak takımların önümüzdeki ay belirleneceği ve ayrıca önümüzdeki yıl da uluslararası basketbol turnuvası Eurobasket’in düzenleneceği göz önüne alındığında, AB Komisyonu’ndan gelecek kararı beklemeden bir ihtiyati tedbir kararı alma yoluna gidilmesi mantıklı gözüküyor.

FIBA’nın merkezi Münih’te bulunduğu için Münih Yerel Mahkemesi’nde açılan davada verilen bu karara, 6 Haziran 2016 tarihinde FIBA tarafından itiraz edildi. Şimdi, Münih Bölge Mahkemesi’nin konu ile ilgili karar vermesi bekleniyor.

– Gülce Korkmaz –

Rekabet Forumu’nun 100.sayısı

Türkiye’deki rekabet kültürüne katkıda bulunmak amacıyla kurulan bir sivil toplum örgütü olarak Rekabet Derneği, Mayıs 2004’ten bu yana yayınladığı aylık Rekabet Forumu’nun 100. sayısına ulaştı.

Rekabet hukuku ve iktisadına ilişkin güncel konuları bizlerle paylaşan derginin bu sayısında, Rekabet Derneği Başkanı Dr. Ahmet Fatih Özkan’ın 100.sayıya dair görüşlerinin yanısıra, Prof. Dr. Erdal Türkkan, Doç. Dr. Nurkut İnan, Yrd. Doç. Dr. Şirin Güven’in katkıları yer alıyor. Ek olarak, Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı’nda Ortak Avukat Şahin Ardıyok’un da “2015 Yılında Rekabet Hukukunda Dünyada Neler Yaşandı?” başlıklı tebliğine yer veriliyor. Diğer sayılardan farklı olarak kitap halinde yayımlanacak olan 100.sayıda ayrıca, 25 Şubat 2016 Perşembe günü 18:00 – 21:00 saatleri arasında Ankara’da Midi Hotel’de bir resepsiyon düzenleneceği bilgisi veriliyor.

Bu vesileyle Rekabet Derneği’ne ve katkı sağlayan herkese başarılarının devamını diliyorum.

Derginin 100.sayısını okumak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz.

Dosyaya giriş mevzu- atında değişiklik

 

Dosyaya Giriş Hakkının Düzenlenmesine ve Ticari Sırların Korunmasına İlişkin Tebliğ, 14.01.2016 tarih ve 16-02/43-Rm (1) sayılı Kurul Kararıyla değişikliğe uğradı ve bu değişikliklere dair Tebliğ 31.01.2016 tarih ve 29610 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

İlk olarak, Tebliğ’in 8. maddesinin başlığı “Dosyaya Giriş Hakkının Kullanılabileceği Süre ve Şekil” olarak tekrar kaleme alındı ve yine aynı maddeye yeni bir fıkra eklendi. Eklenen bu 4. fıkra ile Tebliğ’in yürürlüğe girmesinin ardından dosyaya giriş hakkının kullanılabilmesi için Dosyaya Giriş Talep Formunun doldurulması gerekeceği belirtildi. Bahsedilen bu formun bir örneği de Ek-1 ismiyle Tebliğ’e eklendi.

Yapılan ikinci değişiklik ise 9. maddede karşımıza çıkıyor. Dosyaya giriş hakkının kullanılabilmesi Dosyaya Giriş Talep Formunun doldurulması şartına bağlandığından, 9. maddenin 1. fıkrasına “formda yer alan hususlar göz önünde bulundurularak” ibaresinin eklendiğini görüyoruz. Aynı maddenin 2. fıkrasındaki “soruşturma heyeti talebin uygun olmadığı kanaatine varırsa, talebe ilişkin karar Kurul tarafından verilir” ibaresi ise, “soruşturma heyeti talebin kısmen ya da tamamen uygun olmadığı kanaatine varırsa, talebe ilişkin karar Kurul tarafından verilir.” şeklinde değiştirildi.

(Çağrı Karakaş’ın kaleminden)

Memleket manzaraları: 2015 rekabete yaradı (mı???)

“Rekabet” deyince ne anlıyorsanız, bir kere daha düşünebilirsiniz. Memleketten haberleri Belit Polat aktarıyor.

Biliyorum gündem meşgul. Ama bugün sizi gülümsetecek 1-2 sözüm var.

Daha önce 2015’de rekabet bakımından neler olduğunu bu yazımda anlatmıştım. Geçtiğimiz haftalarda ise, konu, Rekabet Derneği’nin “2015 Yılında Rekabet Hukukunda Dünyada ve Türkiye’de Neler Yaşandı?” başlıklı panelinde Av.Şahin Ardıyok ile Av.M.Haluk Arı tarafından ele alınmıştı. Av.M.Haluk Arı, sunumunda Türkiye’deki gelişmeleri anlatırken, Kurum’un internet sitesinde yer alan gerekçeli kararlardan birinden bahsetti. Ben de yazmadan edemedim.

Bir adım geriye gidip, önce şu sorunun cevabını verelim. 2015’de rekabet bakımından iyi kötü bir şeyler oldu da… Ne “olmadı”?

Esastan idari para cezası.

Evet, 2015’in kapanmasıyla birlikte farkına vardığımız üzere Rekabet Kurumu bir yılı esastan para cezası vermeksizin tamamladı.

Neden mi?
Untitled2Sol tarafta gördüğünüz fotoğraf, özene bezene hazırlanmış ve uğraşılmış bir haberin ilk görüntüsü. Bilirsiniz, rekabet hukuku bilincini oluşturmak/arttırmak yönündeki çalışmalar bir yana, hem Rekabet Kurumu, hem uygulayıcılar, rekabet hukuku ile haksız rekabet arasındaki farkı anlatmak için de çok uğraşmıştır. İkisini birbirine karıştıran sorulara ya da rekabet hukukuyla da ilgili olsa “haksız rekabet kurumuna dava açabilir miyiz?” gibi kafa karışıklarına birçoğumuzun rast geldiğini inkâr etmeyelim.

Bu belirsizliğe bir de, memleketin farklı illerindeki sürücü kurslarına, fırıncılara, kuyumculara karşı açılan önaraştırmalar da eklenince, kafalar biraz karıştı gibi görünüyor.

Bilirsiniz, teşebbüs birlikleri tarafından belirli fiyatın altında satış yapılmasını önlemeye yönelik fiyat listeleri yayınlanabiliyor. Rekabet Kurumu’nun da bu gibi uygulamalara yönelik pek çok kararı mevcut. Fırıncılar ve Uncular Odası’nın benzer bir uygulamasının Rekabet Kurumu’na şikayet edilmesi üzerine, Kurum, İç Anadolu’daki fırıncıların Oda tarafından belirlenen fiyatın altında satış yapmasına müdahale edildiği yönündeki uygulamaları inceledi. Bu incelemelere yenileri de eklendi.

Görünen o ki, Odaların belirlediği fiyatların altında satış yapılmaması yönünde fırınlara uyarı yapılıyor, aksi durumda fırınlara ceza veriliyordu. Federasyon Başkanı, zabıta ve polis memurları eşliğinde fırınlara baskın yapmış ve aralarındaki rekabeti ortadan kaldırmak adına, ucuz ekmek satan fırınların afişleri yırtılarak kendilerine uyarılarda bulunmuştu. Ucuz ekmek satan fırınlar listeleniyor ve rayiç fiyatın altında satış yapanlara karşı hukuki yollara başvurulmasına ilişkin Oda yönetim kurulu kararları alınıyordu. Yerel ve ulusal basında da sıklıkla “Ekmek Artık Tek Fiyattan Satılacak”, “Rekabet Yapan Fırıncılara Cezalar Yağacak”, “1 Liranın Altında Ekmek Satan Fırınlar Kapatılacak” gibi başlıklı haberler yer alıyordu. Konu, haksız rekabet iddiasıyla mahkemeye de taşınmıştı. Ne Rekabet Kurumu ne de esnaf bir şey yapabilir mi diye düşünürken, Rekabet Kurumu, Oda’ya ve Federasyon’a belirli bir fiyat düzeyinden satışa zorlama uygulamalarının Kanun’a aykırı olduğu yönünde bilgilendirme yapılması ve aksi takdirde haklarında işlem başlatılacağı yönünde görüş bildirilmesine karar verdi.

Yukarıda bahsettiğim hikayenin gerekçeli kararda atfı yapılan “Fırınlara Rekabet Denetimi” başlıklı bir habere konu olduğunu, baskınların bizzat muhabirler tarafından kayda alındığını göreceksiniz. Benzer birçok haber kaydına yine gerekçeli karardan ulaşabilirsiniz. Dilerseniz, Kurul kararını ve ceza verilmeyen 2015’de uzun uğraşlara rağmen rekabet bilincinin ne aşamada olduğunu ayrıca tartışabiliriz.

Ama, kayıtların arka fonundaki Görevimiz Tehlike film müziği ya da Beyaz Giyme Toz Olur türküsüyle birlikte,  “Fiyatlar nasıl, rekabet var mı?” diyerek “Acı var mı acı?” sorusunu hatırlatan, “diğer fırıncılara ucuz satıp rekabet başlattı… rekabetten dolayı çok yıprandık” diyerek “okuyom ben yaa” cevaplarını sollayan diyaloglardan bir tanesi, en azından fırıncılar için tartışmaya son noktayı koyuyor:

  • Muhabir: “Neden rekabet ettiniz”?
  • Esnaf: “Yani işte onu bi bilsek…”