Atık Eşyaların Kontrolü Yönetmeliği

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2012 yılında bu yönetmeliklere bir yenisini ekleyerek Atık Elektrikli ve Elektronik Eşyaların Kontrolü Yönetmeliği’ni yayınladı.

Devamı Başak Yılmaz’ın yazısında.

Atık pil, atık yağ, ömrünü tamamlamış lastik ve daha birçok atık piyasasında çıkartılan yönetmeliklerle atıkların çevreye zarar verecek şekilde bırakılması yasaklanıyor ve bunların toplanarak geri kazandırılması zorunlu hale getiriliyor. Bu kapsamda ilgili ürün üreticileri, tabi oldukları yönetmelikler uyarınca atıkları toplamak, geri kazandırmak ve bertarafını sağlamakla yükümlü.

dxelectrica_sectorsÇevre ve Şehircilik Bakanlığı 2012 yılında bu yönetmeliklere bir yenisini ekleyerek Atık Elektrikli ve Elektronik Eşyaların Kontrolü Yönetmeliği’ni yayınladı. Bu Yönetmelik tıpkı yukarıda bahsettiğimiz düzenlemelerle aynı amacı güdüyor.

Yönetmelik kapsamında elektrikli ve elektronik eşya oldukça geniş bir yelpazeyi kapsıyor: büyük ev eşyaları, küçük ev aletleri, bilişim ve telekomünikasyon ekipmanları, aydınlatma ekipmanları, tüketici ekipmanları, elektrikli ve elektronik aletler, oyuncaklar, eğlence ve spor ekipmanları, tıbbi cihazlar, izleme ve kontrol aletleri ve otomatlar.

Yukarıda sayılan ürünleri üreten teşebbüslerin sayısının oldukça fazla olduğu düşünüldüğünde, Atık Elektrikli ve Elektronik Eşyaların Kontrolü Yönetmeliği’nin çok fazla üreticiyi ilgilendirdiğini ve yükümlülük altına soktuğunu söylemek mümkün.

Tabi işin bir de rekabet kurallarını ilgilendiren bir boyutu var.

Nitekim Atık Elektrikli ve Elektronik Eşyaların Kontrolü Yönetmeliği de dahil atık piyasalarına ilişkin yönetmelikler; üreticilerin, atık yönetimine ilişkin sorumluluklarını gerçekleştirmek üzere bir araya gelmesine ve Bakanlık tarafından yetkilendirilmiş kar amacı gütmeyen yapılar kurmasına izin veriyor. İşte tam da bu noktada rekabet hukukuna ilişkin hassasiyetler başlıyor!

Bu hassasiyetler;

  • Birbirinin rakibi konumundaki üreticilerin bir kuruluş çatısı altında bir araya gelmesi ve söz konusu kuruluşun rakipler arası rekabete aykırı anlaşmalara zemin hazırlayan bir platform haline dönüşme ihtimali ve
  • Birden fazla üretici tarafından kurulduğu için atık toplama piyasasında pazar gücüne sahip hale gelen kuruluşların bu gücünü gerek kendisine üye olmayan üreticiler gerekse atığın bertaraf edilmesine kadarki süreçte rol alan oyuncular bakımından kötüye kullanması riski.

Nitekim Rekabet Kurulu da bu gerekçelerle son yıllarda çeşitli geri dönüşüm pazarları hakkında incelemelerde bulundu ve verdiği 5835617404_72760d0b03kararlar doğrultusunda bu pazarlarda etkin rekabetin sağlanmasını amaçladı.

Bu incelemelerden bir tanesi, bizim de tarafı olduğumuz ÇEVKO önaraştırması. İlgili önaraştırmanın tarafları, Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği çerçevesinde İzmir ilinde ambalaj atıklarının toplanması amacıyla teşebbüslerin bir araya gelerek kurdukları İzgep ile Türkiye’de yetkilendirilmiş kuruluş olarak faaliyet gösteren ÇEVKO’dur.

Kurul, hakkında önaraştırma yürütülen teşebbüslerin pazar ve müşteri paylaşımı içinde olduklarına ve söz konusu teşebbüslerin bir araya gelerek kurduğu İzgep’in rekabeti kısıtlayıcı amacının bulunduğuna karar verdi. Ancak, İzgep’in kurulmasında ve faaliyete geçmesinde Çevre ve Orman Bakanlığı’nın açık teşvik ve desteğinin bulunduğu dikkate alınarak taraflara görüş gönderilmesine karar verildi ve soruşturma açılmadı.

Bununla birlikte Kurul, ÇEVKO tarafından;

  • Belgelendirme hizmet bedelinin müşterilerin bir önceki yılda piyasaya sürdüğü ambalajın tamamı üzerinden hesaplanmasını ve
  • Yeşil nokta markasının kullanım hakkının yetkilendirilmiş kuruluş hizmetleri ile bağlanarak pazarlanmasını

hakim durumun kötüye kullanılması kuralları çerçevesinde inceledi. Ancak ÇEVKO, Rekabet Kurumu’na bir taahhüt yazısı gönderip rekabet kurallarına aykırı davranışlarını derhal gidereceğini taahhüt ettiğinden ÇEVKO hakkında soruşturma açılmadı.

Ömrünü Tamamlamış Lastiklerin Kontrolü Yönetmeliği kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmek amacıyla lastik üreticilerinin kurmuş olduğu LASDER tarafından yapılan muafiyet başvurusu atık sistemleri pazarlarında gerçekleşen ve yine ACTECON’un taraf olduğu bir diğer Kurul incelemesi. Bu kapsamda Kurul, ilgili sistemin rekabet kuralları bakımından herhangi bir risk barındırıp barındırmadığını inceledi ve bu sisteme 5 yıllığına muafiyet tanıdı.

Kurul kararlarından da görüleceği üzere, atık piyasaları hakkındaki yönetmeliklerden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla üreticiler tarafından kurulan derneklerin –rekabet kuralları bakımından hassas yapılanmalar olduğu düşünüldüğünde- dikkatli bir biçimde dizayn edilmesi ve dernek faaliyetlerinin her aşamasında rekabet kurallarının dikkate alınması gerekiyor.

Komisyon’dan Rekor Ceza!

Avrupa Komisyonu’nun rekor cezası!

Devamı Başak Yılmaz’ın yazısında.

Komisyon geçtiğimiz günlerde bir rekora imza atarak, aralarında Philips, LG gibi dünyaca ünlü şirketlerin bulunduğu 7 bilgisayar ve ekran tüpü üreticisine “katot ışın tüpü” fiyatlarını sabitledikleri gerekçesiyle toplamda 1.5 milyar Euro para cezası kesti.

Bu cezanın, Komisyon’un şimdiye kadar bir soruşturma sonucunda kestiği en yüksek para cezası olduğunu söylemekte yarar var.

Komisyon tarafından yapılan açıklamaya göre şirketler, 90’lı yılların sonundan 2006 yılına kadar bilgisayar ve ekran tüpü pazarlarında “katot ışın tüpü” fiyatlarını sabitlemekle kalmamış, pazar ve müşteri paylaşımı anlaşmaları da yapmış.

Race TrackDeğişen ve gelişen teknolojiler karşısında tüplü televizyon ve bilgisayarlara olan ilginin azalmasıyla birlikte şirketlerin işbirliği yoluna gitmeyi tercih ettiklerini belirten Komisyon, işbirliği sayesinde şirketlerin büyük kazanç sağladığını belirtti.

Soruşturma süresince yapılan incelemelerde kartel üyesi şirket yöneticilerinin ve çalışanlarının Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde toplantılar düzenlediği anlaşılmış. Bu toplantıların notlarına da ulaştığını belirten Komisyon, toplantı notlarının aslında eskiyen teknolojik ürünlerden maksimum gelir elde etmek isteyen şirketlerin pazardaki fiyatları sabitlemek konusunda nasıl bir çaba içinde olduklarını kanıtlar nitelikte olduğunun altını çiziyor.

Bununla birlikte, kartel üyelerinin aslında rekabet kurallarını ihlal etmenin ne gibi sonuçlar doğurduğunun bilincinde olduğu da inceleme sırasında bulunan bir belgede yer alan şu ifadelerden anlaşılıyor: “Bunu herkes gizli tutmalı, çünkü bu tüketici ve Avrupa Komisyonu tarafından öğrenilirse ciddi zararlar doğabilir”.

Komisyon tarafından bu kadar ilgiyle karşılanan soruşturmanın sonuçlarına da değinmek lazım. Zira şirketlere kesilen cezalar dudak uçuklatacak oranlarda. Örneğin soruşturma kapsamında en yüksek cezayı alan şirket 391 milyon Euro ile Philips ve LG’nin bir araya gelerek kurduğu ortak girişim. Bununla birlikte Philips tek başına 313 milyon Euro ceza alırken LG 295 milyon Euro ceza almış.

Tayland’lı şirket Chunghwa ise ilk pişmanlık başvurusunda bulunan şirket sıfatıyla karteli ispiyonladığı için Komisyon tarafından mükâfatlandırılmış ve herhangi bir ceza almamış. Komisyon tarafından verilen cezalara ve indirim oranlarına bakıldığında, Chungwa dışında Samsung, Philips ve Technicolor’ın da pişmanlık başvurusunda bulunduğu ve çeşitli oranlarda indirim aldığını görüyoruz.

Soruşturma sonucunda Komisyon tarafından verilen cezalara ve indirim oranlarına baktığımızda aslında pişmanlık müessesesinin ne kadar önemli olduğunu ve şirketlere ne kadar büyük avantajlar sağladığını söylemek mümkün.

Bir Protokol de Bankacılıktan!

Rekabet Kurulu BDDK arasında İşbirliği Protokolü imzalandı.

Bankacılar son yıllarda Rekabet Kurumu’nun gündemini oldukça meşgul ediyor. 2011 yılında maaş promosyonları hakkında yaptıkları centilmenlik anlaşmalarından dolayı Rekabet Kurulu’ndan toplamda 73 milyon TL’lik ceza yiyen sekiz bankanın ardından Kurul, 2011’in sonunda 12 banka hakkında yeni bir soruşturma daha açılmasına karar verdi. Medya başta olmak üzere birçok mecra tarafından da yakından takip edilen bu ikinci soruşturmanın sonucu heyecanla bekleniyor.

Hal böyle olunca bankacılık sektörünün düzenlenmesi ve denetlenmesinden sorumlu kurum olan BDDK’nın söz konusu sektörde rekabete aykırı olarak değerlendirilebilecek teşebbüs faaliyetleri karşısındaki duruşu konusu merak uyandırmaya başladı.

Nitekim Rekabet Kurulu’nun tamamladığı soruşturmada, taraf teşebbüslerden bazıları BDDK’nın bankalar üzerindeki denetim yetkisinin dikkate alınarak soruşturma bakımından görevli ve yetkili mercii olarak kabul edilmesi gerektiği ve dolayısıyla Rekabet Kurumu’nun bankacılık sektöründeki yetkisinin tartışmalı olduğu yönünde itirazlarda bulunmuştu.

BDDK-50-personel-aliyor

Bunun üzerine Kurul, her kurumun kendi mevzuatı çerçevesinde denetim yapması gerektiğini belirterek Rekabet Kanunu’nda yasaklanan eylemlerin gerçekleştirilmesi durumunda Rekabet Kurumu’nun devreye girmesi gerektiğinin altını çizdi.

16.11.2012 tarihinde ise tüm bu tartışmalara son verecek bir gelişme yaşandı.

Rekabet Kurumu’nun internet sitesinde, Kurum ile BDDK arasında İşbirliği ve Bilgi Paylaşımı Protokolü imzalandığına ilişkin bir haber yayınlanarak söz konusu Protokol kamuoyuna duyuruldu. İlgili Protokol, finansal sektörde rekabet ortamının tesisi, geliştirilmesi ve korunması amacıyla Rekabet Kurumu ve BDDK’nın yetki ve görev alanlarına giren konuların işbirliği içinde ele alınmasını ve bu konular hakkında bilgi paylaşımı içinde bulunmalarını konu alıyor. Bu kapsamda iki kurum arasında imzalanan metinde dikkat çeken hususlar şu şekilde:

–        Her iki kurum da, denetim, inceleme, araştırma ya da soruşturma süreçlerinde diğer tarafın görev alanına giren konular hakkında nihai görüşlerini paylaşabilir.

–        Taraflar birbirlerinden denetim, inceleme, araştırma ya da soruşturma sırasında gerek duyulan ve diğer tarafta bulunabilecek bilgi ve belgeleri talep edebilir.

–        Tarafların birbirlerine ilettikleri bilgi ve görüşler, taraflarca öncelikle değerlendirilir ve ivedilikle karşılanır.

–        Rekabet Kurumu ve BDDK’ya ulaşan şikayet ve bildirimler, diğer kurumun görev ve yetki alanına giriyorsa söz konusu şikayet ve bildirimler diğer kuruma iletilir.

–        BDDK, finansal sektörde rekabetin tesisine ilişkin düzenlemeler yaparken Rekabet Kurumu’nun kendisine sunduğu görüşleri dikkate alır.

–        Rekabet Kurumu tarafından ilgili sektörde başlatılan soruşturmalar ilgililere bildirilmeden ve kamuoyuna açıklanmadan önce BDDK’ya bildirilir.

–        Taraflar, müşterek konulara ilişkin yasal düzenleme ve değişikliklerde birbirlerinin yazılı görüşünü alabilir.

Bu protokol, Rekabet Kurumu ile BDDK’nın görev ve yetki alanlarının belirlenmesi ve finansal sektörde rekabeti kısıtlayıcı eylemlerin meydana gelmesi durumunda Rekabet Kurumu’nun müdahalede bulunacağının netleştirilmiş olması sebebiyle büyük önem taşıyor. Hatırlarsak, benzer şekilde Bilgi İletişim Teknolojileri ve İletişim Kurumu’da Rekabet Kurumu ile işbirliği protokolü imzalayarak buzları eritmeye çalışmıştı. Peki BDDK-RK Protokolü amacına ulaşacak mı? Onu göreceğiz.

Otomotivciler Bakmadan Geçmesin

Bu çalışma Rekabet Kanunu ve ikincil mevzuat bakımından AB’yi temel alan ülkemiz bakımından da yol gösterici olabilir.

AB’de gerçekleştirilen Tüzük değişikliğiyle otomotiv sektörüne yönelik rekabet kurallarının revize edildiğinden bahsetmiştik. Ancak Komisyon otomotiv sektörüyle ilgili çalışmalarını söz konusu tüzük değişikliği ile sınırlamadığını geçtiğimiz günlerde yayınladığı “Motorlu Taşıt Sektöründe Rekabet Kurallarının Uygulanması Hakkında Sıkça Sorulan Sorular Kılavuzu” ile gösterdi.

Bu çalışma Rekabet Kanunu ve ikincil mevzuat bakımından AB’yi temel alan ülkemiz bakımından da yol gösterici olabilir. Zira otomotiv sektöründe rekabet hukuku uygulamasının AB’deki yeni Tüzük ve kılavuzlarla uyumlu hale getirilmesi uzun süredir merakla beklenen bir konu. Hatta uyumlaştırma sürecinin biraz geç kaldığını söylemek mümkün.

Peki Sıkça Sorulan Sorular Kılavuzu Ne Anlatıyor?

Komisyon yeni tüzük sonrasında sektör hakkında kendisine yöneltilen sorulardan yorulmuş olacak ki bu soruların açıklamalarına ayrı bir çalışmada yer vermeyi ve böylece şirketler ile tüketicileri otomotiv sektöründeki rekabet kuralları bakımından aydınlatmayı uygun gördü.

Kılavuz başlıkları altında pek çok konuya açıklık getiriliyor. Bu kapsamda başlıklar altında Komisyon’un yer verdiği açıklamalara kısaca bir göz atalım.

1.        Garanti

Komisyon, garanti kapsamında yer almayan bakım onarım hizmetlerinin araç üreticisinin yetkili servis ağından alınması gerektiğine ilişkin zorlamaların ve yine garanti kapsamı dışındaki yedek parça değişimlerinde araç üreticisine / üreticinin belirlediği bir sağlayıcıya ait yedek parça kullanılmasına ilişkin dayatmaların AB rekabet kurallarını ihlal edeceğinin altını çiziyor.

Zira bu tür dayatmaların ilgili pazarın bağımsız tamircilere kapatılmasına veya yedek parça üretim ve dağıtımı bakımından alternatif kanalların kapanmasına yol açabileceğini belirtiyor. Ancak unutulmaması gereken, bu kuralların garanti süresi içindeki arızaların bedelsiz olarak tamir edilmesi halinde uygulanmadığıdır.

Komisyon’a göre kısıtlamalara el broşürlerinde veya sözleşmelerde yer verilip verilmediği herhangi bir önem taşımıyor. Tüketicinin bağımsız tamircilerden hizmet alması veya alternatif yedek parça kullanması halinde garantisinin sona ereceğini bilmesi bu konuda bir kısıtlama getirildiği anlamına geliyor. Aynı şekilde garanti konusunda yukarıda belirtilen zorlama veya dayatmanın araç üreticisinden bağımsız bir biçimde yetkili servis veya sigorta şirketleri tarafından yapılması da rekabet kurallarının ihlal edildiği anlamına geliyor.

2.        Finansal Kiralama

Komisyon, şirketler arasındaki finansal kiralama sözleşmelerinin Motorlu Taşıtlar Grup Muafiyeti Tüzüğü kapsamında olmadığını belirtiyor. Ancak finansal kiralamaya ilişkin bir sorunun Komisyon’a sıkça yönlendirilmesinden dolayı şu soruya açıklık getirme ihtiyacı duymuş:

Sağlayıcı ile bağlantılı bir firmanın finansal kiralama hizmeti sunması halinde bu firma servis hizmetlerinin sağlayıcının yetkili ağından alınmasını veya servis hizmetleri bakımından sağlayıcıya ait yedek parçaların kullanılmasını zorunlu kılabilir mi?

Finansal kiralama şirketi aracın değerini korumak adına bu tür bir zorlamada bulunabilir. Ancak aracın mülkiyeti finansal kiralama sözleşmesinin sona ermesiyle birlikte kiracıya geçecekse, kiralama şirketi kiracının bağımsız tamirciden hizmet almasını veya alternatif yedek parça kullanmasını engelleyen zorlamalarda bulunamayacaktır.

3.        Yedek Parça

Bu bölümde genel olarak yetkili servislere ve bağımsız tamircilere yedek parça tedarik edilmesi ile ilgili sorulara ve cevaplara yer verilmiş. Bu kapsamda Komisyon, bir yetkili servisin bağımsız tamircilere ürün sağlayıp sağlamamak konusunda özgür olduğunu belirterek bu durumun rekabet kurallarını ihlal etmeyeceğini belirtmiş. Ancak, yetkili servislerin bir araya gelerek bağımsız tamircilere ürün vermemek konusunda anlaşmalarının rekabet kurallarının ağır bir ihlali olacağının altını çizmiş.

Bunun dışında bir araç üreticisinin, yeniden satış amacıyla parça almak isteyen bağımsız tamircilere ürün satmamaları konusunda yetkili satıcılarına bir zorlama getirebileceğine de değinilmiş.

4.        Elektronik Cihazlar

Bu bölümde Komisyon, bir sağlayıcı yetkili servis ağı üyelerinden belirli bir elektronik diagnostik veya bakım onarım cihazı kullanmasını talep edebilir mi sorusuna söz konusu zorlamanın rekabet kuralları bakımından bir ihlal oluşturmayacağı cevabını vermiştir.

5.        Teknik Bilgiye Erişim

Komisyon, araç üreticisinin bağımsız tamircilere teknik bilgi sağlama yükümlülüğü altında olduğunun ve bu bilgiye sahip tek kaynak olması sebebiyle teknik bilgiyi sağlamaktan imtina edemeyeceğinin altını çiziyor.

6.        Yetkili Ağlara Erişim

Genel olarak niteliksel seçici dağıtım sisteminde, sağlayıcı tarafından belirlenen niteliksel kriterlerin bir firma tarafından karşılanması halinde söz konusu firmanın sağlayıcının yetkili ağına dahil edilmesi gerekmektedir.

Buna göre Komisyon, bir sağlayıcının, halihazırda rakip sağlayıcı ağına dahil bir firmayı sırf bu sebeple kendi ağına dahil etmemesinin niteliksel bir kriter olmayacağını ve bu durumun ilgili pazardaki rekabeti kısıtlayabileceğini belirtiyor.

Mehaz aldığımız kurallar bu şekilde. Ey otomotivciler, Kurum’un çalışmalarını ne zaman tamamlayıp ne tür bir uygulamaya geçeceğini henüz bilmesek de, hazırlıklı olmakta yarar var.

ELSA ACTECON DAY

ACTECON ile ELSA işbirliğiyle her yıl düzenlenen yaz okulu bu yıl da Cemile Sultan Korusu’nda gerçekleştirildi.

ACTECON ile ELSA (The European Law Students’ Association – Avrupa Genç Hukukçular Derneği) işbirliğiyle her yıl düzenlenen yaz okulu bu yıl da Cemile Sultan Korusu’nda gerçekleştirildi.

ELSA İstanbul her yaz “Şirket Birleşmeleri ve Devralmalar” konulu bir yaz okulu organize ediyor. Bir hafta süren bu yaz okuluna her yıl Avrupa’nın dört bir yanından öğrenciler katılıyor. Eğitim ve eğlencenin bir arada sunulduğu organizasyonda katılımcılar hafta içi her gün eğitimin yanında tekne turu, havuz keyfi gibi aktivitelerle İstanbul’un keyfine varıyor.

Bu yıl 8.si gerçekleştirilen programın ACTECON işbirliğiyle düzenlenen Birleşme ve Devralmalar Eğitim Günü kuşkusuz programın en eğlenceli günlerindendi. Cemile Sultan Korusu’nun İstanbul semalarına hakim manzarası eşliğinde ACTECON danışmanlarından Bahadır Balkı ve Başak Yılmaz katılımcı öğrencilere Türk Rekabet Hukuku çerçevesinde Birleşme ve Devralmaların kontrolünü anlatırken, Squire Sanders Avukatlık Bürosu’ndan Will Sparks da konuyu Avrupa Birliği kuralları çerçevesinde aktardı. Yarım gün süren eğitimlerin ardından öğrenciler havuzun ve İstanbul güneşinin tadını çıkardı.

Biri Ceza Yer Biri Bakar mı?

Hollanda Rekabet Otoritesi devralma işlemlerinin bildirimi bakımından alıcı ve satıcının birlikte sorumlu olduğunu kabul ediyor.

Avrupa Komisyonu’nun aksine Hollanda Rekabet Otoritesi devralma işlemlerinin bildirimi bakımından alıcı ve satıcının birlikte sorumlu olduğunu kabul ediyor. Bildirilmeyen işlemler nedeniyle de hem alıcıya hem de satıcıya para cezası kesiyor.

Bunun nedeni, Rekabet Otoritesi’nin devralma işlemlerindeki yoğunlaşmalarda alıcı kadar satıcının da katkısının olduğunu düşünmesi. Ancak, Mahkeme aksini düşünüyor olacak ki bildirim yapılmaması nedeniyle hem alıcıya hem de satıcıya kesilen 22,500 Euro para cezasının yanlış olduğuna karar vermiş.

Peki Mahkeme Rekabet Otoritesi’nin yaklaşımını neden yanlış bulmuş?

  • Mahkeme, bu yaklaşımın kabul edilmesi halinde satıcının da yoğunlaşma tarafı olarak kabul edileceğini söylüyor. Ardından ciro eşiklerinin aşılıp aşılmadığına bakılırken satıcının cirosunun dikkate alınmadığının altını çiziyor.
  • Rekabet hukuku perspektifinden bakıldığında bu yaklaşımın mantıklı olmayacağına çünkü satıcının sahip olduğu hisseleri devretmek suretiyle pazar payı kaybedecek taraf olacağına dikkat çekiyor.
  • Son olarak, AB Birleşme-Devralma Tüzüğü’nün tam kontrolün devrine ilişkin işlemlerin bildirilmemesi halinde satıcının sorumlu olacağını düzenlediğini belirtiyor.

Mahkemenin gerekçelerinin Yüksek Mahkeme tarafından da onaylandığı düşünüldüğünde, Rekabet Otoritesi’nin kısa bir süre içinde uygulamasına son vereceğine inanılıyor.

Bizdeki uygulamaya bakacak olursak Kurum, Rekabet Kanunu’nun 16. maddesine dayanarak birleşme işlemlerinde bildirimde bulunmayan tarafların her birine ceza verirken devralma işlemlerinde sadece devralana ceza veriyor. Kurum tarafından verilecek ceza miktarı ise bildirimde bulunmayan teşebbüsün cirosunun binde biri oranında. Ancak bu esasa göre belirlenen ceza her halükarda 10 bin TL’den az olamıyor. Son olarak, Kurum’un şimdiye kadar bildirimde bulunulmaması veya geç bildirimde bulunulmasıyla ilgili birçok ceza kararının olduğunu da hatırlatalım.

Rekabet Raporu’nda Havayolu Taşımacılığı

Rekabet Raporu’nun Havayolu Taşımacılığı Endüstrisi Bölümü’nden notlarımız.

2003 yılında sivil havacılıkta serbestleşme yönünde atılan adımlarla meydana gelen değişimler sonucu, özel sektörün piyasa aktörü haline gelmesi ve artan rekabetle birlikte bilet fiyatlarının hızlıca düşüşe geçmesinin canlı şahitleriyiz. Türk Hava Yolları’nın tekel olduğu ve bilet fiyatlarının cep yaktığı dönemleri de uzun ve yorucu otobüs yolculuklarınızdan hatırlarsınız.

Rekabet Raporu’nun Havayolu Taşımacılığı Endüstrisi Bölümü’nde de ilk olarak bu süreçteki değişimler rakamlarla ifade edilmiş. Bu rakamlar, artan rekabet sonucunda havayolu taşımacılığının neredeyse bir lüks olmaktan çıktığını kanıtlar nitelikte. Rapor, 2002 yılında 8 milyon civarında olan iç hat yolcu sayısının 2010 yılında yaklaşık altı kat artarak 50 milyona ulaştığının altını çiziyor.

Rapor’da Havayolu Taşımacılığı Endüstrisi’ndeki rekabet sorunları ise ayrı bir başlık altında incelenmiş.

Tüketici lehine yaşanan bunca olumlu gelişmeye rağmen piyasada rekabet sorunları olmadığını söylemek maalesef mümkün değil. Rapor’a göre serbestleşme süreciyle birlikte birçok özel havayolu şirketi faaliyete başlamış olsa da, THY sektörde hala hâkim durumda. Dolayısıyla, diğer özel havayolu şirketleri THY’nin hâkim durumunu kötüye kullanma riskiyle her zaman karşı karşıya. Bunun dışında, slot tahsis sistemi ve devletlerarası ikili havacılık anlaşmaları konularındaki düzenlemelerin rekabeti sınırlandırıcı nitelikte olduklarına da değinilmiş.

Slotların etkin ve adil bir şekilde tahsis edilmesi, havalimanı kapasitelerinin verimli bir şekilde kullanılması ve havayolu firmalarının rekabetçi bir yapılanma içerisinde faaliyet göstermeleri açısından büyük öneme sahip. Zira slot dağıtımındaki etkinsizlikler pazara yeni giren teşebbüslerin rekabet olanaklarını kısıtlıyor, yerleşik teşebbüslerin ise şebekelerini geliştirme olanaklarını sınırlıyor. Rapor’a göre, slot tahsis sistemi, slotların bunlara en çok değer biçen havayolu şirketlerine tahsis edilmesini her zaman sağlayamıyor ve havayolu şirketlerinin verimli kullanmadıkları slotları havuza devretmelerini sağlayacak teşvik mekanizmalarını içermiyor. Ancak satır aralarında, etkinsizlikleri ortadan kaldıracak yöntemlerin geliştirilmesine yönelik bazı çalışmaların yürütüldüğüne de değinilmiş.

Rekabet Kurumu’nun eleştirdiği konu ise slot koordinasyonunu sağlama görevini elinde bulunduran kurum. Bilindiği üzere, Türkiye’de bu görev DHMİ’nin elinde. THY ile DHMİ arasında ise yönetsel ilişkiler var. Rapor’da bu bağın slot koordinasyonunu piyasadaki tüm oyuncuların menfaatlerini eşit oranda gözeterek adil bir şekilde gerçekleştirmesini güçleştireceği savunuluyor. İkili havacılık anlaşmaları konusunda ise serbestleşme süreciyle bazı gelişmelerin yaşandığının altı çizilmiş.

Eskiden ülkeler ikili anlaşma kapsamına bir havayolu şirketini dâhil ediliyordu. Bu da ilgili hatta tek bir havayolu şirketinin faaliyet göstermesine ve dolayısıyla rekabetin engellenmesine yol açıyordu. Günümüzde ise birden fazla havayolu şirketi ile çoklu anlaşmalar yapılabiliyor. Türkiye’de hâlihazırda 111 ülke ile çoklu, 11 ülke ile tekli anlaşma bulunmakta.

Rekabet Kurumu’nun getirdiği çözüm önerileri ise şöyle:

  • Slot tahsisinin bağımsız sivil havacılık mekanizması tarafından gerçekleştirilmesi,
  • İkili havacılık anlaşmalarının da mümkün olduğu kadar çoklu tayin içerir hale getirilmesi.

Bunlar, daha rekabetçi bir havayolu taşımacılığı sektörünün tesisi bakımından önemli. Fikrimce, asıl önemli olan ise slotların etkin bir biçimde kullanılmasının ve yeni havayolu şirketlerinin pazardaki konumlarını güçlendirebilecek slotları elde edebilmelerinin önünü açacak düzenlemelerin getirilmesi ve böylece sektördeki rekabetin daha da canlandırılmasıdır.

Erken Gelen Oturur (mu?)

AB Komisyonu, sabit disk pazarındaki iki ayrı birleşme işleminden ilkine izin verip diğerini şarta bağladı.

Geçtiğimiz günlerde ilginç bir karara imza atıldı. AB Komisyonu, sabit disk pazarındaki iki ayrı birleşme işleminden ilkine izin verip diğerini şarta bağladı.

Olayın çıkış noktası; bir tarafta Seagate ile Samsung’un, diğer tarafta ise Western Digital ile Hitachi’nin birleşme talepleriyle 1 gün arayla Komisyon’a başvurmalarıydı. 1 günle dahi olsa ilk başvuran Seagate ve Samsung ikilisi oyunda galip geldi ve Komisyon incelemesinde ilk sırayı aldı.

Bu incelenme sırasında, Western Digital ile Hitachi adeta birleşme başvurusunda bulunmamış iki ayrı ve bağımsız teşebbüsler olarak ele alınıp pazarın yapısı bu esasa göre belirlendi.

And the winner is…

  • Seagate ile Samsung arasındaki işlem sabit disk pazarında bir yoğunlaşma oluştursa da işleme koşulsuz izin verildi.
  • Son kullanım amacına yönelik sabit disk sürücüleri için ayrı ve dünya çapında pazarlar olduğunun ve tarafların bu ayrı pazarlarda birbirinin rakibi olmadığının altı çizildi.

Western ne yaptı?

Western Digital – Hitachi işlem, ise Samsung işi göz önüne alınarak değerlendirildi. Bu nedenle işleme Western Digital’in ürünlerinden bir kısmı üzerindeki üretim, fikri mülkiyet, lisans gibi haklarının üçüncü kişilere devredilmesi şartıyla izin verildi.

Böylece, Seagate ve Samsung birleşmesi Komisyon nezdinde öncelik kuralından yararlandı.

Kuşkusuz Komisyon böyle bir durumla ilk kez karşılaşmamıştı. Ancak, Komisyon’un aynı pazarda gerçekleştirilip birkaç gün arayla başvurusu yapılan birleşme-devralma işlemleriyle ilgili genel tavrının, ilk başvurunun sanki ikincisi yapılmamışçasına incelenmesi ve karara bağlanması; buna karşılık ikinci başvurunun da ilk işlemi uygulamaya konmuşçasına karara bağlanması olduğu söylenebilir. Aslında, “Erken gelen oturur” deyimine paralel bir yaklaşım sergileyen Komisyon bu yaklaşımıyla ilk başvuran olmanın avantajlı olduğunun altını çiziyor.

Son haberlere göre Western Digital kararı temyiz etmiş durumda. Şirket kararın adil yargılamaya aykırı olduğunu ve öncelik kuralının AB hukukunda herhangi bir yasal dayanağının bulunmadığını savunuyor. Doğrusu temyiz mahkemesinin önümüzdeki günlerde vereceği karar merak uyandırıyor.

Rekabet Kurumu Derine Dalıyor

Rekabet Kurumu’ndan yeni soruşturma…

Rekabet Kurumu’ndan yeni soruşturma…

Kurum ilginç bir soruşturmaya imza atmaya hazırlanıyor. Bugün yayınladığı habere göre, Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu hakkında soruşturma başlatıldı. Konusu ise, CMAS sistemi dışındaki eğitim sistemlerine yönelik Federasyon uygulamalarının hâkim durumun kötüye kullanılması suretiyle Kanun’un 6. maddesini ihlal edip etmediği.

Bilmeyenler için; CMAS, Dünya Sualtı Aktiviteleri Konfederasyonu olup Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu bu Konfederasyon’un bir üyesidir. Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu, Konfederasyon kurallarıyla uyumlu olarak Türkiye’deki dalış eğitimi ve standartlarını yönetmektedir.

Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu ilk kez Rekabet Kurumu karşına çıkmıyor çünkü Federasyon, 2011 yılı içinde hakim durumunu kötüye kullandığı gerekçesiyle iki ön araştırma daha geçirdi. Ancak bu kararlar sonucunda, fotoğraftaki gibi her şey yolundaydı.

Önaraştırmaların birinde Kurul, Federasyon’un hakim durumda olduğuna ve bu durumunu kötüye kullandığına karar verip Federasyon’a görüş gönderilmesine karar vermişti. Şimdi ise Rekabet Kurumu, sadece görüş göndermekle Federasyon’un iddia konusu uygulamalarının önüne geçemeyeceğini düşünmüş olacak ki, bu düşüncesini başlattığı soruşturmayla somutlaştırdı.

Havayolu Şirketleri İflas Bayrağını Çekiyor

Malev, Macaristan hükümetinin yardımlarıyla ayakta kalıyor olacak ki bir kaç gün sonra resmen iflas ettiğini açıkladı.

Geçtiğimiz günlerde Macaristan’ın ulusal havayolu şirketi Malev’e tanıdığı devlet yardımlarının rekabet engeline takıldığını ve Komisyon tarafından sona erdirildiğini söylemiştik. Malev, Macaristan hükümetinin yardımlarıyla ayakta kalıyor olacak ki bir kaç gün sonra resmen iflas ettiğini açıkladı.

Yönetim Kurulu Başkanı konuyla ilgili olarak; “Macar Hükümeti’nin Malev’in iflas etmemesi için elinden geleni yaptığını fakat gereken maddi desteği bulamadıkları için iflas ettiklerini” belirtti.

Bu günlerde tek iflas eden havayolu şirketi Malev değil kuşkuşuz. İflas bayrağını çeken şirketler arasında İspanya’nın ikinci büyük havayolu şirketi Spanair ile bir gün iflas edeceğine ihtimal dahi vermediğim Amerika’nın dev havayolu şirketi American Airlines da var.

İflasın en büyük nedeninin petrol fiyatlarındaki artış, ekonomik kriz ve maliyetlerdeki artış olduğu söyleniyor. Fakat havayolu şirketlerinin artış göstermesiyle pazarda oyuncu sayısındaki değişiklik, düşük maliyetli havayolu şirketlerinin sayılarındaki artış ve büyüme potansiyelleri sonucu oluşan rekabetle başa çıkma çabalarının da iflas sebepleri arasında gösterilmesi gerekliliği yadsınamaz bir gerçek.

Havayolu Şirketine Devlet Yardımında Rekabet Engeli

Avrupa Komisyonu, Malev’e verdilen devlet yardımlarının kanuna uygun olmadığını belirtti.

Avrupa Komisyonu, Macaristan’ın ulusal havayolu şirketi Malev’e verdiği devlet yardımlarının kanuna uygun olmadığını belirterek, bu yardımların Malev’den tazmin edilmesine karar verdi.

Konunun çıkış noktası; finansal olarak zor durumda bulunan Malev’in özelleştirilmesi ve sonrasında yeniden kamulaştırılması kapsamında Malev’e tanınan sermaye yardımları, hissedar borçlarının ve vergi borçlarının ertelenmesi gibi devlet yardımlarının incelenmesi için Komisyon’un konuyla ilgili soruşturma başlatması.

AB kurallarına göre maddi anlamda zor durumda olan bir şirket ancak Kurtarma ve Yeniden Yapılandırma Kılavuzundaki katı kuralların karşılanması halinde devlet yardımı alabiliyor. Macaristan otoriteleri tarafından Malev’e tanınan haklar ise bu kriterleri karşılamıyor.

“Pazardaki rekabet bozuldu..”

Karara göre Malev mevcut iş modeli altında tekrar nasıl etkin hale geleceğini kanıtlayamadı. Malev’in iş planı, tanınan devlet yardımının yeniden yapılandırma maliyetine katkısının ne olacağına dair hiçbir delil içermiyor ve pazardaki rekabetin bozulması sorununa herhangi bir çözüm üretmiyordu. Daha da fazlası, Malev zaten önceki yıllarda da devlet yardımı almış bir teşebbüstü.

Sonuç ise, Malev’e tanınan ekonomik avantajların pazardaki rekabeti bozduğu. Hatta bu sorunun ancak Malev’e tanınan yardımın tazmin edilmesiyle giderileceğinin altı çiziliyor. Karar, Komisyon’un ilgili pazarda devlet yardımıyla bozulan rekabetin ortadan kaldırılması veya en azından bozulan rekabetle mücadele ederek tüm oyuncular için fırsat eşitliği yaratmaya çalışması bakımından önemli. Kararda, süreç boyunca (yani 2007-2010 yılları arası) ne miktarda yardım verildiği belirtilmiyor, ancak soruşturmanın kapsadığı yardımlar şöyle: 76 Milyon Euro kredi, 4.3 Milyar Forint nakit dengesi, 13.8 Milyar Forint kamu borcu ertelemesi, 31.1 Milyar Forint sermaye artırımı, 14.9 Milyar Forint hissedar borcu.

Türkiye açısından bir hatırlatma yapalım. 2010 yılında devlet yardımlarıyla ilgili çalışmalar kapsamında  “Devlet Desteklerinin İzlenmesi ve Denetlenmesi Hakkında Kanun” yürürlükte. Bu kapsamda kanuna uygun olmayan devlet desteği ve desteğin geri alınmasına ilişkin düzenlemelere yer veriliyor. AB uygulamalarını ve kurallarını büyük ölçüde takip eden Türkiye’nin, benzer şekilde, kanuna uygun olmayan devlet desteklerinin tazmin edileceğinin de kurala bağlandığı unutulmamalı.

Delilleri Nasıl Sunmalı?

Komisyon broşür yayınladı.

Rekabet Hukuku’nun ekonomi ile iç içe olması soruşturmalar ile birleşme&devralma incelemelerinde sunulan delillerde de kendini gösteriyor. Taraflar yüksek meblağlı cezalardan kurtulmak amacıyla yaptıkları eylemlerin etki doğurmadığını kanıtlayan deliller sunmaya çalışıyor.

Komisyon da çerçevesi çizilmemiş, belki de net olarak çizilemeyen bu konuyu, ekonomik delillerin ne şekilde oluşturulması ve sunulması gerektiğine yönelik önerileri içeren bir broşür yayınladı. 

Broşür, sunulacak ekonomik ve ampirik çalışmaların oluşturulmasındaki en iyi uygulamaları gösteriyor. Bu uygulamalar ayrıca, tarafların maruz kaldığı rekabet soruşturmalarının yanı sıra birleşme & devralma incelemelerinde de dikkate alınıyor.

Rekabet soruşturmalarında ekonomik analizler, genellikle, net tavrı ortaya koymak veya aksine delilleri karşı argüman sunup çürütmek amacıyla kullanılıyor. Komisyon ise, tavsiyelerinde bulunmadan önce, kendi  amacını şu şekilde sıralıyor.

–          Taraflarca yapılan analizlerin, incelemelerin esas ekonomik gerekçesini içermesi ,

–          Bu analizlerin inceleme konusu olayla olan ilişkisinin açık bir şekilde anlatılması,

–          Analizlerin ulaşılmak istenen sonuçları güçlendirmesi.

Peki tavsiyeler neler?

–          Ekonomik çalışmanın, sektörün gerçeklerine dayanması,

–          Teorik veya ampirik analizin ilk aşaması olarak, bir araştırma sorusunun oluşturulması ve bunun açık ve ilgili pazarın ve endüstrinin yapısı ile ilgili ekonomik teoriler de dikkate alınarak oluşturulması,

–          Veri kaynaklarının yazılı olarak belirtilmesi, bunun dışında verinin nasıl toplandığı ve teorik karşılığıyla uyuşup uyuşmadığının belirlenmesi,

–          Veri tanımlaması esnasında açıklayıcı istatistikler dahil ilgili değişkenlerin tümüne yer verilmesi (standart sapmalar, maksimum, minimum, korelasyon, histogram vs.)

–          Ampirik çalışmanın metodolojisinin gerekçelendirilmesi; seçilen metodolojinin veri kısıtlamaları, inceleme konusu pazarın özellikleri ve incelenmekte olan ekonomik sorunların ışığında tartışılması,

–          Mümkün olduğu takdirde alternatif metodolojilerin tartışılması ve bu sayede doğrularla sabitlenmiş öngörüler oluşturması,

–          Ekonomik çalışmada ulaşılan sonuçların sadece istatiksel etkisinin değil, pratik bağlantısının da tartışılması,

–          İstatiksel ve ekonomik analiz sonuçlarının aynı zamanda ilgili teoriyle bağlantılı olacak şekilde  değerlendirilmesi,

Komisyon’un yayınladığı ayrıntılı broşür inceleme sırasında üzerindeki yükü ve zaman kaybını hafifletmek istediğinin işaretlerini veriyor ve şirketlerin savunmalarında yaptığı ekonomik analizlerde daha dikkatli olmaları gerektiğinin altını çiziyor.

Rekabet Cezaları Vergiden Düşer mi?

Hollanda Yüksek Mahkemesi, vergi otoriteleri arasında uzun zamandır süren tartışmalara son verdi.

Hollanda Yüksek Mahkemesi Alman alçı plaka şirketi Knauf’un Hollanda’da kurulu iştiraki ile vergi otoriteleri arasında uzun zamandır süren tartışmalara son verdi.

Knauf alçı plaka karteli sonucu aldığı 85 milyon Euro’luk cezanın 2.5 milyonluk kısmını hisselerinden dolayı Hollanda’da kurulu iştiraki üzerine yüklemişti. Bunun üzerine iştirak söz konusu kısmın kartelden elde edilen karı sıyırmak amacıyla verildiğini ve bu nedenle de vergi indiriminden yararlanması gerektiğini savunmuştu. Ancak bu savunma vergi otoritesi tarafından kabul edilmemiş ve AB Komisyonu verilen cezaların vergi indirimden yararlanmayacağını belirtmişti.

Bunun üzerine Yüksek Mahkeme, rekabet ihlallerinin doğası gereği cezayı gerektiren ve bunların caydırıcı nitelikte olması gerektiğini belirtip cezaların vergi indiriminden yararlanmayacağını söyledi.

Türkiye açısından bakıldığında, rekabet cezalarına af olmadığını daha önceki yazımızda belirtmiştik. Yine de tekrar hatırlayalım… Rekabet ihlalleri sonucu verilen idari para cezaları karşısında vergiden indirim bizde de söz konusu değil.

Önceki yazımızdan hatırlanacağı üzere; Torba Yasa olarak bilinen 6111 sayılı Kanun devlete olan borçların faizlerinin ve gecikme zamlarının silinerek yeniden yapılandırılmasını öngörmekteydi. Rekabet Kurumu, bu kanun sonrası indirim başvurusu yapanlara gönderdiği yazılı açıklamada, Torba Yasa’nın Rekabet Kurulu’nca verilen idari para cezalarını kapsamadığını belirtmişti. Yani bu durum aslında, Hollanda’dakine benzer bir tartışmanın ortaya çıkması halinde Kurum’un bu konuda taviz vermeyeceğine işaret ediyor.