TNT Express’in UPS’e Devrine Red

5.2 milyar Avro’luk teklif Avrupa Birliği Komisyonu tarafından engellendi. Paket sevkiyat şirketi UPS, bu fiyatı TNT Express için teklif etmişti.

Komisyon’un ilgili Kararı’na konu olan “küçük paket sevkiyat hizmeti”nin lojistik ve nakliyat endüstrisi içinde kendine özgü bir yanı bulunmakta. Bu da tahmin edersiniz ki küçük bir paketin forklift gibi araçlara gerek olmadan tek bir kişi tarafından taşınabilmesi. Bu hizmetleri temel olarak entegre bir şekilde hizmet veren işletmeler sağlıyor. Uygulamada, bu işletmeler kendilerine küçük paketleri uzun mesafeler arası hızlı bir biçimde taşımalarına imkan veren hava filolarına ve karayolu araçları ve tasnif merkezlerinden oluşan kara ağlarına sahip. Avrupa’da UPS, TNT Express, DHL ve FedEx olmak üzere bu şekilde entegre hizmet veren dört adet işletme bulunuyor.

“Express hizmetler” olarak anılan hizmetlerde ise sağlayıcı, küçük paketi aldığı günün ertesi günü teslim etmeyi taahhüt ediyor. Avrupa Ekonomik Alanı’ndaki uluslararası sevkiyatlarda bu taahhüdü yerine getirmenin, bu türden hızlı sevkiyatlar için özel organize edilmiş ağları ve karmaşık enformasyon teknolojisi sistemlerini gerektirmesinden dolayı çok zor olduğu belirtiliyor. Bunun yanında, daha yavaş (standart) sevkiyatlara göre Alan içi express hizmetler, özellikle uzun mesafeli sevkiyatlarda hava taşımacılığını gerektiriyor.

Gönderdiklerinin bir sonraki gün teslim edilmiş olduğundan emin olmak isteyen çoğu tüketicinin, bu hizmet için yüksek fiyat ödemeye ve bazı hallerde olası fiyat artışlarına katlanmaya hazır olması ve sadece standart hizmet için kullanılan ağların, express hizmetler için de kullanılması için ek bazı uyarlamalar gerektirmesi, Komisyon’un, standart hizmetleri ve Alan içi express hizmetlerini ayrı piyasalar olarak tanımlamasına sebep olmuş.

Komisyon, piyasalara önemli ölçüde giriş engellerinin bulunduğu, tüketicilerin olası fiyat artışlarına karşı yeterli pazarlık güçlerinin olmadığı ve planlanan yoğunlaşmanın, birleşik teşebbüse sağlayacağı maliyet tasarrufları olsa bile, bu tasarrufların tüketiciye yansıyan kısmının rekabetin azalması sonucu ortaya çıkan fiyat artışlarını karşılamayacağı kaygısıyla, öngörülen birleşmenin 15 AB üye ülkesinde rekabeti azaltacağı sonucuna varmış. 

UPS 15 ülkedeki TNT operasyonlarını satmayı teklif etmesine ve 5 yıl boyunca kendi hava ağına erişim sağlama taahhüdünde bulunmasına karşın, UPS’in bu taahhütleri, Komisyon’u ikna etmemiş.

“Birleşmenin tedarikçiler arasındaki seçimi önemli ölçüde azaltabileceği ve büyük olasılıkla fiyat artışlarına yol açabileceği”ne vurgu yapıyor, AB Rekabet Komiseri Almunia.

Şimdilerde Araba Kiralama Piyasası

Araba kiralama işiyle ilgili güzel bir keşif.

Baran Göka yazıyor.

İki Boston’lunun keşfettiklerine bir bakın. Tatildesiniz ya da iş gezisinde. Arabaya ihtiyacınız var. Sigortasıyla benziniyle de mi uğraşmak istemiyorsunuz? Belki de 25 yaşından küçüksünüz diye kimse size araba kiralamaya yanaşmıyor. Yarım saatlik bir ihtiyaç için bir günlük ücret ödemeyi kim ister ki?

AA027481Şimdi. Bulunduğunuz yerden en fazla on dakikalık uzaklıkta bir araba parkı göreceksiniz. Belki de bir otobüs durağının hemen yanı başında. Parka girin; gözünüze kestirdiğiniz arabanın camına kartınızı okutun. Kapıları birden açılıverecek. Anahtarları da üzerinde hem.

Bu modelle çalışan ve dünya genelinde 12.000 araçlık filosu bulunan Zipcar’ı dört büyük araba kiralama şirketinden Avis satın alıyor. Zipcarlar genel olarak rekabetin görece daha fazla olduğu havalimanlarında değil New York, Londra, Barcelona gibi büyük şehirlerde hizmet veriyor. Yani Zipcar’ın verdiği hizmet, hedef kitlesi ve faaliyet gösterdiği yerler bakımından havalimanlarında görmeye alıştığımız geleneksel araba kiralama hizmetinden biraz daha farklı.

Piyasada yaşanan bir diğer gelişme de dört büyüklerden bir başkası olan Hertz’in, Dollar Thrifty şirketini daha yeni devralmış olması. Federal Ticaret Komisyonu, rakip sayısını azaltan ve Hertz’e araba kira fiyatlarını artırmasına imkan veren bu anlaşmanın rekabeti zedeleyebileceğini söylemişti. Komisyon, Hertz’e elindeki  araba kiralama şirketi Advantage’ı satması ve havalimanlarındaki 30 Dollar Thrifty mahallinin işletme hakkını devretme koşulu getirerek havalimanı araba kiralama piyasasındaki rekabetin korunmasında önemli rol oynamıştı.

Tüketici sayısının aynı kalıp şirket sayısının azalmasıyla yoğunlaşan araba kiralama piyasasında ortalama bir araba için ödenen günlük ücretin 2009‘dan bu yana düşmekte olduğunu da bir kenara not edelim.

Federal Ticaret Komisyonu’nun fiyatları yakın gelecekte dengede tutmaya yönelik müdehaleleri bir tarafa, olur da araba kiralama fiyatları artarsa bu hizmetten yararlananların toplu taşıma kullanmalarının önünde hiçbir engel yok gibi görünüyor. Yürümek de cabası.

Nam-ı Diğer 9.99 Problemi

Davalı yayıncılar uzlaşmaya vardı.

E-kitap[1] okuma alışkanlığı yeni yeni serpiliyor. “Tek bir tık”, kitaplara da sıçramış durumda. Herşey, e-kitap satışı piyasasında perakende seviyede faaliyet gösteren Amazon’un, 2007’de Kindle’ını piyasaya sürmesi; yeni ve çok satan e-kitapları 9.90’dan satması ve hızla piyasada lider hale gelmesiyle başladı. Bu sefer 2010 başlarında Apple, iPad’i ile e-kitaplara da dokundurmaya başlamıştı bile.

Ve nihayet yayıncıların toplam gelirlerinin %15’ini e-kitap satışlarının oluşturduğu ABD’nde, ABD Hükümetinin, davalılar Apple ve ülkedeki altı büyük yayıncıdan beşinin[2], perakende seviyede faaliyet  gösteren e-kitap satıcıları (Amazon ve diğerleri) ve davalı yayıncılar arasındaki perakende fiyat rekabetini bitirmek için gizli olarak anlaştıklarını iddia eden şikayeti üzerine Federal Bölge Mahkemesi’nde görülen davada, üç davalı yayıncı[3] uzlaşmaya vardı.

Önceleri davalı yayıncılar, e-kitapları Amazon ve diğerlerine toptan fiyata sattıkları toptan satış modelini[4] kullanıyorlardı. Böylece Amazon, yayıncıdan toptan fiyatına aldığı yeni ve çok satan e-kitapları 9.90’dan fiyatlandırıyordu. iPad’in gün yüzüne çıkması ile birlikte Apple ile davalı yayıncılar, Apple’ın iBookstore vasıtasıyla sattığı her e-kitap için %30 komisyon alacağının ve fiyat basamaklarının belirlendiği; yayıncının, Apple’a tedarik ettiği e-kitabın diğer bütün perakendecilerdeki satış fiyatının  iBookstore satış fiyatından daha az  olamayacağına ilişkin taahhüdünü içeren acente sözleşmeleri akdettiler.

Yayıncılar ve Apple, “acente modeli” olarak da bilinen satış modelinde, yayıncıların, sözde kısa zamanda 9.99  fiyat noktasının daha pahalıya sattıkları basılı kitap satışlarını yiyip bitireceğine inanmaları, uzun dönemde ise 9.99’dan e-kitap alan okurların yükseleceği; e-kitap toptan fiyatlarının ucuzlayacağı; basılı kitap fiyatlarının düşeceği; e-kitapların hızlı yükselişinin kendi öncelikli dağıtıcıları olan kitapçı dükkanlarının varlığını tehdit edeceği; perakendecilerin yayıncılık piyasasına girebilecekleri ve kendileriyle rekabet edecekleri; kısaca “9.99 problemi”nden endişe duymaları; Apple’ın ise Amazon ile rekabet etmek istememesi sebebiyle anlaşmışlardı.

İddiaya göre bu sözleşmeler her bir yayıncı ile ayrı pazarlıklar sonucu akdedilmemişti ve davalı yayıncıların diğer başlıca perakendecilerle de münhasıran “acente modeli”nde anlaşmaları, perakende seviyesinde etkili olarak rekabeti bitirmiş, daha yüksek perakende satış fiyatları ile sonuçlanmıştı.

İlerleyen davada, uzlaşmayan Apple ve diğer iki yayıncıya ilişkin süreç, Haziran 2013 tarihindeki duruşmayla devam edecek.  Şimdilik, uzlaşan diğer üç yayıncı, Apple ile akdettikleri acente sözleşmelerini feshettiler. Uzlaşan yayımcılarımız, perakendecilerle imzaladıkları ve perakendecilerin herhangi bir e-kitabın yeniden satış belirleme yeteneğini kısıtlayan şözleşmeleri sona erdirmekle yükümlüler.

Bununla birlikte karar, uzlaşan yayımcılarımızın rekabet hukukuna uymaları ile görevli bir de memur tayin etmelerini gerektiriyor. Anlaşılan görev yine üstadlara düşüyor.

[1] E-kitaplar elektronik biçimde satılan ve ancak elektronik iPad, Kindle gibi bir cihazda okunabilen kitaplardır.

[2] Hachette, HarperCollins, Simon&Shuster, MacMillan, Penguin

[3] Hachette, HarperCollins, Simon&Shuster

[4] Toptan satış modelinde perakendeciler, yayıncıdan toptan fiyata aldıkları e-kitapları kendi belirledikleri perakende fiyattan okura satmakta özgürdürler.

“Acente modeli”nde ise perakendeciler, yayıncıdan hiçbir zaman e-kitap temin etmez; aksine yayıncılar,e-kitapları satılan her e-kitaptan kendilerinin acentesi gibi komisyon alan perakendeci aracılığıyla (iBookstore vasıtasıyla) kendi belirledikleri fiyattan doğrudan okura satar.

Üstün Alman Teknolojisi İçin Zor Zamanlar

Dava, 2007-2010 arasına dair ayrı ayrı beş ihlali içeriyor. Her bir ihlal iki ya da üç tedarikçi ile ilişkili.

Ocak 2010’da Mercedes-Benz ve onun tedarikçilerini soruşturmaya başlamıştı. Haziran’da da The Office of Fair Trading (OFT), Mercedes-Benz ve beş kamyon ve kamyonet tedarikçisinin rekabeti ihlal ettiğini iddia etti. OFT’nin web sitesinde özetlenen iddialar, düzenleyicinin iki yıllık soruşturma sonrası geçici bulgularını içeriyordu.

Dava, 2007-2010 arasına dair ayrı ayrı beş ihlali içeriyor. Her bir ihlal iki ya da üç tedarikçi ile ilişkili. OFT’nin geçici bulgusuna göre Mercedes-Benz de iddia edilen ihlallerin ikisine karışmış durumda.

Kapsam değişse de, iddiaların hepsi değişen seviyelerde en azından bir miktar pazar paylaşımı unsuru, fiyat koordinasyonu ve/veya ticari bakımdan hassas bilgilerin paylaşımını içeriyor. Deliller aynı zamanda iddia edilen iki ihlale ilişkin olarak Mercedes-Benz’in tederikçiler arası anlaşmaları kolaylaştırmaya ya da pekiştirmeye yardım ettiğini ileri sürüyor.

Bunlar geçici bulgular; OFT rekabetin kesin olarak ihlal edildiğine karar vermeden  tüm tarafların savunma hakkı kapsamında cevap verme imkanları bulunuyor.

Görülen o ki OFT’nin otomotiv sektöründeki tetkiki dolayısıyla büyük küçük tüm işletmelerin rekabet hukukunun onlara nasıl uygulandığının bilincine sahip olmaları, bunun yanı sıra mevcut uyum programlarının gözden geçirilmesi İngiltere’deki gibi tüm dünyada; ve otomotiv sektöründe olduğu gibi diğer tüm sektörlerde de çok önemli.

“Green Cars” Bilgi Günü İzlenimleri

Green Cars gününden izlenimlerimizi paylaşıyoruz.

AB Çerçeve Programları, Avrupa Birliği’nde çok uluslu araştırma ve teknoloji geliştirme projelerinin desteklendiği başlıca Topluluk Programı.

Çerçeve Programı kapsamında açılan AB destekli çağrılar için yabancı firmalar ile işbirliği yapmak isteyen firmalar düzenli olarak farklı üye ve asosye ülkelerde gerçekleştirilen “proje pazarları”na katılıyor; sunacakları projeler için katılımcılar arasından ortak arıyor ve buna yönelik olarak istekli katılımcılar ile ikili görüşmeler gerçekleştiriyorlar.

Çağrının Kamu Özel Ortaklığı (PPP) olarak anılmasının sebebi; çağrı konusunda faaliyet gösterecek konsorsiyum üyelerine AB’nin fon sağlaması. Buna göre AB, ortaklığın kamu ayağını oluşturuyor.

Avrupa Birliği 7. Çerçeve Programı çağrıları hakkında Türk firmalarını bilgilendirmek ve yabancı firmalarla gerçekleştirecekleri muhtemel işbirliklerine önayak olmak için Tübitak ve firmalar arası uluslararası  işbirliğine aracılık eden Avrupa İşletmeler ağının (AİA) üyesi olan İstanbul Sanayi Odası (İSO) birlikte hareket ediyor.

Bizim de ACTECON olarak ön sıralardan izlediğimiz Tübitak ve İSO’nun düzenlediği, Programın “Enerji” ayağında desteklenecek çağrılarından “Green Cars” çağrısı hakkında bilgi günü, 13 Haziran Günü Odakule’de gerçekleşti. Aynı zamanda bir “proje pazarı” olan bu günde önceden niyet beyanında bulunan yerli/yabancı firmalar, çağrı konu başlıkları hakkında projesini sunan firma ile ikili görüşmelerde bulunma imkanına sahip oldular.

Bilgi gününün gündemi olan “Green Cars” çağrısının amaçları; öncelikle krize karşı yeni iş alanı yaratılması, fosil yakıtlara bağlılığın azaltılması; buna bağlı olarak emisyon salımının önüne geçilmesi olarak özetlenebilir.

Aslında nihai hedef Avrupa Birliği’nin küresel olarak “rekabet edebilirlik” düzeyinin artırılması.

Yeni jenerasyon elektrik motorlarının parçalarının; performansların korunarak dayanıklı ve uzun ömürlü bataryaların; bedel, enerji açısından verimli elektrikli araçlar için iç ve elektronik mimarinin geliştirilmesi; “Green Cars” çağrısı konu başlıklarının içeriklerinden sadece birkaçı.

Yerli firmaların yabancı ülkelerde gerçekleşen bilgi günleri ve proje pazarlarına katılımı için ulaşım ve konaklama ödenekleri gibi Tübitak teşvikleri mevcut (9 – 10 Temmuz tarihlerinde Belçika’da yine bir PPP bilgi günü ve proje pazarı etkinliği gerçekleştirildi).

Ar-ge projesi olan, AB desteği ile yabancı firma/üniversitelerle işbirliği yapmak; yabancı firma/üniversitelerin Program kapsamındaki çağrılar için sunacakları projelere müdahil olmak isteyen yerli firma ve üniversitelerimize yeni etkinliklerle buluşmak üzere…

İDO ÖZELLEŞTİRMESİ ve DEMİRYOLU SERBESTLEŞME MODELLERİNE BAKIŞ

2011 yılında İDO hisselerinin tamamı blok satış yöntemiyle özelleştirilmişti.

Serbestleşme sonrasında tüketicilerin çeşitli teşebbüsler arasından seçim yapması, ürün fiyatlarının rekabet nedeniyle vatandaşın erişebileceği seviyeye gelmesi, ürünün kalitesinin artması beklenir. Kitapta böyle yazıyor en azından.

Hatırlayalım. 2011 yılında İDO hisselerinin tamamı blok satış yöntemiyle özelleştirilmişti. “Özelleştirme” 80’li yıllardan beri önemli bir konu haline geldiği Türkiye’de, serbestleşmenin nasıl gerçekleşeceği sorusu önem kazanmakta.

Birbirine rakip olabilecek hatların ayrı ayrı teşebbüslere verilmesine ilişkin Kurul Görüşü’ne uyulmadı ve İDO blok olarak tek bir teşebbüse devredildi.

Sahi ya ilgili ürün pazarlarında İDO dışında faaliyet gösteren hiçbir teşebbüs yoktu ki devir sonucu yoğunlaşma artışı olsundu! Nihayet Rekabet Kurumu devralma işlemi sonucunda hakim durum yaratılmasının veya mevcut hakim durumun güçlendirilmesinin ve böylece rekabetin önemli ölçüde azaltılmasının söz konusu olmaması nedeniyle işleme izin verilmesinde sakınca olmadığına karar verdi.

Blok satış yöntemi sayesinde hisseler devredilirken yapı parçalanmadan değer kaybetmedi ve rekabetin korunması toplumsal refahın artırılması için bir araç. İkisi de kulağa hoş geliyor değil mi?

Haliyle bilet fiyatları da devralan teşebbüs tarafından serbestçe belirlenmekte. Seçeneklerden biri Godot’yu bekler gibi meşhur simit zincirleri sahibinin “görünmez el”ini belki bir gün bize ucuz bilet, kaliteli hizmet getirir diye bekleyedurmak!

Demiryolu serbestleşme modeline geçmeden blok satış sonrası İDO hakkında yazımıza vesile kamuoyundan; siyasi partilerden, meslek kuruluşundan, barodan, esnaftan gelen tepkilere bakalım.

Demiryolu taşımacılığının mevcut dikey bütünleşik yapısının ayrışacağını herhade öğrenmeyen kalmamıştır.

Demiryolu taşımacılığında blok satış yöntemiyle özelleştirme söz konusu değil. Dermiryolu taşımacılığı – THY’nin özelleştirilmesi bir kenara – sivil havacılıkta uygulanan model gibi özel sektöre açılacak. Üst piyasada, TCDD alt yapı yönetimi faaliyetini sürdürecek. Yolcu ve yük taşımacılığı faaliyetleri olan alt piyasada TCDD’nin yöneteceği altyapıyı hem özel sektör hem de kamu kullanacak. T.C. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı bünyesindeki Demiryolu Rekabetini Düzenleme Makamı, demiryolu altyapısına serbest erişim ve demiryolu altyapısının kullanımında adil rekabet sağlayacak düzenlemeleri yapacak ve uygulamaları denetleyecek.

TCDD’nin blok satış yöntemiyle özelleştirilmeden demiryolunun mevcut dikey bütünleşik yapısının ayrıştırılarak özel sektörden yeni teşebbüslerin demiryolu taşımacılığı olan alt pazara girişini mümkün kılan bu serbestleşme süreci, bakalım 2015 yılı için öngörülen yolcu trafiğine on yıl öncesinden ulaşılan havayolu taşımacılığını yakalayabilecek mi?

‘Büyümek Gerek’

Rekabet Kurumu, Rekabet Raporu’na otobüs işletmeciliğini de dahil etti.

Otobüs ile seyahat edenlerimiz bilir. Otobüs terminallerine adımımızı attığımızda sayıları her geçen gün artan birbirinden renkli panoları altında faaliyetlerini sürdüren işletmeler, müstakbel yolcuları gidilecek yere bilet kesmek için karşılarlar.

Genellikle çoğunun yerel işletmelerin oluşturduğu, aynı  yere giden parmakla sayılamayacak kadar fazla otobüs işletmelerinden birini seçer; hele ki yolcu sayısının az olduğu dönemlerde oturduğumuz koltuğun bitişik koltuğuna çantamızı yerleştirir ve rahat rahat seyahat ederiz. Yazın gelmesiyle beraber ise ellerimizde bavullar otobüs bekleyen kalabalıklar içinde buluveririz kendimizi.

Rekabet Kurumu, aralarına hergün bir yenisi daha eklenen yerel otobüs işletmelerinin yer aldığı, muhakkak her yolcunun mevsimsel yoğunluktan seyahat tarihini ertelemek zorunda kaldığı karayolu yolcu taşımacılığı piyasasını, 2012 Rekabet Raporu’na dahil etti.

Raporda, genel olarak rekabetçi bir yapı arz ettiği tespitine ulaşılan, piyasaya giriş engellerinin düşük olduğu karayolu ile yolcu taşımacılığı hizmetleri piyasasına ilişkin dikkat çekici hususların, arz fazlalığı, arz ve talep arasındaki mevsimsellikten kaynaklanan dengesizlikler ile kayıt dışılık olduğu belirtilmekte.

Piyasanın rekabet sorunlarından arz ve talep dengesindeki mevsimsel değişikliklerin ve piyasadaki arz fazlalığının, firmalar arası fiyat anlaşmaları ile sonuçlanan ciddi fiyat savaşlarına yol açtığı; tahsil edilen ve beyan edilen bilet ücretlerinin farklılaşması şeklinde oluşan kayıt dışılığın, yoğun rekabetin yaşandığı hatlarda rakipleri dışladığı yapılan tespitler arasında.

Rekabetçi bir piyasanın tesisi bakımından, şahıs işletmesi ve bölgesel faaliyet alanında faaliyet gösteren oyuncuların yönetim ve organizasyon yapılarının iyileştirilerek kurumsallaşması ve şirket birleşmesi veya büyüme yoluyla ülke genelinde faaliyet gösteren oyuncu sayısının artması gerekiyor. Ayrıca piyasada atıl kapasitenin ortadan kaldırılması ve faaliyet gösteren teşebbüslerin yeterli ölçeğe ulaşmaları için gerektiğinde işbirlikleri de gerçekleştirilerek teşvik edici düzenlemelerin yapılması gerek.

Rekabet Raporu’nda Demiryolu Taşımacılığı

AB İlerleme Raporu taşımacılık faslında demiryolu taşımacılığı açısından bir ilerlemenin kaydedildi.

Önceki yazımızda değinildiği üzere, AB İlerleme Raporu taşımacılık faslında demiryolu taşımacılığı açısından bir ilerlemenin kaydedilmemiş olduğunu açıkça belirtilmişti. Bu yazımızda ele alınan Rekabet Raporu’nun Demiryolu Taşımacılığı Endüstrisi başlığı ise AB müktesebatına uyum sürecine paralel biçimde hazırlanan tasarılar sayesinde serbesleşmesi planlanan demiryolu endüstrisi hakkındaki rekabet sorunlarının incelenmesi ve endüstrinin sebestleşme sonrasında hedeflenen rekabetçi yapıya kavuşmasına önemli katkılar sağlayacağı düşünülen değerlendirme ve öneriler şeklinde ilerliyor.

Rapora göre, mevcut durumda yurtiçi demiryolu taşımacılığı işletmeciliği faaliyetlerinde TCDD’ye piyasaya giriş engeli oluşturan yasal tekel hakkı tanınması; altyapı ve taşımacılık hizmetlerinin dikey bütünleşik olarak TCDD tarafından verilmesi demiryolu taşımacılığının serbestleşmesi önündeki en önemli engeller.

Raporda, mevcut bu durumun, AB müktesebatına uyum sürecine paralel bir biçimde hazırlanan Genel Demiryolu Kanunu Tasarısı ve TCDD’nin Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Tasarı sayesinde dikey bütünleşik şekildeki alyapı ve taşımacılık faaliyetlerinin ayrıştırılması ve demiryolu taşımacılığının serbestleştirilmesi yoluyla aşılmasının öngörüldüğü bildirilmekte.

Buraya kadar tamam; ancak serbestleşme sonrası;

  • Devletin piyasada politika yapıcı, oyuncu ve düzenleyici rollerinin ayrışarak özellikle tasarıda öngörülen Demiryolu Rekabetini Düzenleme Makamı’nın Rekabet Kurumu ile yetki çatışmasından kaynaklanabilecek belirsizlikler önlenmesi suretiyle operasyonel bağımsızlığa sahip bir yapıya kavuşturulması,
  • kamu otoritesinin kontrolünde demiryolu taşımacılığı hizmeti verecek demiryolu işletmelerinin rekabet avantajı sağlayan ayrıcalıklar bakımından gerekli önlemlerin alınması,
  • doğal tekel niteliğindeki altyapıya erişimin ayrımcı olmayacak şekilde sağlanması için etkili bir regülasyon mekanizmasının oluşturulması,
  • altyapı kullanım ve taşımacılık faaliyetlerine ilişkin taban ve tavan ücretlerin tespitine yönelik mevcut düzenlemenin kaldırılması,

Rekabet Raporu’nun demiryolu endüstrisinin hedeflenen rekabetçi yapıya kavuşmasına yönelik tespitleri arasında. TCDD’nin tekelinde olan demiryolu endüstrisi, sözü geçen reformların gerçekleşmesi halinde,  birden fazla oyuncu faaliyet gösterecek şekilde yeni girişlere açılacağa benziyor.