Atık Kağıt Soruşturması üzerine

Rekabet Kurulu, atık kağıt pazarında faaliyet gösteren dokuz şirket hakkındaki soruşturmayı tamamladı.

Bahadır Balkı anlatıyor.

Rekabet Kurulu, atık kağıt pazarında faaliyet gösteren dokuz şirket hakkındaki soruşturmayı tamamladı ve soruşturma konusu eylemlere bireysel muafiyet verilmesine karar verdi. Henüz okumamış olanlar için kısa karar metnini buradan paylaşalım. Bu yazının amacı karar ile ilgili bir yorum yapmak değil. Zaten taraf olmadığımız ve gerekçeli karar da ilerleyen zamanlarda yayınlanacağı için böyle bir yorumu yapmak da şu an itibari ile mümkün değil.

Rainforest sceneÖte yandan kısa kararın metnine bakıldığında, soruşturma altındaki teşebbüslerin davranışlarının ve Rekabet Kurulu’nun kararının merkezinde Ekonomi Bakanlığı’nın 2011/6 sayılı Tebliği var gibi gözüküyor. Dolayısıyla karar aslında düzenlemeler ve rekabet hukuku arasındaki ilişki ve çatışmaları ortaya koymak ve çatışmadan doğan muafiyetin unsurlarını belirlemek bakımından referans niteliğinde olabilecek bir karar gibi duruyor uzaklardan.

Tabi soruşturmanın bir de ACTECON ekibi gibi meraklıları için çevre ve rekabet politikaları yanı var. Aklıma ilk anda şu sorular geliyor: Acaba muafiyet kararının çıkmış olması AKÜÇEV Kararı’ndan bugüne, rekabet – çevre terazisinde nasıl bir etki yapacak? Bu muafiyet kararı çevre politikalarının rekabet politikaları karşısındaki konumunun dengelendiğini mi gösterecek?

Bu sorular aklıma geliyor ama belki de düzenlemeler ve rekabet hukuku ilişkisinin, hiç “rekabet ve çevre hassas terazisi”ne girmeden kararı sonuca götürdüğünü de görebiliriz.

Pazarlardan Haberler” ekibi olarak bu konuların cevabını ve kararın düzenlemeler ve rekabet hukuku ilişkisine dair sonuçlarını ilerleyen zamanlarda yine bu satırlardan paylaşacağız.

Rekabet Kanunu İki Yıl Aradan Sonra Yine Futbol Arenasında

Simon Kuper’in “Football against the Enemy” adlı kitabının en önemli cümlesidir “Futbol asla sadece futbol değildir” (bu ad altında daha çok satacağı düşünülmüş olsa gerek ki Türkçe çevirisinde de kitabın adı olarak belirtilmiş bu cümle).

Özellikle de şike soruşturması sayesinde birçok spor programında “futbol otoriteleri!” tarafından defalarca söylendi “futbol asla sadece futbol değildir”. Hatta, yaratıcısı tarafından futbolun güzellikleri dışındaki hususları anlatmak için kaleme alınmış olan bu cümle, Şike Davası’nın gerekçeli kararında da kendine yer buldu doğal olarak. İki ülke arasındaki savaşın nedenlerinden biri dahi olmuşken (bkz. El Salvador – Honduras 14 Temmuz 1969) aksini söylemek de mümkün değil aslında.

Bir “rekabet gönüllüsü” olarak baktığımızda da futbol, yine sadece bir spor olmanın çok uzağında, bol sıfırlı büyüklükte çeşitli ilgili ürün pazarları olarak karşımıza çıkıyor. Bu sıfırları belirleyen unsurların başında da yayın hakları meselesi ve yayın haklarını şekillendiren rekabet kuralları var.

Bununla birlikte, ülkemizde 2010 yılında gerçekleşen son yayın ihalesi öncesinde Rekabet Kurulu, “TFF’nin yetkisi dahilindeki futbol müsabakalarına ilişkin merkezi pazarlama yetkisinin 5894 sayılı TFF Kanunu’nun 13. maddesinin[1] açık hükümlerine dayandığı gerekçesi ile söz konusu hakların satışına yönelik ihale şartnamelerinin Rekabet Kanunu kapsamında değerlendirilemeyeceğine” hükmetti.

Konu, başkanlık görüşü altında değerlendirmeye alındığı için Rekabet Kurulu’nun söz konusu hükmü çok da yankı bulmadı rekabet çevrelerinde. Nitekim ilgili görüşü, ihaleye giren şirketlerin temsilcileri haricinde pek kimse öğrenemedi. Sonrasında ise 2011 – 2012 Süper Lig Play-Off maçlarının Digiturk’e verilmesinin şikayet edildiği vakada “başvuru konusunun 4054 sayılı Kanun kapsamında inceleme olanağının bulunmaması nedeni ile talebin reddine” karar verildi Rekabet Kurulu’nun 11-54/1377-487 sayılı Kararı ile.

Yukarıdaki hükümler -ACTECON’un da katkısı ile- Digiturk’ün yayın haklarının 2015 yılı sonrasında ihalesiz olarak üç yıllığına uzatılmasına muafiyet verilmemesine dair son Rekabet Kurulu kararı ile tamamıyla değişti.

Bilindiği üzere, önceki yıllarda her bir futbol kulübü kendisine ait olan yayın haklarını kendi başına bir televizyon kanalına pazarlardı. Daha sonra ise kulüpler daha yüksek bir gelir modeli yaratmak adına tüm kulüplerin haklarının tek elden satılmasını sağlamak için kendi inisiyatifleri ile “havuz sistemini” kurmuşlardı. Havuz sisteminin getirdiği hukuki tartışmaları, gelirlerin paylaşılması konusundaki büyük anlaşmazlıkları, bazı takımların her sezon başında havuz sisteminden çıkma tehditlerini tüm futbolseverler hatırlayacaktır.

Bizim temel argümanımız, 2010 sonrası iki karara esas teşkil eden 5894 sayılı TFF Kanunu’nun 13. maddesinin; kulüplerin sahibi olduğu hakları havuz sistemi gibi  kendi aralarında yaptıkları (esasen bireysel muafiyet analizine tabi tutulması gereken) bir anlaşma ile tek elden satılmasının rekabet kurallarının denetimi dışına çıkarılmasından ibaret olduğu şeklindeydi. Zira TFF, kendi kanununun 13. maddesi sayesinde havuz sistemi döneminde olmayan, hakların tek elden pazarlanma yetkisine dair kanuni bir tekel hakkı elde etmişti.

5894 sayılı TFF Kanunu’nda yayın haklarının devrine ilişkin işlemlerde Rekabet Kanunu’nun uygulanamayacağına dair doğrudan ya da dolaylı bir hüküm bulunmadığı, görüşlerimizi desteklemek amacıyla üzerinde durduğumuz bir diğer husustu. Nitekim Spor Toto Süper Lig’in (sponsoru unutmayalım! Keşke benim kulübüm İTÜ’ye de iyi bir sponsor bulunsa da yine Beko Basketbol Ligi’nde oynayabilsek) yayın haklarının devrine Rekabet Kanunu ile müdahale edilemeyeceğini belirtmek için -aynı Bankacılık Kanunu’nun 19. maddesinde olduğu gibi- Rekabet Kanunu’nun ilgili maddelerinin uygulanamayacağı yönünde spesifik bir düzenleme olması gerekmekteydi. Rekabet Kurulu da, bu yönde bir düzenlemeye yer verilmemişken TFF’nin hazırladığı şartnamelere Rekabet Kanunu ile müdahale etmenin önünde herhangi bir engel bulunmadığına karar verdi.

Ayrıca, Rekabet Kurulu’nun önceki yorumu paralelinde, yayın hakları şartnamelerinin düzenlenmesi yetkilerinin münhasıran TFF’ye verilmiş olması, söz konusu şartnameleri rekabet kurallarının denetiminden muaf tutuyorsa aynı muafiyetin diğer tüm kanunların uygulanmasını da kapsadığı kabul edilmeliydi. Nitekim yukarıda da belirttiğim gibi 5894 sayılı TFF Kanunu, Rekabet Kanunu uygulamalarından muafiyet ile ilgili bir düzenleme içermiyor.

Bu noktada eğer TFF’nin şartnameler üzerindeki münhasır yetkisi, TFF’nin yayın hakları ile ilgili uygulamalarına bir başka kanun ile müdahale edilmesini engelliyorsa, TFF’nin şartnameler üzerindeki takdir yetkisi de sınırsız bir hal alıyordu. Rekabet Kurulu’nun önceki bu yorumu dahilinde, TFF, örneğin;

–        yayın hakları şartnamelerinde ancak belli spor adamlarına kadrolarında yer veren yayıncılara hakları vermeyi öngörebilecek,

–        yayıncının RTÜK Kanunu’na uymamasını talep edebilecek,

–        yayın haklarını 100 yıllığına bir yayıncıya devredebilecekti.

Ve oluşacak bu hukuksuzlukların çözümü de mümkün olmayacaktı. Rekabet Kurulu, 5894 sayılı TFF Kanunu’nun 13. maddesi çerçevesinde kanun koyucunun TFF’ye sınırsız bir takdir yetkisi vermesinin mümkün olmadığını ve söz konusu maddenin, kulüplere ait hakların bir bütün olarak tek elden TFF tarafından pazarlama yetkisi ile sınırlı olduğuna hükmetti.

Rekabet Kurulu yukarıda yer alan gerekçeler kapsamında iki yıllık uygulamasından döndü ve yayın haklarının devrine ilişkin TFF ve yayıncı kuruluşlar arasındaki uygulamaların Rekabet Kanunu’nun denetimine tabi olduğu sonucuna ulaştı.

Kararın hukuki açıdan bence en önemli kısmı şüphesiz Kurul’un önceki uygulamasından dönmüş olması. Bir de ekonomik açıdan önem teşkil eden bölümü var ki, o da Digiturk’ün haklarının 2015 sonrası üç yıl daha ihalesiz olarak uzatılmasına muafiyet verilmemiş olması.

Artık futbolu takip eden, etmeyen herkesin bildiği üzere; yayın hakları TFF tarafından sözleşme süresi boyunca tek bir yayıncıya devrediliyor. İhalenin gerçekleştiği dönem, pazara giriş için yayıncılar için tek fırsat niteliğinde. Dolayısıyla yayın sözleşmesinin ihalesiz uzatımı Spor Toto Süper Lig’in yayın hakları pazarına yeni giriş imkanını bütünüyle ortadan kaldıran bir durum. Bu da muafiyet değerlendirmesi bakımından ilgili piyasanın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalkmaması şartının karşılanamadığı anlamına gelmekte.

Ayrıca Digiturk, 2010 yılında TFF ile imzaladığı sözleşme uyarınca, karasal vericiler, kablo, uydu, IP/Web TV ve 3G mobil şebekelerin tamamı üzerinden yayın haklarının tek sahibi durumunda. Dolayısıyla ihalesiz uzatım Digiturk’ün mevcut yayın teknolojilerini sürdürmesine ve premium içerik sahibi olmadıkça IPTV gibi alternatif teknolojilerin gelişiminin de yavaşlamasına neden olacak bir durum. Nitekim Rekabet Kurulu da ihalesiz uzatımın, pazar kapama etkisinin yanında hem tüketici refahını olumsuz yönde etkileyeceği hem de müsabakaların alternatif teknolojiler üzerinden yayınlanması pazarlarındaki rekabeti kısıtlayacağı sonucuna ulaştı.

Karar, bundan sonraki ihale dönemlerinin yapısı hakkında da değişim sinyali veriyor (ki bu sinyal kimilerine göre kararın en önemli unsuru). Şimdiye kadar TFF yayın haklarını bir bütün olarak tek bir yayıncıya devrediyordu. Bu yöntemin en önemli dayanağı da maçların bir bütün olarak satılması halinde en yüksek yayın gelirinin elde edileceği görüşüydü. Gerçekleştirilen son ihale de bu düşünceyi destekliyor aslında. Fakat Kurul, hakların maç günü (örneğin Almanya’da olduğu gibi cumartesi maçlarının bir kanala, pazar günü maçlarının bir başka kanala devri) veya teknolojiye göre bölünerek pazarlanması halinde de yayın haklarının daha yüksek bedellere ulaşabileceğini, nitekim Avrupa örneklerinin de bu durumu desteklediğini kararına bir dip not olarak düşmüş durumda. Yeni bir ihale düzenini görme ihtimalimiz olan 2015 çok uzak değil, üç Fenerbahçe şampiyonluğu mesafesinde (biraz hayal gibi, farkındayım).

Son olarak kararın tam metnini merak edenler için söyleyeyim. Gerekçeli Karar bayram öncesi bize tebliğ edildi. pazarlardanhaberler.com takipçileri bu yakınlarda Kurum’un internet sitesinden karara ulaşabilir diye düşünüyorum.


[1] Bu dip not blogun formatına pek uygun olmadı ama 13. madde de bu yazının bir nevi zorunlu unsuru:

MADDE 13 – (1) Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki tüm futbol müsabakalarının televizyon, radyo, internet ve her türlü teknik cihaz ve benzeri araçlarla yayınlanmasına, iletilmesine, yayınların düzenlenmesine ve programlanmasına münhasıran Yönetim Kurulu yetkilidir.

(2) Anılan yetki özellikle TFF’nin yayın haklarının merkezi olarak pazarlanmasını ve elde edilen gelirin yetkili organlar tarafından alınan kararlar uyarınca kulüplere dağıtılmasını kapsar.

“Rıdvan Dilmen NTV’den Star TV’ye mi geçti”? Hayır, Star TV NTV’ye Geçti.

Kurul yakın bir zamanda işlemin gerekçeli kararını da açıkladı.

Birçok televizyon izleyicisi 11 Kasım’da Türkiye-Hırvatistan maçını seyrederken şu soruyu sormuştur birbirine.  “Ercan Taner ve Rıdvan Dilmen NTV’den Star TV’ye mi geçti”? (Bir tanesi de o gün maçı birlikte seyrettiğim arkadaşlarımdan biri tarafından soruldu)

Türlü türlü cevaplar geldiğini tahmin ediyorum rekabet ve medya camiasının dışındakilerden. Yakın bir arkadaşım da tamamen uydurma bir cevapla “hayır bir maçlık anlaşma yapılmış demişti”. Şu gülen yüz simgelerinden bir tane koymak gerekirdi aslında bu cümlenin sonuna. Ama blog yazımızın da bir usulü var.

Cevap aslında tam tersiydi. Star TV, NTV’ye geçti.

Rekabet Kurulu Star TV’nin Doğan Medya Grubu’ndan Doğuş Medya Grubu’na devredilmesine 2 Kasım 2011 tarihinde izin vermişti. Kurul yakın bir zamanda işlemin gerekçeli kararını da açıkladı.

Gerekçeli kararın Rekabet Kurulu’nun son zamanlardaki birçok devralma kararına göre oldukça detaylı olduğu söylenebilir. Nerede o eski sektör bilgisi veren, pazar analizleri yapılan kararlar diyelim. Eleştirimizi burada keselim. (500 milyon-5 milyon eşiği geldi. Analiz yapılacak işlem de kalmadı denilebilir.)

Tekrar Star TV Kararı’na dönelim. Rekabet Kurulu söz konusu kararında ulusal televizyon piyasasındaki şirketlerin pazar güçlerini hem reklam gelirleri hem de izlenme payına göre analiz etmiş.

Bu analizler çerçevesinde Star TV, Doğuş Grubu’na geçtikten sonra dahi Doğan Grubu’nun (Kanal D+CNN Türk+TNT) pazarda lider konumunu sürdürdüğü ifade ediliyor kararda. Reklam gelirleri esas alındığında pazarın ikincisi ATV Grubu. Doğuş grubu ise Star TV’yi devralarak beşincilikten üçüncülüğe yükselmiş durumda.

Dolayısıyla Star TV’nin Doğuş Grubu tarafından devralınmasına ilişkin işlemin pazardaki yoğunlaşma oranlarını düşürmesi ve pazar liderinin payını azaltması ile ulusal televizyon yayıncılığı pazarındaki rekabeti daha da arttıracağını söyleyebiliriz.

Blog yazımı, 2012 yılının birleşme-devralma analizleri bakımından daha fazla Star TV Kararı getirmesi temennisi ile bitiriyorum.

Yeni Ciro Eşikleri, Yeni Dosya Yükü

Rekabet Kurumu istatistikleri paylaşıldı.

Rekabet Kurumu, yılbaşından Ağustos ayına kadar değerlendirmeye aldığı birleşme&devralma işlemlerine ilişkin istatistikleri kamuoyu ile paylaştı. İstatistikler, 2011 başında yenilenen kuralların, şirket evliliklerine ne ölçüde müdahil olduğu ile ilgili önemli ipuçları taşıyor.

Hatırlarsanız, Birleşme&Devralmalar Hakkında Tebliğ 1 Ocak’ta yürürlüğe girmişti. Rekabet hukuku ve iktisadı çevrelerinin büyük çoğunluğunun ortak görüşü de, eski Tebliğ’in birçok eksikliğinin ortadan kaldırıldığı ve daha etkin bir rejime kavuştuğumuz yönündeydi. Ancak yükseltilmiş gibi gözükse de ciro eşiklerinin yine düşük belirlenmiş olması, en çok tartışılan konu olma özelliğini koruyor.

Aslında Yeni Tebliğ’in yalnızca Türkiye’de faaliyet gösteren ve/veya 500 milyon TL tutarındaki dünya cirosunu karşılayamayan şirketler için belirlediği (tarafların toplam 100 milyon TL ve ayrı ayrı en az 30 milyon TL’yi aşan Türkiye cirolarına sahip olmalarını gerektiren) eşiğin eski Tebliğ ile kıyaslandığında yüksek olduğu ifade edilebilir. Kısa bir hatırlatma yapalım; eski Tebliğ tarafların toplam cirolarının yalnızca 25 milyon üstünde olduğu hallerde bildirim yapılmasını şart koşuyordu.

Fakat işlem taraflarından birinin 500 milyon TL’nin üstünde dünya cirosunun olduğu
Tarafların 25 milyon toplam ciroya sahip olmasını yeterli kabul eden eski Tebliğ ile karşılaştırıldığında, Rekabet Kurulu’nun 2011 yılının ilk sekiz ayında 2010 yılının aynı dönemine göre ay bazında daha fazla işlemi değerlendirdiğini görüyoruz. Kurul geçen yıl ayda ortalama 17 dosya incelerken 2011 yılının ilk sekiz ayında bu sayı 20’yi aşmış durumda. Bu noktada değinilmesi gereken husus Yeni Tebliğ’in ciro eşikleri yanında getirdiği niteliksel bildirim eşiği “etkilenen pazar” kavramı (daha önceki yazımızda da belirttiğimiz üzere bu kavram işlem çerçevesinde tarafların faaliyetlerinin yatay ya da dikey anlamda örtüşmesini gerektiriyor). “Etkilenen pazar” şartı olmasaydı özellikle 500 milyon TL – 5 milyon TL ciro eşiğini aşan çok daha fazla işlemin Kurul önüne gelmiş olacağını tahmin etmek zor değil. Zira yılın ilk 8 ayında Rekabet Kurulu’nun önüne gelen 163 işlemin 137 tanesinde taraflardan birinin yabancı bir şirket olması bu düşünceyi oldukça destekliyor. Hem dünya cirosu olarak belirlenen 500 milyon TL hem de özellikle 5 milyon TL’lik Türkiye ciroları, dünya genelinde ve Türkiye’de faaliyet gösteren orta ölçekteki şirketler için dahi oldukça düşük.

Söz konusu iki ciro eşiği karşılaştırıldığında Rekabet Kurulu’nun politika tercihi yaparak yabancı sermayenin girişini izleme görevini üstlendiği düşünülebilir. Böyle bir gerekçe hariç, söz konusu iki ciro eşiğinin birbiri ile oldukça çelişen büyüklükte olduğunu söylemek epey kolay.

Görünen o ki; iş dünyasının gittikçe daha da fazla küreselleşmesi ve Türkiye’nin yabancı sermaye girişinin yoğun bir ülke olması; birleşme&devralma incelemelerinde 500 milyon TL – 5 milyon TL ciro eşiğinin muhakkak ki daha da ön plana çıkmasına neden olacak. Son olarak ciro eşiklerinin iki yılda bir yenileneceği hükmü dikkate alındığında, Yeni Tebliğ’in 2013’e kadar incelenen işlem sayısını azaltmayacağı ve hatta yıl bazında daha çok işlemin rekabet incelemesinden geçmesine neden olabileceği öngörümüzü bir kenara not edelim.

Beklenen Kılavuz Yayımlandı

Rekabet Kurulu Yeni Birleşme&Devralma Tebliği ile ilgili açıklayıcı metin niteliğindeki ilk Kılavuzu yayımladı.

Rekabet Kurulu Yeni Birleşme&Devralma Tebliği ile ilgili açıklayıcı metin niteliğindeki ilk Kılavuzu yayımladı. İlgili teşebbüs, ciro ve yan sınırlamalar konuları özelinde hazırlanan Kılavuz uygulayıcıların işini oldukça kolaylaştırmakta.

Yeni Birleşme&Devralma Tebliği uygulamadaki ilk altı ayını doldurdu. Bu dönemde özellikle ciro hesaplaması ve yeni bildirim kriteri etkilenen pazar kavramları tarafları oldukça zorladı. Ocak-Haziran dönemini kısa bir incelediğimizde, şirketlerin bildirim yükümlülüğünü ihlal etmiş olmamak adına risk almamayı tercih ederek Rekabet Kurulu’nu devralmaların değerlendirilmesine ilişkin önemli bir iş yükü altına soktuğunu görüyoruz.

Haziran ayına kadar Rekabet Kurulu’na yapılan bildirim sayısı 109. Bu rakam geçen yıl aynı dönem için 81’di. Haziran ayına kadar Rekabet Kurulu’nun izne tabi olmadığı hükmüne vardığı devralma sayısı ise 32.

Bu sayıyı göz önünde bulundurduğumuzda şirketlerin hukuki değerlendirme bakımından zorlu bir süreç yaşadıkları ve çok ihtiyatlı davrandıkları ortada.

Kamuoyu görüşlerine açılan taslak haline göre yapılan en önemli ekleme, etkilenen pazar tanımının artık Kılavuz’un bir parçası olması. Konunun önemi sebebi ile blog formatımızdan biraz sapalım ve okuyucularımıza kısa bir tanım verelim istedik.

Kılavuz’a göre taraflardan birinin Türkiye’de faaliyeti olması şartı ile işleme tabi şirketler aynı pazarda faaliyet gösteriyorlarsa ya da tarafların faaliyetleri arasında tedarik ya da dağıtım ilişkisi mevcut ise etkilenen pazar şartı yerine getirilmiş oluyor.

Kılavuz’un bundan sonraki süreçte aslında Rekabet Kurulu’nun önüne gelmemesi gereken devralma işlemleri ile ilgili iş yükünü azaltacağını söylemek mümkün. Kurul’un halihazırda üzerinde çalıştığı taahhüt mekanizmasına ilişkin açıklayıcı metnin de yakın  zamanda yayımlanması bekleniyor. Birleşme&Devralma rejimimiz etkinleşiyor…

Gazete Yayıncılığı Pazarına Kuvvetli Bir Yeni Oyuncu

Vatan ve Milliyet Gazeteleri, DK Gazetecilik tarafından devralındı.

Doğan Gazetecilik bünyesinde bulunan Vatan Gazetesi ve Milliyet Gazetesi, Rekabet Kurulu’ndan alınan izinle Demirören ve Karacan Grupları’nın kurduğu ortak girişim şirketi DK Gazetecilik tarafından devralındı.

DK Gazetecilik, Milliyet ve Vatan Gazeteleri’ni devralarak günlük gazete yayıncılığı pazarına kuvvetli bir giriş yaptı. Şirket söz konusu iki gazeteyi devralarak “reklam geliri ve net satış adedi” bakımından pazarın en büyük üçüncü oyuncusu konumuna yerleşti.

Posta, Hürriyet, Fanatik, Radikal gibi gazetelere sahip Doğan Medya Grubu’nun baskın bir şekilde lider olduğu piyasanın ikinci büyük oyuncusu ise Sabah, Takvim, Fotomaç gazetelerini bünyesinde bulunduran Turkuvaz Grubu.

Hatırlanacağı üzere Rekabet Kurulu 08-23/237-75 sayılı kararında Vatan Gazetesi’nin Doğan Gazetecilik tarafından devralınmasına izin vermiş fakat Doğan Gazetecilik’in hakim durumda olması sebebiyle Vatan Gazetesi’nin iki yıl içinde Rekabet Kurulu’nun gözetiminde gerçekleşecek bir ihale ile bir başka şirkete satılmasını şart koşmuştu. Danıştay ise özellikle Rekabet Kurulu’nun şirketlerin satışı için ihale gerçekleştirme gibi bir yetkisinin bulunmaması sebebi ile kararın şartlı izin hükmünü iptal etmiş ve Vatan Gazetesi herhangi bir şarta tabi olmaksızın Doğan Gazetecilik tarafından devralınmıştı.

Gelinen noktada ise Vatan Gazetesi Rekabet Kurulu kararı gereği iki yıl içinde değil fakat Doğan Gazetecilik’in ticari kararı temelinde üçüncü yılda bir başka şirkete satılmış oldu.

AB Kamyon Pazarına Daha Yakın Markaj, Daha Kuvvetli Atak

AB Komisyonu, kamyon endüstrisindeki şirketlere inceleme başlattı.

AB Komisyonu, Almanya, İtalya, İsveç, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’da faaliyet gösteren kamyon endüstrisindeki şirketlere (Scania, Volvo, MAN, Daimler ve Iveco) rekabet kurallarının ihlali iddiasıyla 18 Ocak 2011’de inceleme başlattı. İlk bilgiler soruşturmanın konusunun, hem fiyat tespiti hem de hakim durumun kötüye kullanılması olduğu yönünde.

Bu incelemenin bir soruşturmaya dönmesi ihtimalinde kamyon üreticilerine karşı AB pazarlarındaki ikinci soruşturmanın başlatılmış olacağını belirtmek lazım.  Zira 2010 yılının Eylül ayında Birleşik Krallık Adil Ticaret Dairesi (Office of Fair Trade) de kamyon üreticilerinin Birleşik Krallık sınırları dahilinde fiyat sabitlemesi yaptığı iddiasıyla başka bir soruşturma daha başlatmıştı.

Adil Ticaret Dairesi AB Komisyonu’nun başlatmış olduğu incelemeden bir hafta sonra bir basın açıklaması yaparak yürütmekte oldukları soruşturma hakkında kendilerine bilgi sağlayan üçüncü taraflara 100.000 Paund ödül verileceğini duyurdu. Duyuruda yer verilen bir diğer önemli husus ise bilgiyi sağlayanların ihlale katılan taraflardan biri olmaları halinde para ödülü yerine cezadan muaf tutulabileceklerinin belirtilmiş olması.

Adil Ticaret Dairesi’nin bilgi sağlayanlara ödül olarak para ödeneceğini duyurmuş olması kartel vakalarında ilk defa örneği görülecek bir uygulama olacak. Her ne kadar para ödülü verilmesi 2008 yılında Birleşik Krallık rekabet hukuku mevzuatına girmiş olsa da bu zamana kadar uygulanmamıştı.

Para ödülü uygulaması da gösteriyor ki, kartellerle mücadelede daha sert politikaların uygulanacağını her fırsatta dile getiren AB rekabet otoritelerinin bu mücadelede geri adım atmaya hiç niyetleri yok. Acaba bir sonraki adım hapis cezası mı?

AB ile Daha Uyumlu Bir Birleşme & Devralma Rejimine Doğru

Türkiye’de şirket birleşmelerine ilişkin rekabet kuralları mevzuatının yenilenmesi çalışmaları devam ediyor.

Türkiye’de şirket birleşmelerine ilişkin rekabet kuralları mevzuatının yenilenmesi ve AB mevzuatı ile uyumlu hale getirilmesi çalışmaları Rekabet Kurumu nezdinde hızlı bir şekilde devam ediyor.

Şirketlerin birleşmesi ya da bir diğerini devralması ile ilgili kuralları düzenleyen Rekabet Kurulu Tebliği’nin yeni yılın ilk günü itibari ile yürürlüğe gireceğini Bültenimizde daha önce duyurmuştuk. Birçok yeni hükmü beraberinde getirmesi sebebiyle Tebliğ’in uygulamasına ışık tutacak nitelikte bir Kılavuz Metnin Taslağı da Rekabet Kurumu’nun internet sitesinde duyurularak kamuoyunun görüşlerine sunuldu. Tebliğ’in uygulamasına belirlilik ve öngörülebilirlik katmayı amaçlayan taslak kılavuzun Tebliğ’in yürürlüğe gireceği 01.01.2011 tarihine yakın zamanlarda nihai halini alması beklenmekte.

Son Pişmanlık Fayda Etmez, İlk Pişman Ol!

Ve Pişmanlık Yönetmeliği Türkiye’de ilk defa sonuç doğurdu.

Ve Pişmanlık Yönetmeliği Türkiye’de ilk defa sonuç doğurdu. Yürürlüğe konduğu ilk dönemlerde iş dünyasının niteliklerine zıt bir şekilde bu Yönetmelik’in Türkiye’de uygulanamayacağı, çünkü özünde “ihbarcılık” olan bu uygulamanın Türkiye değerlerine aykırı düşeceği konuşuluyordu. Fakat bu “dünya” günlük hayattan biraz farklı!

Rekabet Kurulu’nun medikal ve sanayi gazları pazarındaki soruşturması rekabet kurallarının uygulanması bakımından bir ilki beraberinde getirdi. Bu da Rekabet Kurulu’nun bir pişmanlık başvurusu üzerine kartel cezası vermiş olması. Rekabet Kurulu pişmanlık başvurusu sonucu 55 teşebbüse soruşturma açmıştı, bu soruşturma sonunda teşebbüslerden 26’sının cezalandırılmasına hükmetti. Pişmanlık Başvurusu’nda bulunan teşebbüsün ise Rekabet Kanunu’nu ihlal etmesine rağmen Yönetmelik uyarınca cezalandırılmamasına karar verildi. Çoğu orta ve küçük ölçekli bu teşebbüslerin almış olduğu toplam ceza miktarı 2.496.084,52 TL. Cezaya konu teşebbüsler arasında Habaş Sınai ve Tıbbi Gazlar ise 2.045.459,93 TL ile bu soruşturma kapsamında en yüksek cezayı alan teşebbüs oldu.

Bu kararın Türkiye’de bundan sonra yapılacak pişmanlık başvurularının sayısını ve cezaların miktarını arttırması beklenebilir. Zira rekabet kuralları uygulamalarını takip ettiğimiz Avrupa Birliği’ndeki son pişmanlık başvurusu örneğinde, hava yoluyla kargo taşımacılığı faaliyeti gösteren 11 teşebbüse kartel oluşturdukları gerekçesiyle toplam €799.445.000 ceza verildi. Bu haberin detaylarını da  aşağıda bulabilirsiniz.