De minimis nedir? Rekabeti çok degil ama biraz azaltmak mümkün mü?

Malum Rekabet Kanunu’nda geçen yaz önemli değişiklikler yapıldı. Bunlardan biri de Kurulun “piyasada rekabeti kayda değer ölçüde kısıtlamayan anlaşmaları“ soruşturmaya konu yapmayabileceğine ilişkin ‘de minimis’ düzenlemesiydi. Bu, soruşturmaya konu yapmama hususunun ne şekilde olacağına dair Tebliğ Taslağı geçenlerde Rekabet Kurumu tarafından görüş için kamuoyuna sunuldu.

Kişisel tarihimden bir yaprak

Konu ilk defa 1999 yılında, ben henüz iki yıllık rekabet uzman yardımcısı iken gündeme gelmişti. Kurum faaliyetine başlayalı daha iki yıl olmuş, topluca gelen muafiyet başvuruları bir yandan, ilgili ilgisiz şikayetler öte yandan, bir odaklanma ve insan kaynağını ve zamanı etkili kullanma sorunu yaşanıyordu. Şikayetlerin her birinin Kurul tarafından görüşülüp uzmanların hazırladıkları raporlar çerçevesinde karara bağlanması, sonra da bunlara Kanun gereği gerekçe yazılması büyük zaman ve enerji kaybına yol açıyordu. Bu şekilde, Kurumun ana görevi olan kartel ve tekellerle mücadeleye yönelemeyeceğini ileri süren Daire Başkanımız -ki kendisinden başka bir tane daha yoktu o vakitler- hem Kanun kapsamına girmeyen hem de önemsiz başvurulardan kurtulmanın yollarını arıyordu.

Bir zamanlar Ankara

Bu arayışın sonucu olarak, halen Kurumda uzman olarak görev yapan bir arkadaşımla birlikte, Avrupa Birliği Komisyonu’nun De Minimis düzenlemesini örnek alarak, gerekçesiyle birlikte bir tebliğ taslağı hazırlamakla görevlendirildik. Gerekçesinin, o zamanlar her biri diğerinden cevval 11 kişiden oluşan Kurulu ikna etmek için sağlam bina edilmiş, AB üye ülkeleri uygulamalarıyla desteklenmiş olması gerekiyordu. İnternetin byte ile verildiği dönemlerde bu hazırlığı yapmak pek kolay olmadı, zira diğer dosyalarımızı yürütmeye aynen devam ediyorduk.

“Hadi şimdi bunu Kurula sokalım”

6 hafta sonra mesai sonrası ve hafta sonu çalışmaları neticesinde Daire Başkanını tatmin edecek bir metin ortaya çıktı. Güzel de bir gerekçe yazdık. Bir pazartesi günü, dosyanın o haftaki Kurulun gündemine konduğu söylendi. Kurul toplantılarının yapıldığı perşembe günü öğlene kadar, törende şiir okuyacak önlüklü öğrenciler gibi gergin bir şekilde bekledik. “Sıra size geliyor, çıkın 5 inci kata”, dendi. Biraz da orada bekledik. En sonunda kurul toplantı odasının koyu renkli masif ahşap kapıları açıldı ve içeriye alındık. 

Girdiğim ilk kurul toplantısıydı. İçerisi bildiğin kalabalık. Devasa bir masanın etrafındaki 11 üyeye ek olarak en az 8-9 kişi daha ya duvar kenarlarındaki koltuklarda oturuyor, ya da bir yerden bir yere koşuşturuyor. Odaya, bizim yaşadığımız 4 üncü katla karşılaştırılamayacak bir lüks hakim. Toplantıyı yöneten İkinci Başkan “evet” dedi, “ne diyorsunuz bu de minimis tebliği ile ilgili?” Daire başkanı üç dört cümle ile “efendim, gereksiz iş yükünün önünü almak…”, “Anadolu’nun bir kasabasındaki küçük tacirlerin, esanfların yaptığı işleri odağımızın dışında bırakalım” ve buna benzer şeyler söyledi. Bir Kurul üyesi bu söz üzerine, balık görmüş kedi gibi atladı:

-Yani ‘kasabadaki fiyatları belirleseler de gündemimize almayalım’ mı diyorsunuz?

Daire başkanı, sanki yanındaki iki çaylak uzman yardımcısına amirlerle nasıl konuşulması gerektiği dersi verir gibi:

-Efendim, siz de okumuşsunuzdur, taslağımızda bunun gibi ağır ihlaller tebliğ kapsamı dışında bırakılıyor.

İkinci Başkan tartışmanın uzamasını önlemek için önündeki kağıtlardan başını kaldırarak bize baktı ve “Bunu yapamayız. Bunun kanunda dayanağı yok.  Bu iş tebliğle olmaz” dedi ve sonraki maddeye geçti. Daire Başkanı bize doğru döndü ve başıyla “hadi dışarı” işareti yaptı. Başımız önümüzde “ne oldu ki şimdi?” şaşkınlığıyla kapıya yöneldik. Böylece ilk Kurul toplantım toplam üç dakika sürmeden bitti.

Yıllar ilerlerken

Bizim 21 yıl önceki kanunsuz tebliğ taslağımızda net bir biçimde, Kurulun, ciro ve pazar payı eşikleri altında kalan tarafların yaptığı anlaşmalara soruşturma açmayacağı ilan ediliyordu. Bu, isterse açar, isterse açmaz benzeri, belirlilik sağlamaktan uzak bir düzenleme değildi. Aynı şimdiki taslak gibi açık ve ağır ihlaller, yani kartel davranışları kapsam dışında bırakıldığından, gerçekten de geriye küçük piyasaya oyuncularının yaptığı, artık her ne ise, işler kalıyordu. Tebliğin amacı aslında bu kesime: “Bizim işimiz sizinle ilgilenmek değil, siz endişe etmeyin” mesajı vermekti.  Tersinden okursanız, buradan rekabeti ihlal eden şirketlere de mesaj çıkıyordu: “Peşinizdeyiz.”

 

Soruşturma açıla da bilir açılmaya da bilir. Kim bilir?

Mevcut tebliğ taslağında ise, rakip teşebbüsler arasında  yapılan  anlaşmalar için yüzde 10, rakip  olmayan  teşebbüsler arasında yapılan anlaşmalar içinse yüzde 15 pazar payı eşiği belirlemiş ve bu eşiklerin altında kalanların rekabeti kayda değer ölçüde kısıtlamadığı varsayılmış. Ancak bütün taslağın yazılma nedeni olan hüküm, “eşik altında kalan anlaşmalara soruşturma açılmayabilir, ama gerekli görülürse açıla da bilir”, şeklinde.

Peki belirlilik sağlamayan böyle bir Tebliğin, yukarıdakine benzer bir mesajı var mıdır? Varsa nedir?