Almanya’nın tedarik zinciri yasası ne anlama geliyor? “Etik” beslenme iştahı, etiketleri nasıl vuracak?

Almanya son günlerde “Tedarik Zinciri Yasası çıkarsak mı?” tartışmasına sahne oluyor. DW Türkçe’nin haberini okumaya üşenenler için meseleyi şöyle özetlemek mümkün: Federal Hükümet, insan hakları, çocuk işçiliği, yolsuzluk, iklim ve doğal kaynakların kötüye kullanılması vb. duyarlılıkları göstermeden üretilen malların Alman şirketleri tarafından satılmasını engellemek istiyor. Kısacası; Devlet Ana yavrularına “insan olun” diyor, “Başkalarının evinde oynarken etrafı döküp kırmayın.” Yıl 2020!

Devlet yönetimi böyle bir şeyi neden ister? İnsan haklarına önem verdiği için mi? Çevreye duyarlı olduğu için mi? VW’in ürettiği otomobillerin çevreyi iddia ettiğinden 40 kat daha fazla kirlettiğini öğrenmesine rağmen yıllarca bir şey yapmayan Alman hükümetinden söz ediyoruz! Sırf kendi ülkesinde bile; on binlerce insanın, bu gizlenen fazladan kirliliğin yarattığı hastalıklardan öldüğü tahmin edilen bir ülkenin yönetiminden!

“Yılın kişisi”

Yeni mi akıllarına geldi?

Peki neden o zaman bu yasayı -izninizle kendisine bundan böyle “vicdanlı tüketim yasası” diyeceğim- çıkarıp çıkarmamayı tartışıyorlar? Şu yüzden: Tüketiciler, içtikleri kahvenin çocuk işçiler tarafından yetiştirildiğini artık öğrendiler. Giydikleri kıyafetlerin üretildiği atölyelerin halini gördüler. Modern-kentli Avrupalı, tüketirken kendini olsa olsa kilo aldığı için suçlu hissetmeli, daha fazlası için değil. Şirketler de vicdanlı tüketim talebini uzun zamandır görüyor ve ona yönelik ürünler çıkarıyor. Bunun için fair trade sertifikaları var. Ancak bu tip sertifikaların da gerçek durumu örtmenin ötesine geçmediği yazılıp çiziliyor. Ve sorun burada başlıyor.

Efenim haksız rekabet var!

  1. Vicdanlı üretim yaptığını iddia edenlerin bir kısmı aslında yalan söylüyorsa, ya da;
  2. Vicdansızların fiyatları vicdanlı üreticilerin müşteri bulmasını imkansız hale getirecek kadar düşükse…

tüketicilerden önce üreticiler devleti piyasayı düzenlemesi için sahaya davet eder. Korona virüsünü fırsata çeviren bir sürü üretici çıktı. Tönnies Grubu’nun mezbahalarında virüs kapmış geçici işçileri çalıştırması Almanya gündeminden uzun süre düşmedi. Ucuz et yemenin keyfini sürerken, bir anda sağlıklı et yemenin daha önemli olduğu kafalara girdi.  Başbakan Angela Merkel’in partisi olan CDU’nun, Sosyal Demokratlar’la (SPD) yaptığı koalisyonun sözleşmesinde bulunmasına rağmen konunun ancak şimdi gündeme gelebilmiş olmasını buna bağlayabileceğimizi düşünüyorum. Devletin piyasaya müdahalesi, rekabetin belirli sınırların içinde kalmasını sağlamak içindir. Ötesini ummak naiflik olur.

Elalemin derdi: Negatif faiz

Gelin görün ki olayın bir de şu tarafı var: Almanya’da devlet tahvili faizleri 2019 baharından beri negatif. Bankalar geçen sene 100 bin Avro’nun üzerinde mevduatı bulunanlardan faiz istemeye başladı -mavi ekran. Avrupa Merkez Bankası’nın işletmeleri desteklediği umulan sıfır veya negatif faiz politikasının sürdürülebilir olması için enflasyonun yani mal ve hizmetlerdeki fiyat artış oranının çok düşük olması gerekir; Banka’nın arzusu, yıllık %2’nin altında kalması. Öte yandan, tartışılan türde bir yasanın maliyetleri yükselteceği, bunların da doğrudan doğruya etik tüketim payı olarak fiyatlara yansıyacağı ortada. Zaten pandemi sayesinde Avrupa’da taze gıda fiyatları geçen yıla göre yüzde 10 civarında artmış durumda. Bu artış lokantalara hemen yansıdı. Zincirleme olarak başka mal ve hizmetlere de etki edecektir.

“Etik” yeme iştahı etiketi patlatır!

Terazinin iki kefesi var. Bir yanda tüketiciler oturuyor (ki bunlar seçmen aynı zamanda), etik et yemek istiyorlar. Bir kısım şirket için dert değil. “Karşılığını verirseniz vicdanlı da üretiriz”, diyorlar. Bunlar aynı kefede. Öteki kefede ise alışkanlıklarını değiştirmenin maliyetini kolay kolay sineye çekemeyecek kadar büyük şirketler var. Koskoca Avro Bölgesi Para Politikası var. Bırak pandemiyi, 2008’den beri belini doğrultmaya çalışan Avrupa ekonomisi var.

Ne dersiniz? Bütün bunlar masadayken, yurttaşına “etik et” yedirmek için AB’nin şu anda en zayıf noktası olan ekonomik sürdürülebilirlik tehlikeye atılır mı? 

Not: Alman devletini eleştirip duruyorum. Sadece 4 yıldır burada yaşadığımdan değil, muhtemelen Türkiye hakkında yazacak bir şey de kalmadığından. Yoksa mesela bir Amerikan ilaç firmasının Sağlık Bakanlığına verdiği rüşveti ABD’nin SPK’sı SEC’in internet sayfasındaki duyurudan öğrenmek nasıl bir şeydir? Milletvekili Aytun Çıray Mecliste konuyu gündeme getiriyor ancak yanıt veren yok. Milletvekilinin sorularını gazete bayinde satılan kağıt tomarlarında görmek mümkün değil. “Lanet girsin!” demek dışında ne yazayım?

Lanet girsin!

Bence olay şöyle:

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.