Wirecard ve devlet aklı

GERMANY-FINANCE-ECONOMY-TECHNOLOGY-WIRECARD
Wirecard CEO’su Markus Braun

Wirecard, Alman elitinin gerçekten de gurur duyduğu bir şirketti. 1999 yılında kurulan Fintech (finansal teknoloji) girişimi, Eylül 2018’de otuz şirketten oluşan başat Alman borsa endeksi DAX’a, ülkenin ikinci büyük bankası Commerzbank’ı dışarıda bırakarak girmişti. Ekim 2016’da 42 Avro olan hisse senedi, bu olayın gerçekleşmesi ile sadece üç yıl içinde 192 Avro ile tepe noktasını görmüştü.

Wirecard, Deutsche Bank ve Commerzbank’ın piyasa değerleri

Ocak 2019 itibariyle Wirecard’ın piyasa değeri, sadece Commerzbank’ı değil, ülkenin en büyük bankası Deutsche Bank’ı da geçmişti.

“Parayı bugünlerde nereye yatırıyorsun başkan?” konulu 40 yaş üstü erkek sohbetlerinde Bitcoin’den boşalan yeri Wirecard doldurmuştu.

Aperolspritz var içersen

Adını cümle içinde kullananların çok azı Wirecard’ın tam olarak ne iş yaptığını biliyordu ama geleceği olan, pek mühim bir fintech şirketi olduğuna çoğunluk hemfikirdi.

Wirecard, sağlığında kendisini bir teknoloji şirketi olarak tanımlıyordu. Temassız ve nakit kullanmadan ödeme yapılabilmesine ilişkin hizmetler sağlayan Wirecard, özellikle hızla büyüyen e-ticaret şirketlerine satış yapıyordu. Bunun yanında, elektronik ödemelerde sahtecilik taraması yapmak, satış sonrası çözümler için call center işletmek gibi alanlarda da faaliyet gösteriyordu.

Basında borsa yatırımcılarının göz bebeği olarak yer alan Wirecard, Ocak 2019’da bambaşka bir haberle gündeme geldi. Bombanın pimini Financial Times (FT) çekmişti: Gazeteye haber uçuran bir şirket çalışanı, Wirecard’ın Singapur iştirakinin muhasebesinden sorumlu Edo Kurniawan’ın kara para akladığını ve hesaplarda oynama yaptığını öne sürüyordu. Haber uçuran kişi, böylesine önde gelen bir şirkette, yolsuzluğun yaklaşık bir yıldır bilinip raporlanmasına rağmen hiçbir şey yapılmamış olmasına tepki olarak gazeteye ulaştığını bildiriyordu.

Wirecard bu tip suçlamalarla ilk defa karşı karşıya kalmıyordu. Başından sonuna tüm öyküyü ve burada yer veremediğim birçok şapka uçurtan detayı FT’nin zaman çizelgesinden okuyabilirsiniz.

Hissedarlarının yaratıcılık görmek istedikleri son yer herhalde şirketin muhasebesidir.

şahsım

Şirketin yaratıcı muhasebe teknikleri kullandığı ve yolsuzluğa karıştığına ilişkin bu haberi takiben, Singapur ofisi polis tarafından basıldı. Hisseler düşmüş, piyasa değerinden 10 milyar Avro silinmişti. Wirecard gazeteye ve haberin muhabirlerine dava açmakta gecikmedi.

Hikayemiz asıl şimdi başlıyor, çayları koyun

Bizdeki iki bin yıllık devlet aklının yanına yaklaşması mümkün olmasa da, Almanların da Aksaçlılar Meclisi, kritik anlarda devlete yön veren Germenbeyleri, derin abileri, ablaları, burada devlet yönetiyoruz beylercileri, hepsinden bolca var. Bu sayededir ki, finanskapitalin yıkılmaz kalesi Londra’nın tetikçisi Financial Times’ın haberindeki ‘büyük oyunu’ hemen gördüler!

Bir soruşturma olursa ben senin önüne yatarım Wirecard!

Bundesanstalt für 
Finanzdienstleistungsaufsicht

Federal Finansal Düzenleme Otoritesi BaFin (bizdeki BDDK + SPK), hisselerin daha da düşmesini engelleyecek bir önlem alarak alelacele Wirecard hisselerine iki aylık açığa satış yasağı getirdi. Bu karar, tarihte ilk defa tekil bir hisse için uygulanıyordu. Yine BaFin’in şikayetiyle Münih Savcılığı gazete ve muhabirleri hakkında piyasa manipülasyonu soruşturması başlattı.

Arkasına devletini alan Wirecard, bu güvenle FT’a her türlü davayı sıralıyor, özel dedektifler tutarak operasyonlar yürütüyordu. Gaddafi zamanında Libya istihbarat teşkilatını yönetmiş bir kişinin yürüttüğü bir operasyonla, Londralı bir açığa satışçının, FT’dan önceden haber aldığı açıklaması gizlice kayda alınarak, Almanya’nın önde gelen ekonomi-finans habercisi Handelsblatt’ta beş sütuna manşetten yayımlatılıyordu. FT da konuyu takip etmeyi bırakmadan, bir hukuk firmasını göreve çağırarak, kendi süreçlerinin hukuka uygunluğunu denetletmeyi ihmal etmedi.

Bu süreçte, yeni ekonomi şirketlerine yatırımlarıyla tanınan Japonya menşeli Softbank, Wirecard’a, FT’da haberin çıkmasından iki ay sonra cesur bir hamleyle %5,6 hisse karşılığında 900 milyon Avro yatırım yaptı. Wirecard hisselerinin haber öncesi fiyat düzeylerine gelmesini sağlayan bu hamle, hisse yatırımcılarının bir yıl daha şekerleme yapmasını sağladı. Moody’s Eylül 2019’da Wirecard’ın ihraç ettiği 500 milyon Avroluk tahvilleri yatırım yapılabilir seviyede olduğunu tescil etti.

Biraz hızlanalım ve hikayeyi bağlayalım: Ekim 2019’da FT, Dubai ve Dublin şubelerindeki kârların hileli bir şekilde yüksek gösterildiği ve denetçi EY’a (eski adıyla Ernst & Young) verilen müşteri listelerinin gerçek olmadığı iddiasını yayımladı. Bunun üzerine, yatırımcıların baskısına boyun eğen Wirecard özel bir denetim için KPMG’yi görevlendirdi. Mart 2020’de KPMG bu denetimin raporunu yayımlayabilmek için hala açıklığa kavuşturulması gereken meseleler olduğunu kamuoyuna duyurdu. Şirketin bağımsız denetçisi EY ise benzer bir gerekçeyle 2019 yılı mali raporlarını onaylayıp yayımlamayı bir ay ertelediğini bildirdi. Nisan sonunda KPMG özetle, hesapları doğrulayamadığını ve şirketin hesaplarında olması gereken bir milyar Avroluk bir nakdi bulamadığını açıkladı. 18 Haziran’a gelindiğinde şirket geçen yılın mali raporlarını yayınlamak yerine kayıp nakit miktarının 1,9 milyar Avro olduğunu açıklıyordu. 23 Haziran’da CEO Braun tutuklandı, 25 Haziran da ise Wirecard iflasını istedi.

Sıkıntı yok, aynen devam

Skandal, finansal kapitalizmin iki önemli kurumunu -yine yeniden- tartışmaya açıp güven aşınmasına uğramalarına neden oldu: Kamunun piyasaları düzenlemesi ve bağımsız denetim.

İlki, kamunun ulusal kökeni, sektörü ve büyüklüğüne göre şirketler ve yatırımcıları arasında taraf tutmadan yapması beklenen düzenleyici ve denetleyici rolü. Küresel finansal sistemin sürtünmesiz bir biçimde işlemesi için, sermayenin sınır aştığı durumlarda -ki günümüzde saniyede milyar kere gerçekleşiyor bu durum- kendisini ev sahibi ülkenin düzenleyici otoritesinin kollarına huzur içinde teslim edebilmesi gerekir.

Bir bakanlık yerine “düzenleyici otorite”nin yetkilendirilmiş olmasının nedeni de, sistemin esasını koruyan bu rolün, iktidara gelip giden farklı siyasal eğilimler tarafından kesintiye uğramasının önüne geçmek için teknik bir bürokrasinin eline emanet edilme isteğidir. (Bu ekonomi tekniği lafından da ikrah ettim arkadaş.) Bir nevi vesayet sistemi yani! (Vesayet lafından ikrah edenler?)

Zarar görmelere doyamayan ikinci kurum ise bağımsız denetim.

You had one job!

EY, Wirecard’ın 2009’dan beri bağımsız denetçiliğini yapıyordu. Bu süreçte, şirketin olmayan nakit hesapları onaylandı ve şişirildiği ortaya çıkan kârları raporlaştırıldı. Bağımsız denetçilik görevini yerine getirirken uyması gereken ilkelere uymadığı, bunu da uzun bir süre boyunca yaptığı ortada. Bağımsız denetime duyulan güven yok olduğunda finansal kapitalizmin sürdürülebilir olamayacağı herhalde çok açıktır. Yatırımcıların tek tek stok sayması, banka hesaplarında ne kadar para olduğunun vs. takibini yapması mümkün olmadığına göre, zaten kalan hepi topu 4 küresel denetim şirketinin bu işi soru işareti doğurmadan yapması gerekir(di). “EY’nin denetimini yaptığı başta Apple olmak üzere diğer şirketlerde de benzer şeyler görecek miyiz?” sorusu mazallah arşı yıkar.

İlerleyen günlerde şu soruların yanıtlarını bulacağız:

Ben yazıyı yetiştirene kadar bir kısmının yanıtı geldi, altlarına ekledim.

1. Avrupa Birliği projesi, Alman şovenizminin bu golünü de sineye çekerek yoluna aynen devam edecek mi?

Biz neler gördük, bu ne ki?! Avrupa Birliği Komisyonu, Birliğin ilgili kurumu olan ESMA’dan, BaFin hakkında soruşturma başlatmasını yazılı olarak istedi.

2. Wirecard’ın 10 yıl denetçiliğini yapmış olan Ernst & Young’ın konuyla ilgili sorumluluğu ne şekilde gündeme gelecek?

Softbank’ın, EY’a dava açma hazırlığı içinde olduğu medyaya yansıdı. Başka bir hamle de Alman Hisse Yatırımcıları Birliği SdK’dan geldi. Ancak bu sefer tazminat değil, EY ve ilgili denetçilerinin görevlerini yapmamaları nedeniyle ceza kovuşturması başlatılması talep ediliyor.

3. Enron Skandalı sonucunda zamanın en prestijli denetim firmalarından olan Arthur Andersen’ın, 2002 yılında yeminli mali müşavirlik ruhsatını iade ettiğini ve dev zincirin bir anda dağıldığını hatırlayan var mı?

Allah bu mübarek kapitalizme bir daha Sarbanes Oxley Yasası yazdırmasın.

4. Financial Times olmasaydı, bu skandal ortaya çıkar mıydı?

Gerçek haberciliğin olmadığı yerde, yargı da, düzenleyici – denetleyici kurumlar da, bağımsız denetim, uyum çalışması vs. adı altında tatlılıklar da, işinsanlarının aç gözlülüğüne dur demiyor. Biz biliyoruz ki, gerçeğin peşine düşmekten korkmayan habercilerin içeri atıldığı ülkede, müteahhitler milletin…

Bu vesileyle, işlerini yaptıkları için öldürülen, hapse atılan, şiddete uğrayan tüm gazetecilere buradan teşekkürler ve kucak dolusu selamlar.

Ha, unutmadan: Wirecard ve BaFin’in, FT’ın açığa satışçılarla birlikte manipülasyon yaptığı iddiaları asılsız çıktı.