Tazminat davalarında yeni dönem

Gündemin çok daha temel başka tartışmalarla dolu olduğu 2016 yılı, Türk rekabet hukuku için önceki yıllara göre durgun bir yıl oldu desek herhalde yanlış olmayız.  Yine de, bu durgun yılda dahi rekabet hukuku gündemini epey meşgul eden bir konunun fırtına gibi esip geçtiğini, bir süre daha da dinmeye niyeti olmadığını belirtmemiz gerekiyor; sizlerin de tahmin edeceği üzere, banka kararının temyiz sonrası kesinleşmesi ve akabinde açılan tazminat davaları.

Kim, ne zaman, hangi mahkemede dava açacak, zarar nasıl hesaplanacak, neler bekletici sorun yapılacak gibi bir sürü soru havada uçuşurken, belki mahallenizin bakkalı da oradan buradan duyduklarıyla dava açıp şansını denemeye hazırlanıyor. Evet, belki ülkemizde rekabet hukuku kaynaklı bir özel hukuk tazminat davası ilk defa açılmıyor, ama ilk defa konunun bu kadar popüler olduğunu belirtmek gerek. Bizler, günleri rekabet hukuku hakkında okuyup yazarak geçenler, elbette ortalıkta dolanan soruların cevaplarına sahibiz, buna rağmen ortada ciddi bir düzenleme boşluğu olduğu gerçeğini de inkâr edemiyoruz. Elimizde özel hukuk tazminat davalarına ilişkin, bırakın bir ikincil düzenlemeyi, bir kılavuz bile mevcut değilken, AB konuyla ilgili koşup gitmeye devam ediyor.

Geçtiğimiz yıl kaleme aldığımız şuracıktaki makalemizde, AB’de rekabet hukuku kaynaklı özel hukuk tazminat davalarına ilişkin direktiften bahsetmiştik. Hatırlatmak gerekirse, kökleri neredeyse on yıl önceye dayanan ve üye devletlerden uzmanlara ve hatta vatandaşlara fikir sormaya kadar varan bir çalışma süreci sonrasında, 2014 yılı sonunda AB Komisyonu, rekabet hukuku tazminat davaları hakkında direktifi imzalamıştı. Komisyon’un bu yönergeyi düzenlemesindeki amaç, gerçek anlamda etkin tazminatın önündeki temel engelleri kaldırmak ve AB’nin her yerindeki vatandaşlar ve işletmeler için asgari korumayı garanti altına almaktı. Direktifin getirdiklerini burada elbette teker teker ele almayacağız, ama zarar gören herkesin kolaylıkla zararının tazmin edilebilmesi için, zamanaşımı, delillere erişim, karineler, sorumluluk kuralları gibi hem usul hem esasa yönelik yeknesak düzenlemeler içerdiğini bir kez daha belirtmiş olalım.

İşte söz konusu direktifi iç hukuklarına monte etmek için üye devletlerin son günü 27 Aralık 2016’ydı (AB’de tüzükler doğrudan bağlayıcı olarak yürürlüğe girerken, direktiflerin üye devletler için bağlayıcı olabilmeleri devletin iç hukukuna aktarılmasına bağlı). Bu tarihi de geçtiğimiz ay geride bırakmış bulunuyoruz. Dolayısıyla direktif, artık 28 (yakında belki 27?) üye devlet için gerçek anlamıyla yürürlükte bulunuyor. Böylelikle AB’nin neresinde olursanız olun bu konuda ortak hükümlere tabisiniz, gibi güzel bir durum var.

Öte yandan, direktifin, Türk hukuku açısından da etkisi olması çok muhtemel. AB hukukunun bize daima mehaz teşkil etmesi bir kenara, direktifte ele alınan konuların bir kısmı, ülkemizde rekabet hukukundan doğan tazminat davalarının yaygınlaşmamasının en temel nedenlerini oluşturuyor! Nitekim Rekabet Kanunu’nun bu konularda açık bir düzenleme öngörmemiş olması ve genel hükümlerin ihtiyaca tam olarak cevap vermemesi, bu konularda yasal düzenleme ihtiyacı doğuruyor. Son zamanlarda süreç biraz gergin de olsa, Türkiye – AB müzakere sürecinin fasıllarından birinin rekabet politikası olduğu düşünülürse, bu direktifin uygulamaya girmesi ile beraber uyumluluk açısından AB’den geri kaldığımız önemli bir nokta ortaya çıkmış durumda. İlerleme raporlarına mutlaka konu olacak bu mesele, Türk tarafından yeni bir düzenleme yapılmasına yol açması ihtimali ile bizleri heyecanlandırıyor.

Anayasa tartışmalarının meclis gündemini meşgul ettiği bu günlerde, böyle bir beklentiye girmek ne kadar gerçekçi olur bilemeyiz; fakat bildiğimiz bir şey var ki çoğunlukla yaptığımız gibi “esinlenebileceğimiz” bir AB metni orada, tam karşımızda duruyor, üstelik artık her geçen gün uygulamasının ne denli başarılı olduğuna dair pozitif verilere de sahip oluyoruz. Hele banka kararı dolayısıyla tazminat davaları ve yoğun belirsizliklerin gümbür gümbür geldiği şu dönemde, direktiften biraz esinlenmek Türk hukuku adına muhteşem bir gelişme olabilirdi.

Neler olacağını bekleyip göreceğiz. Belki de bakkal amca da bir gün, çok uzak olmayan bir gün gönül rahatlığıyla dava açabilecek…

Bu arada, direktif metnine buradan, daha da meraklıysanız üye devletlerin direktifi nasıl iç hukuka aktardığının bilgisine şuradan ulaşabilirsiniz.

Reklamlar