Sigorta sektörüne ilişkin grup muafiyetine elveda sinyali

Biliyorsunuz hem AB rekabet hukukunda hem de bizde sigorta sektörüne ilişkin bir grup muafiyeti düzenlemesi bulunmakta. AB rekabet hukukunda bunun 25 yıla yakın bir geçmişi var; sigorta sektörüne ilişkin ilk grup muafiyeti tüzüğü 1991 yılında çıkarılmıştı. Halen yürürlükte bulunan 267/2010 sayılı ABİDA 101(3). Maddenin Sigorta Sektörüne İlişkin Bazı Anlaşma, Karar ve Uyumlu Eylemlere Uygulanmasına İlişkin Komisyon Tüzüğü 2010 yılında kabul edilmişti. Türkiye’de ise AB’deki düzenleme aynen alınmak suretiyle 2008/3 sayılı Sigorta Sektörüne İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği 2008 yılında yürürlüğe girmişti.

Normalde dikey anlaşmalar ve bazı yatay anlaşma türleri için gerek AB rekabet hukukunda, gerekse Türk rekabet hukukunda grup muafiyetleri bulunmakta. Ayrıca genel grup muafiyeti düzenlemelerine ek olarak sektör spesifik diyebileceğimiz bazı düzenlemeler de bulunmakta, örneğin motorlu taşıtlar sektörüne ilişkin grup muafiyeti. Bu bağlamda sigorta sektörü de sektöre özgü bir grup muafiyetinden yararlanmakta. Aslında sigorta sektörüne ilişkin ayrı bir grup muafiyeti düzenlemesi bulunmasının gerçekten geçerli nedenleri bulunmakta. Zira doğası gereği sigorta sektörü, sigorta şirketlerini işbirliği ve bilgi değişimi yapmaya yönledirmekte.

Örneğin büyük bir Life insurance conceptnükleer santralı bir sigorta şirketinin kendi kaynakları ile tek başına sigortalaması hiç kolay değil. Rizikonun büyüklüğü düşünüldüğünde devasa boyutlara ulaşabilecek zararların ortak hareket eden teşebbüsler arasında paylaşılmasına şayet rekabet kuralları nedeniyle izin verilmeyecek olunursa, büyük riskler için sigorta hizmetinin hiç sunulmaması söz konusu olabilecektir. Benzer biçimde, farklı sigorta şirketlerinden kasko sigortası yaptıran bir sürücüye ilişkin önceki sigorta şirketinin sahip olduğu bilgilerin (aracın kaza geçmişi, hasarsızlık durumu vb.) sonraki sigorta şirketiyle paylaşılması da, “tersine seçim” ve “ahlak rizikosu” kavramları hesaba katıldığında, sigorta sektörüne ilişkin rekabet hukuku uygulamasında itiraz edilmeyen bir durum. Zira bu bilgi değişimi sayesinde hasarsız araç sahipleri için, normalde olması gerekenden daha düşük primler belirlenebilecektir.

Ancak son bir aydır AB’de, sigorta sektörüne ilişkin grup muafiyeti tüzüğünün, yasal olarak öngörülen yürürlükten kalkış tarihi olan 31 Mart 2017’den itibaren bir daha yenilenmemesi tartışılıyor. Çeşitli sigorta şirketleriyle, sigorta şirketlerinin üst birlikleriyle, sigorta aracılarıyla ve sigortalılarla yapılan sayısız görüşme, anket çalışması ve çalıştayın ardından AB Komisyonu, bulgularını geçenlerde kamuoyuyla paylaştı. 17 Mart tarihli duyurusunda AB Komisyonu, sigorta sektörüne ilişkin ayrı bir grup muafiyetine artık gerek kalmadığına ilişkin nihai olmayan bir görüşe vardığını açıkladı. AB Komisyonu’nun nihai kararını ise 2017 yılının başında vereceği tahmin edilmekte.

Peki sigorta sektörüne ilişkin grup muafiyeti tüzüğü neyi düzenlemekte? Söz konusu tüzük uyarınca, diğer koşullar sağlandığı taktirde, sigorta şirketleri arasında (i) ortak hesaplama, tablo ve araştırmalar yapmaya ve (ii) belirli risk çeşitlerine ortak teminat sağlamaya ilişkin anlaşmalara (koasürans) grup muafiyeti tanınmakta. Örneğin sigorta şirketleri hayat sigortalarında kullanılmak üzere beklenen insan yaşamı sürelerini hesaplamaya ilişkin bilgileri aralarında paylaşsa, bu bilgi değişimi ABİDA 101. maddeden muaf sayılacak. Ancak sigorta şirketleri, oluşturdukları nihai tabloları birbirleriyle paylaşır veya tek başlarına belirlemeleri gereken hayat sigortası prim oranlarını birbirlerine aktarırlarsa grup muafiyetinden yararlanamayacaklar.

AB Komisyonu’na göre ortak hesaplama, tablo ve araştırmalar için sigorta sektöründe artık sektöre özgü ayrı bir grup muafiyetine gerek kalmamış durumda. Bunun nedeni olarak 2010 yılında çıkarılan Yatay İşbirliği Anlaşmalarına İlişkin Kılavuz’un, bu türden işbirlikleri için halihazırda açıklayıcı bilgiler içermesi gösterilmiş. Koasürans anlaşmaları hakkında ise yürürlükteki grup muafiyeti tüzüğünün artık beklenen faydayı sağlamadığı, bu bağlamda tüzükten sınırlı sayıda sigorta şirketinin yararlandığı ve genel olarak sigorta havuzlarından yararlanmak yerine, yeni ve daha esnek yöntemlerle ortaklaşa sigorta hizmeti verme uygulamasının sektörde yerleşmeye başladığı tespitlerinde bulunulmuş. Dolayısıyla AB Komisyonu’nun eğiliminin, grup muafiyeti tüzüğünü yenilememe yönünde olduğu anlaşılmakta.

Grup muafiyetinin kaldırılması durumunda sigorta sektöründe faaliyet gösteren teşebbüsler arası işbirliği ve bilgi değişimine ilişkin anlaşmalar için ABİDA 101(3). maddesi uyarınca bireysel muafiyet yoluna gidilmek durumunda kalınacak. Grup muafiyetinin sağladığı “güvenli limanın” yerini, sigorta şirketlerinin kendilerinin yapacağı rekabete uygunluk değerlendirmesi sonucu bireysel muafiyete başvurma ya da başvurmamaya yönelik belirsizliğe bırakacağı bir gerçek. Bu noktada Yatay İşbirliği Anlaşmalarına İlişkin Kılavuz uygulamada daha da önem kazanacak. AB Komisyonu, grup muafiyeti tüzüğünün kaldırılması sonucu oluşabilecek boşluğu doldurabilmek açısından gerekirse birtakım ek düzenlemeler yapabileceğini de hatırlatıyor.

Ancak grup muafiyeti tüzüğünün kaldırılmasından elde edilecek yararın gerçekçi bir biçimde ortaya koyulması önemli. Zira sigorta sektörüne girmek isteyen teşebbüslerin, yerleşik teşebbüslerde bulunan birtakım istatistiki bilgilere sahip olmaksızın faaliyet göstermesi zor. Örneğin bir ülkede yeni faaliyete başlayan bir sigorta şirketinin, o ülkede yaşanan trafik kazası oranları hakkında herhangi bir bilgi sahibi olmadan kasko sigortaları için isteyeceği prim miktarlarını şekillendirmesi kolay değil. Halbuki bu bilgiler diğer sigorta şirketlerinden temin edilebilirse daha düşük prim oranları belirlenebilir ve tüketicilere daha ucuza hizmet verilebilir. Bu nedenle bazı bilgilerin birbirlerine rakip sigorta şirketleri arasında paylaşılması, sigorta sektöründe rekabetin kısıtlanması bir yana rekabetin artmasını bile sağlayabilir.

Tabi sigorta sektörüne ilişkin grup muafiyeti kaldırılsa da bu durum bizleri sektöre ilişkin rekabet hukuku uygulamasının önemini kaybetmiş olduğu veya tam tersine sektörde artık daha mücadeleci bir tavır sergileneceği gibi düşüncelere sevketmemeli. Nihayetinde grup muafiyetinin amacı rekabet otoritelerini iş yükünden kurtarmak. Grup muafiyetinin olmadığı bir durumda bireysel muafiyet başvuruları rekabet otoritelerini “meşgul etmeyecek” düzeyde seyrederse, grup muafiyeti de varoluş amacını kaybedecektir. Tekrar hatırlamakta fayda var, grup muafiyetinin olmaması, ilgili sektördeki anlaşmaları kendiliğinden rekabete aykırı hale getiren bir durum değil. Ancak her sektörün kendisini diğer sektörlerden farklı gördüğünü dikkate alırsak, bu gelişmenin sigorta sektörüne “prestij” kaybettireceği söylenebilir.

Reklamlar