“Paris İklim Zirvesi Ardından Dünya Enerji ve İklim Görünümü” toplantısından notlar

11 Ocak 2016 tarihinde Sabancı Center’da TÜSİAD ve Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC) işbirliği ile “Paris İklim Zirvesi Ardından Dünya Enerji ve İklim Görünümü” toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda sırasıyla TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Cansen Başaran Symes, Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı Fatih Dönmez tarafından açılış konuşmaları yapıldı. Akabinde Uluslararası Enerji Ajansı İcra Direktörü Dr. Fatih Birol tarafından “Paris İklim Zirvesi Ardından Dünya Enerji ve İklim Görünümü” sunumu gerçekleştirildi.

İlk açılış konuşmasını yapan TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran Symes, konuşmasının başında enerji sektörünün önemine dikkat çekmek için bazı rakamlara yer verdi. Elektrik piyasasının pazar büyüklüğünün 50-55 milyar TL, doğalgaz piyasasının ise 38-40 milyar TL büyüklüğünde olduğunu belirten Symes sektöre yapılan yatırımların finansmanı için toplam 60 milyar USD banka kredisi kullanıldığını ve bunun 52 milyarının Türk bankaları, 8 milyarının ise yabancı bankalar tarafından sağlandığını vurguladı. Bu yatırımlar neticesinde enerji sektöründe var olan kredi yükünün %95’inin döviz esaslı olduğunu belirterek kur riskine dikkat çekti.

renewableDaha sonrasında enerji piyasalarının serbestleşmesi için atılması gereken adımlardan bahsederken, maliyetlerin altında enerji fiyatlamasının söz konusu olmaması gerektiğini, bu durumun enerji verimliliğine engel olduğunu ve ülke ekonomisini olumsuz etkilediğini söyledi. Bu bakımdan fiyatlarda arz-talep dengesinin sağlanmasının enerji verimliliğine, sektörde öngörülebilirliğe ve kamu maliyesinde sürdürülebilirliğe katkı sağlayacağını belirtti.

EÜAŞ ve TETAŞ’ın piyasada özel sektör mantığı ile ve ekonomik açıdan rekabetçi piyasa koşullarına uygun bir şekilde rasyonel kararlar alarak hareket etmesi gerektiğine değinen Symes, ayrıca bir an önce serbest tüketici limitinin sıfırlanması ve perakende satış tarifelerinin de kaldırılması gerektiğini belirtti.

Doğalgaz sektörü serbestleşmeden elektrik sektörünün serbestleşemeyeceğini ve buna çözüm olarak doğalgaz sektöründe ithalat ve ihracatın serbest bırakılması gerektiğini vurgulayan Symes, bu nedenle 4646 sayılı Doğalgaz Piyasası Kanunu için öngörülen revizyonun bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti. Ayrıca, BOTAŞ’ın piyasa payının küçülmesi ve başka şirketlerin de doğalgaz iletim piyasasına girmesinin, söz konusu piyasada rekabetinin sağlanması açısından zorunlu olduğunu vurguladı.

Ham petrol fiyatlarının 30 USD civarında seyrettiği günümüzde, bu petrol fiyatlarının ülkemiz açısından büyük bir fırsat oluşturduğunu, enerji üretiminde fosil yakıtlara uygulanan sübvansiyonların bu fırsattan istifade edilerek fiyatlarda herhangi bir zam uygulamasına gidilmeksizin kaldırılması gerektiğini belirtti.

Symes, reformların sektörün sürdürülebilirliği, yatırımların devamlılığı ve enerjinin verimli kullanımı açısından memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, 64. Hükümet Programı’nda enerji piyasalarının serbestleşmesine yönelik bir eylemin bulunmamasını eleştirerek bu konunun önemine dikkat çekti ve AB İlerleme Raporu’nda bahsedildiği üzere Türkiye’nin bir “gaz geçiş ülkesi” olarak görülmesinden öte enerjinin fiziksel ve finansal ticaretinin yapıldığı bir “ticaret merkezi” (hub) olması gerektiğini vurguladı.

Paris Anlaşması’nın önemini vurgulayarak bir eleştiride bulunan Symes Anlaşma metninde bir eksiklik olduğunu, gelişmiş ve gelişmemiş ülkelerin tanımlanmadığını, Türkiye’nin gelişmiş ülke olarak zikredilmesinin emisyon azaltımına yönelik hedefin niteliği ve gelişmekte olan ülkelere sağlanacak elverişliliği bakımından sorun oluşturacağını vurguladı. Finansmana erişim ve teknoloji alanında destek verilmesinin ülkemiz için önemli olduğunu belirten Symes, bu belirsizliğin bir an önce giderilmesi için gereken çalışmaların yapılması gerektiğini belirtti.

Yenilenebilir enerji konusunda ise Symes, yenilenebilir enerjinin enerji güvenliği açısından ve düşük karbon ekonomisine geçiş için çok önemli olduğunu vurguladı. Bu sektörde yerli ekipman imalatının da çok önemli olduğunu belirtti. Ayrıca yenilenebilir enerji sektöründe destekleyici mekanizmaların devam etmesi ve yatırım ortamını iyileştirici tedbirlerin alınması gerektiğini söyledi ve konuşması boyunca belirttiği hususlarda kat edilecek gelişmelere inancını vurgulayarak konuşmasını sonlandırdı.

Ardından Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, Paris Anlaşması’nın çok önemli bir dönüm noktası olduğunu ve enerji sektörünün tam merkezinde yer aldığını belirtti. Bu doğrultuda enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynakları alanında atılması gereken adımların önemini vurgulayarak, enerji teknolojileri bakımından kat edilecek gelişmelerle birlikte enerji sektörünün iklim değişikliğinin nedeni değil çözümü olması gerektiğini söyledi. Cansen Symes gibi uluslararası işbirliklerinin önemine dikkat çeken Sabancı, Paris Anlaşması’nda Türkiye’nin statüsünün belirsiz olduğunu ve bunun bir an önce netleştirilmesi gerektiğini belirtti.

Sabancı, ayrıca sektöre ilişkin görüşlerini de sundu. Elektrik piyasasının daha fazla “decentralized” olması gerektiğini belirttikten sonra, sektördeki çapraz sübvansiyonların verimlilik artışlarının önünde bir engel olduğunu ve kaldırılması gerektiğini, bununla birlikte elektrik dağıtım piyasasında 2016-2020 yıllarını kapsayan yeni tarife döneminin esaslarının belirlendiğini ancak bir an önce maliyet esaslı tarife yapısına geçilmesi gerektiğini belirtti. İçinde bulunduğumuz dönemin koşullarını, yani arz fazlası ve düşük enerji fiyatları fırsatını iyi kullanarak enerji piyasasının libarelleşmesinde gerekli adımların atılması gerektiğini de vurgulayarak sözlerine son verdi.

Sonrasında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı Fatih Dönmez söz aldı ve konuşmanın kendisi için öneminden bahsederek enerji politikalarının sanayi, istihdam gibi ülke politikaları ile uyumlu olması gerektiğini belirtti. Bu konuya ilişkin olarak Almanya’nın doğalgaz santrallerinden önce nükleer santralleri kapatmasını örnek verdi ve bunun nedeninin istihdam olduğunu belirtti. Linyitin enerji kaynağı olarak kullanmasına devam edeceğini belirten Dönmez’in bu açıklaması, yerli kömür kaynaklarının istihdam yaratması sebebi ile azami ölçüde değerlendirilmeye devam edeceğini düşündürmekte. Ayrıca Dönmez, enerji yatırımları için kamu-özel ortaklıklarının da Bakanlığın gündeminde olacağını belirterek yatırımlara verilen öneme dikkat çekti.

Toplantı’nın asıl önemli kısmını oluşturan Uluslararası Enerji Ajansı İcra Direktörü Dr. Fatih Birol’un sunumu ise dinlemeye oldukça değerdi. Birol, enerji piyasalarında öngörülebilirliğin hiç bu kadar düşük olmadığını belirterek sözlerine başladı. Öngörülebilirliğin bu kadar düşük olmasının ise dört nedeni olduğunu belirtti. Bunlar; mevcut jeopolitik durum, dünya ekonomisinin ve özellikle BRICS ülkelerinin karşı karşıya olduğu ekonomik vaziyet, iklim değişikliği konusu ile ilgili olarak Paris Anlaşması’nın etkileri ve düşen enerji fiyatları.

Birol, mevcut jeopolitik durumdan kastının Ortadoğu’daki gelişmeler, Asya’daki gelişmeler, Suudi Arabistan ve İran arasındaki tansiyon, Rusya-AB ve Rusya-NATO arasındaki ilişkiler ve küresel terörizm olduğunu belirterek, bunlara ek olarak özellikle Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika Cumhuriyeti (BRICS) ülkelerinin, ABD’nin, AB’nin ve Çin’deki ekonomik risklerin, Hindistan’daki iyiye gidişin bu belirsizliğe yol açtığını belirtti.

Bu noktada Çin’in belirli bir saturasyon dönemine girdiği gibi bir tablo ile karşı karşıya olunduğunu belirten Birol, hizmet sektörünün ekonomik büyümedeki rolünün artması ve buna bağlı olarak enerji talebindeki oturmanın, Çin kaynaklı talebi de belirli bir noktada istikrarlı hale getirmesinin beklendiğinden bahsederek enerji verimliliği açısından da en büyük hareket alanın Çin’de olduğunu vurguladı ve bu konularda önemli çabaların mevcut olduğunu belirtti. Ayrıca Çin’in enerji konusunda çok ciddi reformlar yaptığını belirtti.

Birol ayrıca Hindistan’daki iyiye gidiş doğrultusunda Asya’da bir nöbet değişimi yaşanacağını da vurgulayarak Hindistan’ın Çin’in yerine geçeceğinden söz etti. Çin conferencekonusunda, Çin’in dünya enerji talebi büyümesini dikte ettirmesinin sonuna gelindiğini söyledi. Öyle ki, Hindistan’ın ekonomide ve enerjide ciddi adımlar attığını, Paris Anlaşması çerçevesinde daha adil ve dengeli bir sonuç çıkmasına yardımcı olduğunu belirten Birol, Hindistan’ın dünya enerjisinde bir merkez haline geleceğinin öngörüldüğünü belirtti. Bununla birlikte, Hindistan’ın güneş enerjisine büyük yatırımlar yaptığını ve son 10 yıldır enerji konusunda Amerika, Avrupa ve Çin’in politikalarını takip ettiklerini fakat artık Yeni Delhi’ye bakmak gerekeceğini vurguladı.

Paris Anlaşması’nın öngörülebilirlik üzerindeki etkisini değerlendirirken ise mevcut emisyonların üçte ikisinin enerji sektöründen kaynaklandığını belirterek, bu noktada çözüm için inovasyon, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği noktalarının önemli olduğuna dikkat çekti.

Son olarak da, Birol’a göre düşen enerji fiyatları bu belirsizliğin bir diğer sebebini oluşturuyor. Kendisinin ifadeleri ile petrol fiyatlarının son yılların en düşük seviyesinde olması ve ülkelerin stoklarının dolu olması nedeniyle petrol fiyatlarının 2016’da da düşmesi ve 2017’den sonra ancak toparlanabilmesi mümkün görülüyor, zira upstream yatırımlarda düşüş yaşanıyor. Düşük enerji fiyatlarının bir diğer görünümü ise, kömür fiyatlarının 50 USD civarında olması. Öyle ki bu nedenle Birol, elektrik sektöründe teşvik edilen yenilenebilir enerji kaynaklarının kömür ile düşük fiyatlar sebebiyle rekabet edemediğini belirtti. Ayrıca, doğal gaz fiyatlarının 20 USD seviyesinden 6 USD seviyelerine gerilediğini belirten Birol, ABD ve Avustralya kaynaklı LNG arzının artırılacağını söyledi.*

Düşük enerji fiyatlarının Türkiye’ye etkisine bakacak olursak, Fatih Birol’a göre düşük petrol fiyatlarının net ithalatçı konumunda olan, ayrıca hacim ve maliyetin oldukça yüksek olduğu Türkiye bakımından sonuçlarından biri dış ticaret dengesinin olumlu etkilenmesidir çünkü ödemeler dengesinde enerji ithalatı önemli rol oynuyor. Uzun dönemde dünyada petrol piyasasında Ortadoğu’nun payının artacağını zira en ucuz maliyetli petrolün orada olduğunu söyleyen Birol, pahalı petrolün (offshore, nonconventional) rekabet edemeyeceğini, bunun da arz güvenliği risklerini artıracağını düşündüğünü belirtti. Fatih Birol, ayrıca düşük fiyatların Türkiye üzerindeki bir başka etkisi de verimlilik projelerinin ve yenilenebilir enerji kaynaklarının desteklenmesinin cazibesini yitirmesi olabileceğini ifade etti.

Son olarak Birol, düşük enerji fiyatlarının cari açıklar için ilaç olduğunu fakat rehavete kapılmamak gerektiğini, Hindistan’ın atacağı adımların dünya enerji sektörünün kaderini belirleyeceğini, Çin’in “Çin dünya enerji talebini dikte ediyor” durumunun sona eriyor olduğunu, enerji arz güvenliği ve çevre konusunda kimsenin enerji adası olmadığı ve bu nedenle uluslararası çalışmalara devam edilmesi ve işbirliklerinin yapılması gerektiğini belirtti.

Sunumun ardından Birol tarafından soruların yanıtlanması ile sona eren toplantı, katılımcılar tarafından baştan sona dikkatle takip edildi. Özellikle katılımcı seviyesinde üst düzey ilginin gösterildiğini bu toplantı, konuşmacıların yaptığı değerlendirmeler ile birlikte öngörülebilirliğin düşük olmasına rağmen, önümüzdeki yıl ve yıllarda dünyada enerji sektörünü nelerin beklediğini belirli bir çerçeve içerisinde gözler önüne serdi.

*Sabine Pass LNG Santrali’nin ilk ihracatı Şubat sonu, Mart başında gerçekleşecek.

http://fuelfix.com/blog/2016/01/14/cheniere-delays-first-sabine-pass-lng-export/#27079101=0

 

Reklamlar