AB İlerleme Raporu – Kamu alımları

AB İlerleme Raporu’nun “Üyelik Yükümlülüklerini Üstelenebilme Yeteneği” başlığı altına 33 fasıl halinde ele alınan konularda AB müktesabatına uyum konusunda kaydedilen ilerleme düzeyleri her sene olduğu gibi 3 derece çerçevesinde belirlenmiş . Bu düzeyler (i) temel seviyede uyum, (ii) orta düzeyde uyum seviyesi ve (iii) ileri düzeyde uyum seviyesi olarak ele alınıyor.

Current-plans-architectural-plansRaporda, AB müktesebatına uyum çerçevesinde Kamu İhale Kanunu’nun (KİK) 2004 AB kamu alımları direktifleriyle büyük ölçüde uyumlu olduğuna, mevzuat, bütçe ve harcama düzenlemeleriyle uyumlu olduğuna; böylece, kamu ihalelerinin sağlam proje yönetimi ilkelerine uygun biçimde hazırlanabildiği, sonuçlandırılabildiği ve yönetilebildiğine değinilmiş. Buna ilaveten, Türkiye’nin kamu alımları mevzuatının AB İşleyişi Hakkkında Antlaşma’nın fiyat ile beklenen fayda arasındaki denge, serbest rekabet ve şeffaflık gibi ilkelerini geniş ölçüde yansıttığını olumlu bir gelişme olarak kaydetmiş.

Ancak, yine de mevzuatın getirilen bazı düzenlemelerle AB müktesebatıyla bazı uyumsuzluklar içerdiği ve 2014 AB kamu alımları direktifleriyle uyumlu hale getirilmesi gerektiği de vurgulanmış. Rapor, örneğin şeffaflığı sınırlandıran ve farklı hukuki başvuru yolları (idari ya da adli) tesis eden bir dizi sektörel kanunun, KİK’in kapsamını daralttığını belirtiyor. Su, enerji, ulaştırma ve posta sektörleriyle ilgili mevzuat, AB Sektörler Direktifi’nin izin verdiğinden daha kısıtlayıcı bulunmuş. Eşik değerlerin AB direktiflerinde belirtilenden yüksek olduğu gözlenmiş. Savunma ve güvenlik alımlarına yön veren yönetmeliklerin AB müktesebatı ile büyük ölçüde uyumlu olduğu belirtilirken, Türkiye’de imtiyazlarla ilgili geniş ve kapsamlı bir yasal çerçevenin bulunmadığının da altı çizilmiş.

Kamu alımları faslına ilişkin olarak 2014 yılı İlerleme Raporu’nda eleştirilen ve ilerleme kaydetmesi gerektiği tespit edilen hususların başında yerli istekliler lehine fiyat avantajının tanınması geliyordu.  Diğer yandan yerli istekliler lehine uygulanan fiyat avantajının eşik değerin üzerinde olduğu durumlar da incelemeye tabi tutulmuş ve eşik değerin üzerinde yer alan sözleşmelerin yerli istekliler lehine fiyat avantajı uygulanmasında artış yaşandığı ve bu çerçevede KİK’in kapsamının AB müktesebatı ile uyumlu hale getirilmesinin gerektiği vurgulanmıştı.

2015 yılına gelindiğinde ise bu konuda AB ilerleme raporu 2014 yılı istatistiklerine göre yerli fiyat avantajı uygulanan sözleşme sayısındaki azalmayı olumlu bir gelişme olarak belirtilirken, diğer taraftan yerli şirketler lehine getirilen sivil offset uygulamalarıyla ve daha önce ihtiyari olan orta  ve yüksek teknoloji ürünleri için uygulanan %15’e kadar olan yerli fiyat avantajının zorunlu hale getirilmesi gibi kısıtlayıcı tedbirlerle AB müktesebatından uzaklaşılmakta olduğu da vurgulanmış.

2014 tarihli Rapor’da su, enerji, ulaştırma ve posta sektörlerinde faaliyet gösteren kuruluşların alımlarına yönelik ayrı bir mevzuatın olmaması eleştirilirken, bu seneki raporda söz konusu sektörlere ilişkin ayrı bir mevzuatın yürürlüğe girdiği, ancak düzenlemelerin yeterli bulunmadığı anlaşılıyor. Bu kapsamda, AB’ye Katılım İçin Ulusal Eylem Planın’da, belirtilen konulardaki mevzuata ek olarak PPP mevzuatının da değiştirilmesi gerektiğine ilişkin ifadelere değinilerek bu kapsamda belirtilenlerin yerine getirilmesi istenmiş.

Kamu alımlarına ilişkin uygulama ve yönetim sürecine gelince, Türkiye’nin bu konuda kısmen başarılı olduğu belirtiliyor. Bu kapsamda merkezi kamu alım portalının (EKAP) iyi işlediği, şeffaflık ve etkinlik ilkelerine genel olarak bağlı kalındığı, Maliye Bakanlığı, Kamu İhale Kurumu ve Kalkınma Bakanlığı’nın yeterli kaynağa ve çalışma kapasitesine sahip olduğu, rekabetin sektörlerin çoğunda tatmin edici ölçüde gerçekleştiği, çerçeve anlaşmalarında AB gerekliliklerinin etkili şekilde uygulandığı belirtildikten sonra, kamu-özel ortaklıklarının işleyişinden, yönetiminden, denetiminden ve izlenmesinden sorumlu bir otoritenin eksikliğine değinilmiş. Diğer yandan kamu alım süreçlerini yönetme kapasitelerinin ise gelişmeye devam ettiği, bu yönde olumlu adımların atıldığı, idari otoritelerin ellerinde yeterli kapasitenin bulunduğu, e-tedarik sisteminden etkili ölçüde faydalanıldığı belirtiliyor. İhalelerde rastlanan dürüstlük ve çıkar çatışmalarına ilişkin kurallar gibi yolsuzluk ve hilenin önlenmesi ve denetlenmesine ilişkin mekanizmaların bulunduğuna değinilirken, alım süreçlerindeki uygulamalarda dürüstlüğe ilişkin potansiyel sorunları ortaya koyan bir risk göstergesi sisteminin geliştirilmesine ilişkin beklenti vurgulanmış.

Raporun devamında, şikayet inceleme mekanizmalarına yönelik gözlemelere yer verilmiş ve hukuk yollarına başvurma hakkına ilişkin düzenlemelerde AB müktesebatı ile iyi derecede uyumlu olduğu belirtilmiş. Konuya ilişkin olumlu göstergelerin bulunduğuna ilişkin ifadelerin devamında ise imtiyazlarda ve kamu-özel ortaklıklarına ilişkin kararlarda ilgililerin itiraz usulleri hakkında net olmayan hususların halen var olduğuna işaret edilmiş.

Son olarak şikayetlerin etkili şekilde uygulanabilmesine ilişkin kapasitenin Kamu İhale Kurumu kapsamındaki şikayet inceleme sisteminin etkili şekilde işlediğine değinildikten sonra muhtemel çıkar çatışmalarının önlenmesi amacıyla, Kamu İhale Kurulunun Kamu İhale Kurumuna entegre edilmesinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğine değinilmiş. Bir önceki seneye göre iki katına çıkan şikayet başvuru harçlarının ise çok yüksek olduğu ve açılan davaların iki ya da üç yıl gibi uzun bir sürede sonuçlandığına ilişkin eleştirilerde bulunulmuş.

Sonuç olarak, Rapor’da geçen yıla kıyasla, özellikle kuralların uygulanma ve yürütme kapasitesinin artırılması konusunda bazı ilerlemeler kaydedildiği, ancak AB müktesebatına uyum konusunda önemli eksikliklerin var olmaya devam ettiği, kamu alımlarının yolsuzluklara açık olduğu, kamu alımları mevzuatının, özellikle su, enerjii, ulaştırma ve posta sektörleri ve imtiyazlara yönelik AB kamu alımları direktifiyle uyumlu hale getirilmesi ve şaffaflığın artırılması amacıyla yeniden düzenlenmesi gerektiği, ayrıca yine AB müktesebatına uyum çerçevesinde yerli fiyat avantajları ile sivil offsetler gibi kısıtlayıcı tedbirlerin kaldırılması gerektiğine vurgu yapılmış.

Görüldüğü üzere Türkiye kamu alımları konusunda kısmen de olsa bir ilerleme katetmiş durumda. Ancak sivil offsetler, kamu-özel ortaklıkları gibi yeni uygulamalar hayata geçirildikçe her zaman için yeni uyum sorunları da gündeme gelmeye devam edecektir. Dolayısıyla, Türkiye eğer AB’ye girmeyi hedefliyorsa herhangi bir alanda yeni bir uygulamayı başlatırken ilgili mevzuatı, yönetim, denetim ve izleme sistemlerini  AB müktesebatı ve ABİA ilkeleri ile uyum çerçevesinde ortaya koymalıdır. Bu çerçevede oluşturulan AB’ye Katılım İçin Ulusal Eylem Planı’nı da dikkate alarak gerekli düzenlemelere gitmelidir. Örneğin, kamu özel ortaklıklarına ilişkin başlatılan bir çerçeve kanunu çalışmasında bu sistem ile hareket edilmesi, kuşkusuz hem zaman hem de mali açıdan tasarruf sağlayacak, aynı zamanda 2016 raporunda olumlu bir gelişme olarak değerlendirilecektir.

Reklamlar