PPP sözleşmelerine ortak dil

Kamu özel ortaklığı (PPP) özellikle gelişmiş ülkelerde 20 yıldan fazla süredir ulaşım, sağlık, eğitim, enerji vb. çeşitli sektörlerde uygulama alanı buluyor. Uygulandığı sektörün kendine özgü yapısı, ülkenin ekonomik durumu ve geçerli mevzuatı gibi çeşitli faktörlere göre kamu özel ortaklığı projeleri farklı modeller ve koşullar altında uygulanmaya devam ediyor. Gelişmekte olan ülkelerde de PPP projelerinin uygulanmaya başlaması ve yaygınlaşması da gelişmiş ülkelerdeki başarının bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Gelişmiş ülkelerden edinilen PPP tecrübe ve bilgi birikiminin paylaşılmasını kolaylaştıran teknolojik gelişmeler de gelişmekte olan ülkelerdeki PPP yatırımlarının gelişmesini hızlandıran diğer bir faktör.

PPP-Picture_cropped-570x373Diğer yandan, PPP projelerinden elde edilen bunca tecrübeye rağmen projelerin başarısında kritik rol oynaması bakımından hukuki konular, sözleşme süreci, harcanan zaman ve para en fazla dikkat gerektiren husus olma özelliğini halen korumakta.

PPP sözleşmelerinin, ortaklığın hangi zeminde ve koşullarda yürütüleceğini belirten yegane doküman olması itibarı ile ne kadar titizlikle ve doğru yapıldığı çok önemli. Bununla birlikte, proje sürecinin hızlı ve az maliyetle geçirilmesi de büyük önem arz ediyor.

Bu konu aynı fikre sahip Dünya Bankası’nın PPP alt grubu, yakın zamanda “Tavsiye Edilen PPP Sözleşme Hükümleri İnisiyatifi” ni (Recommended PPP Contractual Provisions Initiative) kurdu ve bu girişim 2015 yılında yavaş yavaş meyvelerini vermeye de başladı. Her çeşit PPP sözleşmesinde bulunması gerekli olduğu düşünülen temel hükümlere yönelik ortak bir dil birliği geliştirilmesini amaçlayan bu girişim 2015 yılının Ağustos ayında “Tavsiye Edilen PPP Sözleşme Hükümleri Üzerine Rapor” adıyla bir doküman yayımladı (rapora buradan ulaşabilirsiniz).

Raporda birçok sözleşme terimine ilişkin tanımlara yer verilmesinin yanı sıra, ortak bir dil oluşturulmasının faydalı olacağı değerlendirilen 8 temel hüküm çerçevesinde açıklamalar getirilmiş. Kısaca raporda, PPP sözleşmesinin hangi alanda yapıldığına bakılmaksızın her türlü PPP sözleşmesinde şu ya da bu şekilde önem arz eden hükümler üzerinde durulduğu söylenebilir.

Raporda 8 temel hüküm olarak şu konulara yer verilmiş:

  • Mücbir sebep: Deprem, sel gibi tarafların kontrol kapasite sınırlarının ötesinde ortaya çıkan olayların sözleşmelerde nasıl ele alınacağı
  • Devlet politikasında değişiklik: Devlet politikasında ortaya çıkabilecek değişikliklerin proje üzerinde olumsuz etkileri olması durumunda nasıl bir yol izleneceği
  • Kanunda değişiklik: Kanun çerçevesinde yapılacak bir değişikliğin sözleşmedeki tarafların sorumluluk ve haklarını nasıl değiştirebileceği
  • Fesih ödemeleri: Sözleşmedeki taraflardan birisinin PPP sözleşmesini beklenmedik bir şekilde feshetmesi durumunda ödenecek tazminatlar
  • Yeniden finansman: PPP projesinin işletmeye başlanılmasından sonra yeninden finansmanı durumunda bunun taraflar arasında nasıl paylaştırılacağı
  • Borç verenin müdahale etme hakkı (step-in rights): Projenin başarısızlığa uğramasının engellenmesi maksadıyla borç verenin hangi durumlarda projeye müdahale etme ve projeyi geliştiren tarafı değiştirme hakkının olacağı
  • Gizlilik ve şeffaflık: PPP sözleşmesinin ne kadarının açıklanabileceği
  • Uyuşmazlıkların çözümü: Uzun süreli projenin hayatta kaldığı süreçte ortaya çıkması engellenemeyecek anlaşmazlık ve uyuşmazlıkların çözümünün nasıl yapılacağı

Raporda değinilen diğer bir önemli husus da belirtilen temel hükümlerin ve ortak dilin tavsiye niteliğinde olduğu ve zorunlu bir çerçeve olarak kabul edilmemesi. Raporun ilk taslağı 16-17 Haziran 2015 tarihlerinde Londra’da gerçekleştirilen PPP Günleri’nde tartışmaya sunulmuş ve çeşitli hukuk firmaları ile uzmanların da katkıları ile olgunlaştırılarak G20 Altyapı ve Yatırımlar Çalışma Grubuna sunulmasını müteakip onaylanmıştı.

Rapor, bu alanda yapılan ilk ciddi girişim olması bakımından son derece önemli. Ancak, böyle bir raporun yayımlanmış olması, raporun zamanla dinamik şekilde geliştirilmesi ve ülkelerin katkılarıyla daha etkili bir doküman hale getirilmesi beklentisini de beraberinde getiriyor. Gelişmekte olan ülkeleri de dahil ederek, PPP projelerinde yaygınlaşma, standardizasyon ve başarı göstergeleri bakımından her ülkenin kendi içerisinde çok önemli atılımların gözlendiğini aşikar. Ancak, hukuksal, ekonomik ve kurumsal farklılıklar nedeniyle aynı başarının uluslararası düzeyde sağlanması için hala yapılabilecek çok iş var. PPP projelerinin ortak bir dili olması amacıyla geliştirilen rapor, PPP’nin uluslararası başarısı için atılmış bir adım. Bunu geliştirmek ve etkinliğini arttırmak tüm ülkelere düşen bir görev olarak değerlendirilmeli. Bu girişimden çıkartılabilecek bir diğer sonuç da; PPP projelerinin başarısı için bu konuda uzman olan hukuk firmalarına ve uzmanlarına olan ihtiyacının artacağı. Ortak bir dil her ne kadar yatırımcıları rahatlatmış gibi görünse de bu dilin PPP projesinin özelliğine göre ustaca pratiğe aktarılması yine uzman hukukçuların eliyle olacaktır.

Reklamlar