Ağustos 13

Quo Vadis Motorola?

Distinct in uno, distinct in omnibus!

Rekabetçi piyasaların en önemli özelliklerinden birisi piyasada çok sayıda alıcı ve satıcının bulunmasıdır. Ne kadar çok diye soracak olursak, hiçbir piyasa aktörünün piyasa fiyatını etkileyemeyeceği kadar çok diye cevap verebiliriz. Yani tüm aktörler fiyat kabullenici (price taker) olmak durumundadırlar. Ancak bazı teşebbüsler, tek tek ya da birlikte, piyasa fiyatını kabullenmek yerine bu fiyatı belirlemek ya da seviyesine tesir etmek gayreti içerisinde olabilmektedir. İşte böyle durumlarda rekabet otoriteleri devreye girmekte ve rekabeti bozucu etkilerin ortadan kaldırılmasını sağlamakta ve hukuka aykırı eylem ve işlemlerden dolayı zarar görenler de zararlarının tazminini talep edebilmektedir.

a8e0114eb5b4997b6b_hcm6iy4t5Hal böyle olmakla birlikte, küreselleşen dünya ekonomisi, her geçen gün daha da karmaşıklaşan yeni ticaret yöntemleri ve tedarik/pazarlama zincirleri, finans piyasalarında gözlemlenen globalleşme ve karmaşıklaşma eğilimleri rekabet düzenlemelerinin uygulanmasında da bazı sorunları beraberinde getirmekte. Kuralların yer yönünden uygulanması, inter alia, tartışılan konuların başında geliyor.

Geçtiğimiz yıl içerisinde rekabet kurallarının yer yönünden ve de özellikle ülke dışı uygulanmasına ilişkin ABD’de ilginç bir yargı kararı ortaya çıktı. ABD Adalet Bakanlığı tarafından yürütülen rekabet soruşturması sonucunda cep telefonları ve bilgisayarlarda kullanılan LCD ekranlarının üretimi ile iştigal eden Samsung, LG Display, Sharp, AU Optronics ve diğer bazı teşebbüslere aralarında anlaşarak fiyatları sabitledikleri, diğer bir deyişle fiyat kabullenici olmaktan imtina ettikleri gerekçesiyle yüklü miktarlarda para cezaları verildi. Bunun üzerine, fiyat sabitleme işleminin mağdurlarından olan Motorola zararlarının tazmini için konuyu Chicago mahkemelerine taşıdı ve 3,5 milyar ABD doları tutarında tazminat talep etti. Ancak Yargıç Posner verdiği karar ile Motorola’ya umduğunu bulma olanağını vermedi.

Konunun esası ABD merkezli Motorola şirketinin ABD dışında kurulu denizaşırı iştiraklerinin ABD rekabet yasalarından faydalanıp faydalanamayacağına taalluk ediyor. Dahası, davanın esası yüz yıldan uzun bir zaman önce tasarlanmış rekabet yasalarının günümüzde mevcut global şirketler ve bunların karmaşık yapıyı haiz tedarik zincirlerine uygulanmasında karşılaşılan sorunlarla ilintili.

Posner’in açıklamasına göre, Motorola’nın kartel kuran tedarikçilerden almış olduğu LCD ekranların yalnızca %1’i doğrudan ABD’de monte edilmiş ve ABD’de satılan cep telefonlarında kullanılmıştır. %42’si Motorola’nın çoğunluğu Çin ve Singapur’da kurulu iştiraklerine gönderilmiş, orada monte edilmiş ancak telefonlar ABD’de satılmış. Kalan %57’si Motorola’nın ABD dışındaki iştiraklerine gönderilmiş, yurt dışında monte edilmiş ve telefonların satışı yurt dışında yapılmış. Motorola’nın küresel olarak faaliyet gösterildiği ve tek bir ekonomik bütünlük olarak ele alınması gerektiği yönündeki argümanları ise Yargıç Posner tarafından kabul görmemiş. Posner’e göre bu nevi küresel şirketlerin yurt dışı iştirakleri çoğu zaman kendilerini ABD hukuku ile bağlı saymamakta, ABD işyeri güvenliği veya iş hukuku düzenlemelerine tabi olmamakta ve çoğu zaman yabancı ülkelerin daha elverişli vergi rejimlerine tabi olmakta ve ABD kurumlar vergilerinden de bu yolla kaçınmakta. Motorola’nın çıkarları gerektiği ölçüde ABD yasalarından yararlanma, tersi durumlarda ise ABD yasalarını görmezden gelme lüksünün olmadığı görüşünü derpiş eden Posner, Motorola’nın kartele konu ekranların dolaylı alıcısı olduğunu bu nedenle ABD’de tazminat hukuku çerçevesinde konuyu yargıya taşıyamayacağı kanaatinde. Yargıç’a göre, Motorola’nın iştiraki olan teşebbüsler bakımından kuruldukları ülkelerin rekabet kuralları uygulanmak gerekir, eğer o ülkelerde rekabet kanunları yok ise veya mevcut olanlar yetersiz ise bu Motorola’nın iştiraklerini o ülkelerde kurma kararının bir sonucudur. “Distinct in uno, distinct in omnibus.”

Esasında rekabet kurallarının yer yönünden tatbikinde genel kabul gören yaklaşım “etki prensibi”dir. ABD hukuku bakımından da kabul gören etki prensibi uyarınca, ABD ticaretine veya ekonomisine doğrudan, önemli ve makul ölçüde öngörülebilir nitelikte etki söz konusu olduğu ölçüde ABD rekabet kuralları da ekstra-teritoryal olarak tatbik kabiliyetini haiz olacaktır. Yargıç Hand tarafından ilk örnekleri ortaya konulan (Alcoa Davası-1945) bu prensip diğer ülkelerde de çeşitli şekillerde uygulanmakta.

7. Bölge Mahkemesi tarafından verilen Motorola Kararı ile Sherman Yasası’nın ABD dışındaki ülkelerde ortaya çıkan ve tazmini gereken hususlar bakımından uygulanma kabiliyeti olmadığı hükme bağlanmış oldu. Tabiatıyla, teşebbüsler bu tarz tazminat taleplerini ABD yargı önüne taşıma gayreti içerisindeler zira elde edebilecekleri tazminatlar, kartel nedenli maliyet artışları fiyatlar yoluyla tüketicilere yansıtılsa dahi, diğer ülkelere oranla ABD’de çok daha fazla.

7. Bölge Mahkemesi tarafından verilen bu kararın ardından konuya ABD Yüksek Mahkemesi’nin müdahil olup olmayacağı da merakla beklenen bir başka husustu. Nitekim 15 Haziran 2015 tarihinde Yüksek Mahkeme davaya bakmayacağını ilan etti.* Böylelikle bu konuda Motorola açısından ABD hukukunun tazminat olanaklarından yararlanma şansı da ortadan kalmış oldu.

* http://www.supremecourt.gov/orders/courtorders/061515zor_32q3.pdf

Reklamlar