Rekabet cezalarına açık kapı

Türkiye’de rekabet hukukuyla uğraşanlar bilir; birkaç yıl önce yapılan değişiklik ile Rekabet Kurulu kararlarının iptali hakkında başvurulacak merci artık Danıştay değil, Ankara İdare Mahkemeleri olarak belirlendi. Rekabet Kanunu’nun yürürlüğe girdiği ve Kurul’un atandığı doksanlı yılların ikinci yarısını müteakip, geride bıraktığımız on beş yıl içinde yüzlerce kararı gözden geçiren ve çok sayıda içtihat geliştiren Danıştay, artık iptal davalarında ilk derece mahkemesi konumunda değil. Artık bu görevi Ankara İdare Mahkemeleri üstlenmiş durumda.

Peki, bu neyi etkiliyor?

indirİlk bakışta, özellikle ilk aylarda bu haberi alanların kafasında koca bir soru işareti olduğunu söylemek yanlış olmaz. Aslına bakılırsa büyük belirsizliğin hâkim olduğu bu atmosferde, İdare Mahkemeleri’nde görevli hâkimlerin yerleşik Danıştay içtihatlarından asla sapmayacağı, daha az riskli kararlar alacağı beklenmiş olabilir. Oysa her geçen gün böyle düşünenleri yanıltan, zaman zaman hayrete düşüren ve hatta heyecanlandıran kararlara bir yenisi eklenir durumda. İdare Mahkemeleri, işine kendinden beklenenden çok daha sıkı sarılmış gibi görünüyor. Olay yalnızca söz konusu davaların eskisinden on kilometre mesafedeki yeni bir binada görülmesinden ibaret değil.

Gelelim başlıkta okuduğunuz mevzuya; nedir bu açık kapı?

Son yıllardaki Kurul kararlarının karşı oy bölümlerini epey meşgul eden bir husus var. Reşit Gürpınar’ın yıllardır her fırsatta kaleme aldığı mesele, gerek idare hukukçularını gerekse cezaya çarptırılan teşebbüs temsilcilerini düşündürmüş, heveslendirmiş durumdaydı. Buna göre, 2009 yılına yürürlüğe giren Ceza Yönetmeliği’nin 3. maddesinde yer alan kartel tanımı ve 5. maddesinin ilk fıkrasında düzenlenen yeni temel ceza oranları, Rekabet Kanunu’nun 16. maddesine aykırıydı. Nitekim, 16. maddede belirlenen tek sınır, cezaların cironun %10’unu geçemeyeceği olup hükümde bu tarz belirlemeler yapma yetkisini Kurum’a tanıyan bir ifade de yer almıyordu. Oysa idare hukukçularının sıkça öne sürdüğü bir kural olarak, ikincil düzenlemeler, detaylandıracakları kanunların kendilerine çizdikleri sınırların dışına çıkamazlar, yeni yetkiler üretemezler, yeni düzenlemeler yapamazlar.

Bu mesele uzunca bir süre tartışıldıktan sonra Kurul kararlarına karşı iptal davası açan tarafların savunmalarında da sıkça yer almaya başladı. Danıştay’ın bu konudaki görüşü merak edilir olmuştu. 2013 yılının sonlarına doğru alınan piliç eti üreticileri kararının gerekçesinde Danıştay’dan tam aksi yönde bir yorum geldi: yönetmeliğin hiçbir hükmü kanuna aykırı bulunmamıştı.

Ancak şaşırtıcı bir biçimde, hikâye şimdilik böyle olmadı. 2015’in ilk aylarında, Ankara 6. İdare Mahkemesi’nden sürpriz bir karar geldi. Frito Lay’in rekabet ihlali sebebiyle aldığı cezanın iptaline ilişkin görülen davada mahkeme, önce tartışılan Yönetmelik ve Kanun hükümlerini art arda sıralayıp ilgili kısımların altını çizdikten sonra Danıştay’ın yapmadığı yorumu yaptı. Buna göre Rekabet Kanunu’nun 4. maddesini çeşitli şekillerde ihlal ettiği kabul edilen Frito Lay’in cezası mahkemece, Anayasa’nın 124. maddesine, normlar hiyerarşisine, kanuna aykırı yönetmelik çıkarılamayacağına dayanılarak, teşebbüslerin aleyhine olan Yönetmeliğin yasaya açıkça aykırı bulunduğu vurgulanarak iptal edildi.

Elbette bu kararın davalı idare tarafından temyiz edildiğini ve olayı bu kez temyiz merci olarak inceleyecek Danıştay’ın kararının merakla beklendiğini eklemek gerek. Ancak İdare Mahkemesi’nin verdiği bu karar, rekabet ihlalinden cezaya çarptırılmış olan herkese “Acaba?” dedirten bir karar oldu, bunu belirtmemiz şart.

Bundan sonra ne olacağını zaman gösterecek, fakat zaman zaman cesur, etkileyici, başarılı kararlar verdiğini gördüğümüz İdare Mahkemeleri, Danıştay’ın rekabet hukukuna yıllardır yerleştirdiği bazı ezberleri bozacağa benziyor. Ankara 6. İdare Mahkemesi’nin Frito Lay kararı da bu yolda büyük bir adım gibi duruyor.

Reklamlar