Ayrılsak da beraberiz

Şirketiniz bir birleşme/devralma işlemi gerçekleştirmeyi planlıyor. Alıcı tarafsanız, vermek zorunda olduğunuz önemli kararlar için satıcı özelindeki her türlü kritik bilgiye ihtiyacınız var. Satıcı tarafsanız, aslında kulağa işiniz bir nebze daha kolaymış gibi gelebilir, ama belki de daha risklidir. Zira danışmanlarınıza düşen pazarlık sanatının sonucunda esas alınacak fiyatın belirlenmesinde şirket-içi zayıf noktaların tek tek masaya yatırılacağı uzun bir süreç sizi bekler. İsmi çok havalı “due diligence (DD)” süreçlerinin sabahlara kadar sürmesinin bir sebebi de budur. Alıcının pazarlık gücünü etkileyen DD’ler, potansiyel olarak devralınacak şirketin değerini belirlerken, süreç bittiğinde ise geriye bazı işlemler için Rekabet Kurumu’na bildirim yapılması kalır. Bir an önce alımı yapıp kapanışı gerçekleştirmek isteyen yetkililer için tek sorun, bildirim formunun kaç güne bitirileceği ve iznin bir an önce alınması gerektiğidir.

66b6a35854b9a4970e2df5245b325dc0Halbuki değer belirleme sürecinin, işin küçük görünen fakat oldukça önemli bir kısmını oluşturan aşaması da Rekabet DD’leri. Aslında, rekabet cezalarından daha önce ağzı yanmış şirketler DD süreçlerine nispeten daha çok önem verip one-stop-shopping şeklinde temkinli hareket ederken, bazı şirketler bu işlem nasılsa rekabet kuralları bakımından hassas değil diyerek yalnızca izni almaya odaklanabilir. Oysa o aşamaya kadar işin ehliyle çalışan avukatlar ve danışmanların görmezden gelmemesi gereken bir husus var: Ya devralınan şirketin sicilinde bir rekabet ihlali varsa?

Daha önce örneklerini gördük. AB Komisyonu ve Genel Mahkemelerin ardından Adalet Divanı da fikrini değiştirmeyip, yavru şirketlerin rekabet ihlallerinden ana şirketin de sorumlu olduğunu belirtmişti. Hatta rekabet sicilinin nasıl bir ayrılık acısına yol açabileceğini, bir şirketi devrettikten sonra bile rekabet ihlalinden sorumluluğun devam edebildiğini de görmüştük.

Şimdi ise gözleri Hollanda Rekabet Otoritesi’nin tarihinde bir ilk olarak kabul edilen kararına çevrilmiş durumda. Karardan çıkan sonuçlar saymakla bitmeyecek gibi, ben biraz özetlemeye çalışayım:

  1. Kartel sebebiyle 15 üreticiye verilen rekabet cezasında, bu şirketlerden birinin portföy şirketi olduğu ve ihlalin ana teşebbüslere atfedilmesi gerektiği ileri sürülüyor.
  2. Otorite, portföy şirketiyle birlikte toplam bir ceza belirlemek yerine, ana şirket ile yavru şirketlerin artık aynı kontrol altında bulunmamalarından hareketle yatırım şirketlerini de dahil ederek ayrı ayrı para cezası verilmesi gerektiği sonucuna ulaşıyor.
  3. Dolayısıyla fon şirketlerine de rekabet ihlallerinden dolayı para cezası verilebileceği konusunda AB Komisyonu’nun görüşlerine katılmış durumda. Ayrıca, özel sermaye fonlarının mevcut veya geçmiş iştiraklerinin yapmış olduğu ihlallerden sorumlu olduğu açıkça dile getiriliyor.
  4. Verilen ceza oranının tespitinde ise, ne kadar süreyle aynı kontrol altında faaliyet gösterdikleri inceleniyor.

Rekabet Otoritesi’nin verdiği mesaj açık: (Bugün Türkiye’de de Rekabet Kurumu’nun teşebbüs cirosunun %10’una kadar ceza verebileceğini düşündüğümüzde) Potansiyel bir devralmadan önce, titiz bir Rekabet DD’si yapmalı, sorumluluğu azaltmak için rekabet uyum programlarına, rekabet ihlali söz konusuysa ceza almamak için pişmanlık talebiyle Rekabet Otoritesi’ne başvurulmalı. Zira geçmiş rekabet ihlalinden sorumlu olunması, yalnızca işlem kapanışının Rekabet Kurumu’nun iki dudağı arasında olan riskli işlemler değil, tüm birleşme ve devralma işlemleri bakımından karşımıza çıkıyor.

Reklamlar