Mart 12

4 4lük açıklama

Son yıllarda dünyanın pek çok ülkesinde 4G ihaleleri tamamlanıp teknoloji hızla yaygınlaşmaya başlarken, ülkemizde 4G’nin ne zaman hayatımıza gireceği merakla bekleniyordu. Sonunda Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan beklenen açıklamayı yaptı ve ihalelerin Mayıs ayına kadar gerçekleştirileceğini dile getirdi.

Elvan’ın açıklamalarına geçmeden önce sürecin neden bu kadar geciktiğini kısaca hatırlayalım.

4G bakımından Türkiye’nin kendine has temel problemi, 4G için en uygun spektrum olarak kabul edilen (ve değeri milyar dolarlarla ifade edilen) 800 MHz spektrumunun analog karasal yayıncılık yapan TV kanalları tarafından bir nevi işgal altında olmasıydı. Bu sorunun çözümünde en kritik noktanın karasal yayında dijital teknolojiye geçiş olduğunu önceki yazılarımızda dile getirmiştik. Elvan’ın açıklamaları bu temel sorunun aşıldığını gösteriyor ve 800 MHz spektrumunun Mayıs ayına kadar işletmeciler tahsis edilebileceğine işaret ediyor.

4g_14G’ye geçiş öncesinde çözülmesi gereken bir diğer kritik konu da işletmecilerin elindeki mevcut frekanslar ile ilgili. Halihazırda Turkcell ve Vodafone GSM hizmetlerinin sunumunda 900 MHz spektrumunu kullanırken Avea bu hizmeti 1800 MHz spektrumu üzerinden sunuyor. Pek çok ülkede, 4G ihalesi öncesinde rakip işletmecilerin elinde tuttuğu frekans spektrumlarının aynı ya da yakın seviyede olmasına özen gösteriliyor. Bunun sebebi ise 4G’nin de pazara girişi ile işletmeciler tarafından sunulacak toplamda 3 farklı hizmetin (GSM, 3G ve 4G), bu hizmetlerin sunumunda kullanılabilecek spektrumlar (Türkiye için 800, 900, 2100 ve 2600 MHz) arasındaki dağılımının en etkin şekilde gerçekleşmesini sağlamak. Bu sorunun da büyük ölçüde ortadan kaldırılmasının planladığını anlıyoruz. Zira Elvan, yeni ihale edilecek 900 ve 1800 MHz spektrumlarında mevcut dağılımın dikkate alındığı ve buna göre üst sınırların belirlendiği söylüyor ve güçlü rekabet ortamı için tüm işletmecilerin bant genişliklerinin azami ölçüde dengelenmesini istediklerinin altını çiziyor.

Bakan, ihale kapsamında toplamda 390 MHz’lik frekansın, bloklar halinde satılacağını söylüyor ki bu durumda mobil şebeke işletmecilerinin hizmet kapasitesinde çok ciddi bir artış yaşanacağı aşikar. Artan mobil internet talebi karşısında ciddi kapasite sıkıntısı yaşadıklarını pek çok mecrada dile getiren işletmeciler bu durumda hayli memnun olacaktır. Ancak aynı memnuniyetin sabit şebeke işletmecileri tarafından paylaşılacağını söylemek pek mümkün değil. Mobil internet kapasitesinin ciddi derecede artması ve 4G ile mobil internetin hız bakımından xDSL’i sollayarak fiber ile rahatça yarışabilecek hale gelmesi, sabit pazarda, özellikle de hanehalkına yönelik hizmetler bakımından dengeleri ciddi derecede değiştirebilir.

Bakan’ın konuşmasında en büyük sürpriz 4. işletmeciye ilişkin. Yıllardır üç oyuncudan ibaret olan Türkiye pazarında sadece 2600 MHz üzerinden hizmet sunan yeni bir işletmeci giriş yapacak. Ayrıca görünen o ki bu işletmecinin belli yerlilik kriterlerini de taşıması gerekecek. Öte yandan bu yeni işletmeci diğer işletmecilerin tabi olduğu yükümlülüklerin bazılarına tabi olmayacak.

4. işletmecinin yerli olması ve diğer işletmecilerin yükümlülüklerinden muaf tutulması bazı soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Yerlilik hususu bir politika tercihi olduğundan o konuda diyecek fazla bir şey yok. Ancak muafiyet konusu, teknik açıdan son derece makul ve altında farklı bir amaç aramak da çok mantıklı olmayacaktır. Zira 2600 MHz spektrumu üzerinden hizmet sunan baz istasyonları diğerlerine göre çok daha dar bir kapsama alanı sağlamaktadır ve yalnızca bu spektrumu kullanan işletmeciye Türkiye’nin tamamı bakımından bir kapsama yükümlülüğü yüklenmesi, işletmecinin piyasaya girişini mutlak olarak engelleyecektir.

Bu noktada bir konuya daha dikkat çekmek gerekir ki, 2600 MHz üzerinden hizmet sunacak 4. işletmeci diğerlerinden tamamen farklı bir iş modeli benimsemek zorunda olacaktır. Öncelikle bu işletmecinin diğer işletmeciler gibi devre anahtarlamalı sistem üzerinden ses hizmeti sunmak gibi bir alternatifi olmayacak ve tamamen IP’ye dayalı bir altyapı kurmak zorunda kalacaktır. Dolayısıyla bu işletmecinin kendi altyapısına sahip bir mobil internet servis sağlayıcı gibi faaliyet göstermesi ve en azından kısa dönemde sadece nüfusun en yoğun olduğu bölgelere yoğunlaşması beklenir. Bu işletmecinin yeterli yatırımı yapması durumunda, abonelerine sadece mobil internet hizmeti veren ve abonelerin diğer tüm ihtiyaçlarını Whatsapp, Skype, Viber ve benzeri uygulamaları kullanarak karşılamasını öngöre bir rakibin piyasa dinamiklerini nasıl etkileyeceğini izlemek oldukça heyecanlı olabilir. Ayrıca bu durumda mobil uygulamaların ses ve mesajlaşma hizmetlerini ne denli ikame edebileceği sorusuna da cevap bulunabilir.

Reklamlar