Sinema salonlarında bir hayalet dolaşıyor… Emek sinemasının hayaleti…

Sayın üstadım Ali Ilıcak’ın geçen haftaki yazısını görünce 2012 Ocak ayında Pazarlardan Haberler’e yazmış olduğum şu naçiz yazıyı hatırladım. Sonradan baktım ki o yazı Pazarlardan Haberler’de yazdığım son yazıymış. Kaldığımız yerden yeniden başlamak için ne de güzel bir sebep…

İki buçuk sene önce Rekabet Kurulu’nun işleme izin vermesini haberleştirirken, sinema endüstrisinin geçirdiği evrime de Emek Sineması metaforu üzerinden biraz değinmişim. Geçen süre zarfında Emek sineması yıkıldı ve gerçekten de AVM oluyor. Muhtemelen Mars’ın bir şubesi de AVM’nin üst katına inşa edilecek (inş cnm ya!) ve Emek Sineması’nın bir parodisi olacak sinema salonuna açılacak.

Emek Sineması

Emek sinemasının yıkılması bizler gibi tabi ki çoğu sinemaseveri, sanatçıyı ve sepetçiyi üzdü. Emek Sinemasının yıkılacağı haberleri üzerine ben de Don Kişot misali bir boykot kararı almış ve bazı bazı diğer Otpor’cu arkadaşlarımda önünde kalabalık oluşturmuştum. Yaklaşık 3 senedir de 1-2 istisnayı saymazsak AVM sinemalarına gitmiyorum. Tabi kendim gitmeyince ben de sanıyorum ki kimse gitmiyor. Meğer kazın ayağı öyle değilmiş.

Ali Ilıcak’ın Rekabet Kurulu’nun Mars-AFM birleşmesini tekrardan nihai incelemeye aldığını haber veren yazısını okuduktan sonra hemen kısa bir araştırma yaptım. “Box office Türkiye” diye google’a yazınca çıkan ilk siteden elde ettiğim bazı veriler ışığında sinema salonu pazarının geçirdiği değişimi anlamlandıracak bazı bilgilere erişmeye çalıştım.Tabi bu bilgiler Mars salonlarına özgü değil, pazarın tamamını kapsıyor ve doğrulukları konusunda hiç bir fikrim yok.

Kabul etmeliyim ki; kendi Kalamış’a kadar gidip de bir tatlı huzur bile alamadan geri dönmeye teşne hayat görüşüm bana yaşanan bu yoğunlaşma sonucunda fiyatların çok artmış, film seçkisinin kar kaygısıyla kısıtlanmış, sinemaya giden seyirci sayısının da düşük olması gerektiğini dayatıyordu. Bana göre, pazarda tekelleşme çanları çaldığı gibi, sunulan seçenek sayısı da azalmış, millet fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş, gidecek güzel film bulamıyordu. Hadi kendime çok haksızlık etmeyeyim; zira yoğunlaşmanın arttığı bir pazarda fiyatların artmasını ve arzın da azalmasını beklenir.

Sonra rakamlar bir tokat gibi çarptı yüzüme… Sinemaya giden seyirci sayısı 2005’ten bu yana (2013 sonuna) neredeyse 3 (gerçekte 2,7) katına çıkmış. Mars devralmasına izin verilmesinden bu güne de seyirci sayısı %25’ten fazla artmış. Seyirci sayısının artması benim tahminlerimi boşa çıkarttı ama yılmadım. Bir de fiyatlara bakayım dedim. Ortalama bilet fiyatları ise 2005’te 6,63 TL iken 2013 itibariyle 10,03 TL olmuş, yani %66 artmış. A-ha! dedim yakaladım. Ama tabi enflasyon faktörü var. Hemen bir kağıt çıkartıp 2005’ten beri enflasyonu ortalama %5’ten alıp bakkal hesabı yaptım fiyatlar genel düzeyinin en az %40-50 oranında yükseldiğini üzüntüyle gördüm. Eee bir de sunulan hizmet de değişti yıllar içinde. Eskiden Kızılderili oku atınca “Amanınnnn!” diye kafamızı eğmiyorduk, sinemadan çıkarken gözlükleri çaktırmadan eve götürmüyorduk. Ortalama fiyatlardan da tezimi destekleyen bir sonuç çıkmayınca eve gittim duşu açıp yerde bir köşeye kıvrılıp sessiz sessiz ağladım.

Vizyona giren film adedini soracak olursanız, o da rekor üzerine rekor kırıyor. Geçen sene 326 yeni film vizyona girmiş, önceki sene 290. Rekabet Kurulu Mars’ın AFM’yi devralması işlemini 2011 Kasımında onayladığını düşünürsek, yoğunlaşma yaşandıktan sonra vizyona giren film sayısı da artmış, ki bu rakam 2005 yılında 223’müş.

Emek Arter

Hızlıca kotardığım (“kotarmak” kelimesini de kullanayım ki sanatsever olduğum iyice belli olsun) ve temeli üniversite yıllarımdaki king partilerine dayanan hesaplamalarımın bir sonucu olan bu veriler tabi ki her şeyi anlatmıyor. Ama bence birçok şeyi de anlatıyor.

Sinemalarda bir hayalet falan dolaştığı yok…

Sinemalarda bir heyyula dolaşıyor, Recep İvedik heyyulası…

Reklamlar