Intel kararı hala gündemde

Son dönemin en önemli rekabet meselelerinden biri olarak, AB’nin Intel’e verdiği 1.06 milyar euro tutarındaki rekor ceza kararı, uzun bir beklemeden sonra Genel Mahkeme tarafından ele alındı. Mahkeme, AB’nin Intel’e verdiği cezayı onasa da, yaptığı değerlendirmeler AB’de hâkim durumun kötüye kullanılması konusunun değerlendirilmesinde ileriye yönelik soru işaretleri yaratıyor. Dahası, örnek aldığımız AB’de de bazı işlerin düzgün yapılmadığı durumların olabileceğine tanık oluyoruz.

Konu AB tarafından bilgisayar işlemcisi (X86 CPU) üreticisi Intel’e, bilgisayar üreticilerine işlemci ihtiyaçlarını Intel’den sağlamaya teşvik etmek amacıyla indirim ve diğer işlemcileri kullanan bilgisayar satışlarının yapılmaması için bilgisayar üreticilerine ödeme gibi uygulamaları üzerine açılan soruşturmaya dayanıyor. AB, hakim durumdaki teşebbüsün bu faaliyetlerinin rakipleri (AMD) piyasadan dışlama amacını taşıyan bir stratejinin parçası olduğuna ve bu nedenle ceza verilmesine karar verdi. Intel ise verilen indirimlerin kötüye kullanma olarak nitelendirilemeyeceğini, ispat standartının karşılanmadığını ve verilen cezanın orantısızlığını öne sürerek konuyu üst mahkemeye taşıdı.

power1Bu kararın önemi rekor cezadan ziyade rekabet hukukunda tartışmalı bir konu olan indirim sistemleri konusunda etki temelli (effects-based) analizlerin ilk defa kullanmasıydı. Piyasaların doğal işleyişi içerisinde bir rekabet aracı olarak indirimlerin, hakim durumdaki teşebbüsler tarafından kullanıldığında rakiplerin piyasadaki varlığını zorlaştıracak haksız bir avantaja yol açması ve uzun vadede tüketici zararına yol açması da söz konusu. Avrupa’daki içtihat, söz konusu uygulamaları hakim durumdaki teşebbüsler tarafından kullanıldığında pazardaki ortaya çıkan etkilerden bağımsız olarak, doğrudan ihlal olarak değerlendiriliyordu. Ancak, bu yaklaşımın çok katı olması ve indirim ve benzer sistemlerin rekabetçi etkilerini göz ardı etmesi, ayrıca hakim durumdaki teşebbüslerin rekabet alanını daraltması gibi eleştirilerle karşılaşmasıyla 2009 yılı başında bu gibi fiyat uygulamalarında daha etki temelli bir yaklaşım ön gören Kılavuz yayımlandı.

Intel kararında da bu kılavuza paralel olarak bilgisayar üreticilerine verilen indirimlerin Intel’den başka üreticiden alım yapma seçeneği bırakmadığını ve dolayısıyla rakip işlemci üreticilerinin satış yapması engellenerek piyasadaki varlıklarının zorlaştırdığına gösteren eş etkinlikte rakip testi yer almıştı. Bu test, piyasadaki rakiplerin hakim durumdaki teşebbüsün büyük satışlar üzerinden verdiği indirimlere, piyasa şartları gereği daha düşük olan satışlarında fiyatları azaltarak karşılık verip veremeyeceklerine bakıyor. Bu da, indirimlerin eşit etkinlikte rakiplerin piyasada genişlemesine veya potansiyel girişlerin engellenip engellenmediğini ortaya çıkarmak için uygun bir ölçüt. AB de Intel’in indirimlerinin en büyük rakip AMD’yi zararına fiyatlama yapmaya zorlayacağını göstermişti.

ff_patents_fÜst mahkemeler ise bu yeni anlayışa pek ayak uydurmuş görünmüyor. Zira Genel Mahkeme değerlendirmesinde Intel’in indirim uygulamaların müşterilerin bütün veya büyük oranda alımlarının tamamını Intel’den olması koşulu nedeniyle ‘dışlayıcı’ kategorisine alıp, bu gibi sistemlerin doğası gereği rekabeti kısıtlama potansiyeli taşıdığına ve rakiplerin pazarın kapanıp kapanmayacağını anlamak için inceleme yapmaya (eş etkinlikte rakip testi gibi) gerek olmadığına karar verdi.Ceza onanırken neden böyle bir değerlendirme yapıldığı içtihada ters düşmemek amacıyla açıklanabilir. Fakat bunun son yıllardaki gelişime sekte vuracak bir karar olduğu açık. Sonuçta Genel Mahkeme’nin savunduğu şekilci yaklaşım ile modernizasyon çabaları sonucu ortaya çıkan etki temelli yaklaşım arasındaki fark büyük.

Peki bu konu neden önemli?

Rekabet politikasının esasen temel aldığı iktisat disiplini açısından, münhasırlık özellikleri taşıyan anlaşmaların (Intel’inki gibi indirim sistemleri de buna dahil ediliyor) rakiplerin faaliyetlerini zorlaştırdığı nedeniyle her zaman rekabeti kısıtladığı savı tam olarak doğrulanabilir değil. Zira rekabet fikrinin aslı rakiplerin birbirlerinin faaliyetlerini zorlaştırması olarak düşünülebilir. İndirim sistemleri ele alındığında, rakiplerin pazarın önemli bir bölümünde satış yapmaları engellenmediği sürece üreticinin alıcıların talebinin büyük bir bölümünü garantiye almak için ödeme yapması ya da indirim rekabete aykırı yerine farklı bir şekilde rekabet olarak nitelendirilebilir. Dolayısıyla, Intel kararında Genel Mahkeme haklı olsa dahi karar mercileri tarafından uygulanabilirliği esas alan ve zararlı uygulamaları yararlı olanlardan ayırmak için ortaya çıkarılmış somut temellere dayanan analizleri göz ardı eden şekilci yaklaşımların hata yapma ihtimali büyük. Daha küçük rakiplerin biraz da gözü kapalı bir şekilde korunmasıyla hakim durumdaki teşebbüslerin rekabet etme hakkının da engellenmesi söz konusu olabilir.

Sonuç olarak rekabet politikası bu şekilde uygulandığında hakim durumdaki teşebbüslerin her türlü indirim ve benzer uygulamalarını tasarlarken dikkat etmesi ve bahsedilen şekilci yaklaşıma ters düşmemesi gerekiyor. AB’de yaşanan bu gelişmenin Türkiye’ye etkisi ise kaçınılmaz.

IMG_1329

Reklamlar