Danıştay Kanunu değişiyor!

TBMM Adalet Komisyonu, Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’na ilişkin Raporunu tamamladı. İdari yargılama usulünün geliştirilmesi ve makul sürede yargılama yapılması amaçlarına yönelik olarak hazırlanan Tasarı, rekabet&regülasyon&PPP dava süreçlerini de etkileyecek şekilde Danıştay Kanunu’ndan Ceza Muhakemesine kadar birçok değişiklik ve usule yönelik geliştirme içeriyor.

Metinde ilk olarak göze çarpan husus, makul sürede yargılama yükümlülüğünün gereğinin yerine getirilemediğine yönelik yapılan eleştiri (Bu eleştiri, aklımıza geçtiğimiz günlerde 20 yılı aşkın zamandır devam eden bir dava ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nin davacıyı haklı bulup Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle davacıya manevi tazminat verilmesine hükmettiği kararı getirdi). Bu eleştirilere karşılık getirilen yeniliklerden biri, Rekabet Kurulu ve regülasyon otoritelerinin aldığı kararlarının iptali amacıyla başvurulan İdare Mahkemesi aşamasını takiben temyize yetkili Danıştay’da, makul sürede yargılamaya katkı sağlamak amacıyla bir idari dava dairesi daha kurulması.

Temyiz aşamasında Danıştay’ın bazı konularda kararı ilk derece mahkemesine göndermeden kendisi düzeltebilmesini öngören hüküm ise 10. maddede karşımıza çıkmakta. Bu hükmün örneğin bir Rekabet Kurulu kararında yer alan usul hatasına yönelik uygulanması mümkün görülmüyor; maddi hataların yanında yeniden yargılanma gerektirmeyen eksiklik ve yanlışlıklar için bu imkân tanınıyor. Akla gelen hatalar bakımından ise, kararın asli olmayan unsurları olarak örneğin vekalet ücreti veya yargılama giderinin hesaplamasındaki yanlışlıklar ya da faize hükmedilmesinin unutulması gibi örnekler sayılıyor.

Diğer bir konu Bölge İdare Mahkemeleri’nin durumu. Danıştay’a gelen dosya sayısını azaltmak amacıyla ilk derece mahkemelerine gelen davalar bakımından Bölge İdare Mahkemesi’nin aktif hale getirilmesi hedefleniyor.

Bu davalar 9. maddede sayılanlarla sınırlı bırakıldığından, rekabet&regülasyon&PPP otorite kararlarının iptali için başvurulan İdare Mahkemesi’ne ilişkin böyle bir değişiklikten bahsetmek mümkün değil. Ancak bu otoritelerin karar alma sürecinde başvurulabilen Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uygulaması ise madde kapsamına dâhil edilmiş durumda.

ED000043

Diğer bir değişiklik de dava açma sürelerini düzenliyor. Üçüncü yargı reformuyla rekabet ve regülasyon otorite kararlarının iptali bakımından Danıştay 13. Dairesi’nin yetkisi İdare Mahkemesi’ne verilirken, bu kez de mevcut düzenlemeyle hem ilk derece mahkemesi olarak İdare Mahkemeleri’nde hem de temyiz makamı olarak Danıştay’da dava açma süresi 30 güne indirildi.

Tasarıyla getirilen en önemli değişikliklerden biri, bazı ihale işlemleri, acele kamulaştırma ve özelleştirme kararları ile diğer bazı kanunlara ilişkin işlemlere yönelik olarak ivedi yargılama usulünün getirilmiş olması. Bu usul kapsamında, savunma süresinin kısaltılması ve yürütmenin durdurulması talebine karşı verilecek kararlara itiraz mekanizmasının kaldırılması gibi değişiklikler yer alıyor. Rekabet ve regülasyon kurallarına ilişkin açık bir düzenleme olmamakla birlikte, PPP’nin kendine özgü yapısından dolayı tasarı metninde belirtilen ivedi yargılama usulü hallerinden birinin kapsamına girip girmeyeceği tartışılabilir. Zira tasarı metninin gerekçesinde yer alan şu ifade, akla PPP projelerini de getiriyor: “Gecikerek karar verilmesinde hem idare hem de davacılar bakımından katlanılması zor ya da imkansız sonuçlar doğuracak sınırlı sayıdaki dava türünün diğerlerine göre daha ivedi bir şekilde sonuçlandırılması gerekmektedir.” Çünkü PPP projeleri yüksek bedelli, hızlı kararlar alınması gereken ve hem devleti hem de özel sektörü risk altında bırakan kapsamlı projeler. Hukuki bir belirsizlik, telafisi güç zararlar doğurabilir. Bu açıdan mevcut tasarı metninde bulunmasa da ivedi yargılama usulünün kapsamına alınması PPP projeleri açısından bir gereklilik olarak düşünülebilir.

Tasarının aynı maddesinde ayrıca, maddi ve hukuki sebep olarak birbirine bağlı nitelikteki davaların grup davası olarak ele alınacağı belirtiliyor ve uygulama usulüne ilişkin bazı soru işaretlerinin yanında grup davası imkânının getirilmesi olumlu görülüyor.

Metinde rekabet&regülasyon&PPP bakımından etki gösteren değişikliklerin yanında, Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’da tutuklama kararına ilişkin olarak, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na paralel olarak da kararın düzeltilmesine ilişkin bazı sınırlama veya süre uzatmaya ilişkin hükümler de karşımıza çıkan diğer hususlar arasında. Ancak idarenin savunmasına cevap hakkına getirilen kısıtlama ve dava açma süreleri kısaltılmasına rağmen idarenin cevap süresine kısıtlama getirilmemesi ya da yürütmenin durdurulması kararına itiraz edilememesi gibi hususlar, özellikle ivedi yargılamaya getirilen eleştiriler arasında. Hızlı yargılama amacına hizmet etmesi beklenen metnin hızlı adaleti de beraberinde getirmesi gerektirdiği şüphesiz.

Reklamlar