Maç Yayın Haklarında Son Viraj

İlk kez şike krizi ile gündeme gelen ve Digitürk ile TFF’nin ısrarları neticesinde adeta bir yılan hikayesi halini alan maç yayın haklarının münhasıran Digitürk’e ait olacağı sürenin uzatılmasına ilişkin süreçte artık son viraja gelindi.

Mevcut durumu anlatmadan önce buraya nasıl gelindiğini kısaca hatırlatalım.

BOS006229Konunun ilk kez Rekabet Kurulu gündemine gelmesi, Digitürk ve TFF’nin Süper Lig maç yayın haklarının süresinin 3 sezon için ihalesiz olarak uzatılmasına dair anlaşmayı Rekabet Kurulu’nun onayına sunması ile başlamıştı. Uzatmanın gerekçesi olarak, Digitürk’ün şike süreci nedeniyle uğradığı zarar gösterilmişti. İddiaya göre ihalesiz süre uzatımı olmaksızın Digitürk bu krizi atlatamayacak ve Türk futbolu zarar görecekti. Kurul yaptığı inceleme sonucunda ilk olarak bu anlaşmaya izin verildiği takdirde ödemeli platform hizmetleri pazarındaki rekabetin büyük ölçüde ortadan kalkacağına işaret etmişti. Ayrıca karar metninde Digitürk’ün iddia edilen zararları ispat edemediğinin de altı çizilmişti. Ancak karardaki belki de en önemli unsur Kurul’un diğer çözüm yöntemlerine ilişkin tespitiydi. Zira Kurul, maç yayın haklarının alt lisanslama suretiyle diğer platformlara da satılabileceğini, ayrıca alternatif teknolojiler (özellikle internet) üzerinden canlı yayın haklarının da pazarlanabileceğini dile getirmişti. Ayrıca Kurul her halükarda 3 sezonun çok uzun bir süre olduğunu da açıkça ortaya koymuştu.

Esasen Kurul’un bu kararı rekabet hukuku ile biraz olsun ilgili olan kişiler için son derece olağan bir karardı. Nitekim AB ülkelerinde zaten maç yayın haklarının münhasır olarak devrine toplamda maksimum 3 yıl için ve eşit içerikte paketlere bölünmesi koşuluyla izin verilirken, ülkemizde zaten 5 yıllığına ve bütün halinde Digitürk’e devredilmiş olan hakların, hem de bu sefer ihaleye dahi ihtiyaç duymaksızın, 3 sezon daha uzatılmasının her ne gerekçeye dayanırsa dayansın meşru olamayacağı aşikardı.

Bu kararın yayınlanmasının hemen ardından bu iki teşebbüs (ki rekabet hukuku çerçevesinde TFF’nin de bir teşebbüs sayıldığı Kurul kararında belirtilmektedir) arasında bu sefer süre iki sezon olarak değiştirilmek üzere aynı anlaşma yeniden imzalanmış. Kamuoyunda pek yer almayan bu anlaşma Türk spor basını tarafından (Fanatik ve AMK gazeteleri) ortaya çıkarılınca, Kurul da haliyle yeniden sürece müdahil olmak zorunda kalmış ve söz konusu anlaşmanın meşruiyetini değerlendirmek için soruşturma başlatmıştı.

İşte bu soruşturmaya yönelik kısa karar geçtiğimiz hafta içinde yayınlandı. İlk bakışta, kararda taraflar arasındaki anlaşmaya onay verildiği görülüyor. Bu durum okuyucuyu oldukça şaşırtabilir. Gerçekten de kısa karara bakınca akla gelen ilk soru “nasıl oldu da sürenin bir sene azalmasıyla önceki kararda şiddetle karşı çıkılan ve rekabeti büyük ölçüde ortadan kaldıracağı açıkça ortaya koyulan sözleşme bir anda hukuka uygun hale geldi?” oluyor.

Ancak zaten birkaç paragraftan oluşan karara bir kez daha göz gezdirince bir ibare ön plana çıkıyor:

İş bu kararın gerekçe bölümünde belirtilen koşulların sağlanması kaydıyla

Yani aslında Kurul henüz kesin kararını açıklamış değil. Belli ki yukarıda değindiğimiz tutarsızlık Kurul’un da dikkatini çekmiş ve Kurul ilk kararda belirttiği olumsuz sonuçların giderilmesi için bir takım önlemler almayı uygun görmüş. Gerekçeli karar yayınlanıncaya kadar bu önlemelerin ne olacağını kesin olarak bilebilmek tabi ki mümkün değil. Ancak dünyadaki uygulamalara ve Kurul’un önceki karardaki tespitlerine bakıp bunlar üzerine biraz da düşününce olası koşullar hakkında fikir yürütmek mümkün olabiliyor.

Öncelikle, söz konusu koşulların ihalesiz süre uzatımının Kurulca da tespit edilen ciddi pazar kapatma etkisini ortadan kaldırması gerektiği şüphesiz. fft104mm1995354Bunun için ise izlenecek yöntem zaten ilk Kurul kararında yer alıyor: “Altlisanslama”. Ama esas sorun bu altlisanslamanın nasıl olacağı. İşte bu noktada da dünya uygulamaları yardımımıza koşuyor. Ödemeli televizyon pazarında, maç yayın haklarına sahip olmayan işletmecilerin yok olmanın eşiğine gelmesi problemi İngiltere’de de ortaya çıkmış. İngiltere’de bu duruma müdahale etme yetkisine sahip olan OFCOM ise hakların sahibi olan BSkyB’ye bu hakları “retail minus” adı verilen yöntemle diğer işletmecilere pazarlamasını zorunlu tutmuş.

Düzenleyici otoritelere mahsus yetkilere sahip olan OFCOM’un aksine Rekabet Kurulu’nun böyle bir zorlama yetkisi olmasa da, Kurul’un aynı uygulamayı ihalesiz süre uzatımına izin verilmesinin bir koşulu olarak kabul etmesi Türk hukukunda da mümkün. Ayrıca ülkemizdeki duruma bakıldığında böyle bir koşulun ödemeli platform hizmetleri pazarındaki rekabeti önemli derecede koruyabileceği de bir gerçek. Dolayısıyla gerekçeli karar açıklandığında böyle bir şartla karşılaşmak hiç de sürpriz olmayacaktır.

Bu yazıyı futbola ilişkin bir analoji ile noktalamak gerekirse, “son düdük çalmadan maç bitmez” ve bu düdüğe kadar en bilgili kişinin öngörüsü bile bir tahminden ileri gidemez. Umalım da son düdük çaldığında tahminlerimize paralel bir sonuç ortaya çıksın ve Türk futbolu için en hayırlısı olsun.

Reklamlar