Temmuz 22

Bir Röportajın Posası

Bugün Sabah Gazetesi’nde yayınlanan ‘Bankacılara Hapis Gelecek’ başlıklı röportajın gazeteye iletilen ham halini de görmenizi isterim.

 

 

1.  Rekabet kurulunun gerekçeli kararını nasıl buldunuz?



 

Gerekçeli karar bankalarda yapılan baskınlarda elde edilen belgeler üzerine kurgulanmış. Bu belgelerin delil niteliği her bir belgenin tek tek bir delil olup olmadığından ziyade belgelerin bir bütün olarak değerlendirilmesi ile sağlanmış. Yani bütün belgelerin her birinin aynı güçte delil niteliğinde olmasına gerek yok belgeler birlikte değerlendirildiğinde bir uzlaşma noktasında bizi ikna ediyorsa burada bir rekabet ihlali vardır diyor Rekabet Kurulu. Ki, genel müdür seviyesinde yazışmalar ve ‘centilmenlik anlaşması’ gibi ifadeler ikna olma sürecimizi kuvvetlendiriyor deniyor.

 

Açıkçası ben bu tip, uzlaşmayı ortaya koyan iletişim/yazışma belgelerini kuvvetli bir etki analizi olmadan dikkate almanın tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Yani elinizde gerçekten birçok iletişim gösteren belgeler olabilir ancak piyasadaki etkilerini de çok kuvvetli ortaya koymanız gerekir. Ceza miktarı ve daha önce verilen cezalarla kıyaslandığında ben kararda bu kısmın biraz eksik olduğunu sanıyorum. Anlaşıldığı iddia edilen oranlara uygun bir uzlaşma olup olmadığını tespit için sadece o oranlara uygun verilen kredi sayısını ortaya koymak yetmeyecektir. Bu yönüyle kararın piyasaya etkiyi ortaya koyma açısından yeterli analizleri içermediğini düşünüyorum.

 

2. Bu kararla bankaların cezası kesinleşecek mi?

 

Bu karar ile bankaların cezası kesinleşmeyecek. Aksine şu anda yalnızca sürecin ilk ayağı olan idari soruşturma tamamlandı. Bankalar Rekabet Kurulu’nun kararını iptal ettirmek için kararı yargıya taşıyacak. Ancak Rekabet Kurulu kararının idari yargıda onaylanması halinde karar kesinleşmiş olacaktır.

 

Bununla birlikte yargıya başvuruyor olmak, yürürlükte olan mevzuat gereğince cezaların ödenmesini durdurmuyor. Mevcut aşamada, yani gerekçeli kararın yayınlanmasıyla, bankalar bu cezayı ödemek zorundalar. 30 gün içerisinde öderlerse de % 25 indirimli öderler.

 

3. Bundan sonraki adımlar ne olacaktır? 

 

Bankalar gerekçeli kararın kendilerine tebliğ edilmesinden sonra 60 gün içerisinde Ankara İdare mahkemesine başvuracak ve kararın iptal edilmesini isteyeceklerdir. Diğer taraftan da para cezasının ödenmesine ilişkin işlemleri gerçekleştireceklerdir. Karar idari yargıda kesinleşmeden bankaların içerisinde bulunduğu “yoğun iletişim” ortamının rekabet kurallarına aykırı olduğunu ilan etmek yanlış olacaktır.

 

4. Bankalar temyize götürse kazanır mi?

 

Bu soruya kazanır veya kazanmaz diye cevap vermek bence şu aşamada suç işlemek olur. Neye dayanarak bunu söyleyebilirim ki? Elbette iddia edilecek bir sürü husus olacaktır. Ben olsam özellikle iktisadi analizlere yoğunlaşırdım. Üzerinde uzlaşı olduğu belirtilen oranların değişim faktörlerini modelleyerek değişim içerisinde uzlaşının etkisini ölçerdim. Bu global etkilerin çok yoğun hissedildiği bir sektör. “Hadi arkadaşlar yarından itibaren şu oranlarla piyasaya çıkıyoruz, pilavdan dönenin kaşığı kırılsın!” denmesinin çok da kolay olmadığı bir sektör. Elbette bankacılık sektöründe rekabet kurallarının tam olarak uygulanması gerekir ancak rekabet analizi yaparken de sektörün bu özelliklerinin daha ön plana çıkması gerektiği şüphesiz.

 

Rekabet Kurulu daha önce piyasaya etkisi az olan kimi rekabete aykırı uygulamalarda daha müsamahakar davranmıştı. Bu tutum o pazarlar için ve o ihlaller özelinde geçerli olabilir. Kabul ederim. Ama bu pazarda da böyle rekor bir ceza veriliyorsa bunun rekabete aykırı etkilerinin ayrıca ve büyük titizlikle ortaya konması şart.

 

Her şartta şunun da altını özellikle çizmek lazım: rekabet hukuku bankacılık sektörüne uygulanmaz ifadesi tam bir hurafe. Bakın İngiltere’de bir LIBOR skandalı yaşandı. Yine büyük bir para cezası kesildi bankalara. Hem de düşünün bütün dünya LIBOR üzerinden işlem yapıyor. Dersiniz ki ‘pes artık bunun etkisini analize ne gerek var’… Ama öyle değil. New York’da mağdurlar -hem de toplu dava süreçleriyle kısa zamanda organize olan bir kitle- tazminat davası açtılar ve hakim oluşan mağduriyette rekabet ihlalinin etkisi yoktur diye karar verdi. Rekabet ihali var mı? Evet var. Tüketiciye etkisi olmuş mu? Hayır… Hakim diyor ki LIBOR oranının belirlenme süreci kendi başına bir piyasa değildir. Tartışılır. Ama söylemek istediğim etki analizinin önemi.

 

Açıkçası ben bu kararın bozulması için ekonomik analizlerin yetersizliğini iddia edebilecek kapasitede bir çalışmanın ve bu değerlendirmeyi yapıp teknik karar alabilecek kapasiteye sahip bir yargı makamının öneminin küçümsenmemesi gerektiğini düşünüyorum. böyle bir kapasite var mı göreceğiz. Bu bağlamda bakıldığında kuru kuru ‘karar büyük ihtimalle onanacaktır’ demeyi vicdanıma yediremem.

 

5. O donemde kredi çeken vatandaşlar ne yapmalı ya da kart kullananlar?

 

Ben gerekçeli kararı okuduktan sonra bu soruşturmanın piyasadaki etkiye değil de bankaların rekabet kurallarını dikkate almayan aşırı ‘muhabbetlerine’ yönelik olduğunu görüyorum. Rekabet Kurumu bir mesaj vermeye çalışıyor anladığım kadarıyla. Ben böyle bir karardan sonra kredi çeken veya kart kullanan bir tüketicinin uğradığını iddia edeceği zarar ile rekabet ihlali arasındaki bağı rakamsallaştıramayacağını düşünüyorum. Nitekim Rekabet Kurulu kararında bankaların davranışlarının piyasa üzerindeki rekabete aykırı etkilerine dair kapsamlı tespitler bulunmuyor. Bu da aslında tüketicilerin zararının bankaların rekabete aykırı davranışları ile doğduğunu gösterecek illiyet bağını kurgulamayı çok çok zorlaştırıyor.

 

Rekabet Kurulu diyor ki mevcut soruşturma kapsamında bankalar arasındaki iletişim delilleri mevduat, kredi ve kredi kartı faiz ve koşullarının birlikte belirlenmesi hususunda bir uzlaşmayı ortaya koyduğundan ayrıca ekonometrik ve istatistiki modellere ihtiyaç duyulmamış.

 

Ben bu ifadelere katılamıyorum zira zararınızı tazmin edebilmek için o rekabet ihlalinden zarar gördüğünüzü de ispat etmeniz lazım. Bu ispatı kolaylaştıracak ve verilen para cezasının yüksekliğini meşrulaştıracak bir çalışma olurdu bence bu. Yani, madem ortada bir uzlaşma var, uzlaşma olmasaydı faiz oranları ne olurdu gibi bir çalışma en azından tüketicinin önünü açabilirdi. Ama iş gelip bu noktada kilitleniyor anlaşılan. Böyle bir hesaplama yapmak neredeyse imkansız! Bulaşık makinesi değil ki liste fiyatı olsun da en azından referans alınabilecek bir değer olsun… Zaten bankacıların “bizim sektörde iletişim normaldir” (yanlış) algısının da özünde sektörün bu özelliği var. Bu kapsamda değerlendirildiğinde mahkemelerin tüketiciler lehine bir tazminata hükmedebilmesi için çok ciddi bir çalışma yapılması gerektiğini düşünüyorum.

 

6. Bireysel davalar nasıl açılacak? Bankalar kararı temyiz ettirse de tüketici davalarına engel olabilirler mi?



 

Bankaların söz konusu davranışlarından zarar gördüğünü iddia eden tüketiciler Asliye Ticaret mahkemelerinde tazminat davası açabilirler. Dava açma süresi hukuken oldukça tartışmalı bir mesele. Tüketiciler, Rekabet Kurulu’nun kararı olmaksızın bankacılık piyasasında bir rekabet ihlali gerçekleştiğini bilemeyeceklerdir. Öte yandan menfaat sahiplerinin ihlalin detaylarına tam anlamıyla vakıf olmaları Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararının yayınlanmasıyla mümkün olabilecektir.

 

Dolayısıyla eğer bankalar aleyhine tazminat davaları açılırsa, kanunen bir yıl olan zaman aşımı süresinin, Rekabet Kurulu’nun kararının açıkladığı tarih olan 08.03.2013 tarihinden mi yoksa gerekçeli kararın açıklandığı 15.07.2013 tarihinden itibaren mi başlayacağına dair tartışmaları da göreceğiz. Ancak zamanaşımı konusunda mahkemelerin kararı ne olursa olsun bankaların söz konusu davranışlarından zarar gördüğünü iddia eden tüketiciler elbette Rekabet Kurulu’nun, kararını açıkladığı tarih olan 08.03.2013 tarihinden itibaren tazminat davası açabileceklerdir.

 

Bankaların Rekabet Kurulu’nun kararını iptal ettirmek için idari yargıya başvurmaları tüketici davalarına bir engel teşkil etmiyor. Bununla birlikte Rekabet Kurulu’nun kararının kesinleşmemiş olması nedeni ile, tüketicilerin tazminat talepleri bakımından Rekabet Kurulu’nun kararı bir kesin delil niteliğinde değildir. Dolayısıyla mahkemeler Rekabet Kurulu’nun kararı var, bu karar kendiliğinden tüketicilerin zararını kanıtlamıştır diyemeyeceklerdir. Kaldı ki ben Kurul’un kararının, tüketicilerin zarar gördüğünü göstermek bakımından yeterli olmadığını düşünüyorum.

 

Avrupa birliği geçtiğimiz günlerde tazminat davalarında toplu dava açılması ve diğer tazminat taleplerini teşvik esici uygulamalara ilişkin yol haritasını duyurdu. Rekabet Kurumu’nun da bu yol haritasını bir an evvel benimsemesi yerinde olacaktır.

 

7. Kararda banka genel müdürlerinin sürekli bir araya gelip faiz toplantısı yaptığı belgelenmiş. Kart pazarının hakimi iki banka genel mudur yardımcıları bir araya gelip ciro kaybını nasıl önleyeceklerini konuşuyor. Fiyatları artıralım diyor. Bu rekabet ihlalinden öte kartel soruşturmasına girmez mi?

 

Bütün dünya rekabet hukukunu kabul edecek, Türkiye bankacılık sektörü de diyecek ki ‘bu kurallar bize uygulanmamalı…” . Bu görüşün kabul edilebilir olduğunu söylemek pek mümkün değil. Ha bakın bütün dünyada hem de çok büyük firmaların yöneticileri neler neler yapmışlar rekabet ihlali olarak. Hepsi de güvenilir kurumsal çokuluslu firmalar. Rekabet hukukunun bilerek ya da bilmeyerek atlandığı durumların örneklerini tüm dünyada görüyoruz. Bunun esas dürtüsü vahşi kazanma hırsı. Bankacılık sektörü işte bu yönüyle rekabet hukuku frenine tahammül edemiyor ve rekabet hukuku ‘tü kaka’ oluyor.

 

Bununla birlikte kartel ile Rekabet Kurulu’nun kararında gördüğümüz yoğun muhabbetin arasında büyük fark vardır. Bu kartel değil. Kartelde yapısal bir disiplin vardır. Kontrol vardır güç vardır. Kartel gelirinin hesaplanabilir şekilde realize olması vardır. kartelden çıkmanın bir yaptırımı vardır. örgüt işi yani. Türkiye bankacılık sektörü uluslararası para trafiğinin bir parçası. Burada böyle etkili bir kontrolü kuramazsınız. Ekonomi buna izin vermez. Çok fazla faktör var verdiğiniz sözü tutamamanıza yol açacak. O yüzden bu tip yoğun muhabbetlerde “sıfır toplamlı oyun” olur sonuçta. Kimse dediğini tutarlı olarak yerine getiremez ama herkes birbirini gördüğü ve vaatte bulunduğu ve vaat aldığı için kendini huzurlu hisseder. Bu da kendi içinde bir kontrol mekanizması oluşturur. Yöneticiler der ki “oh işte bildiğimiz gibi gidiyor işler…” . Burada kartel yok. Burada maalesef rekabet hukukunu bilmeme ve bilinmesini tercih etmeme tutumu var.

 

8. Kurulun iki üyesi kartel tanımı yapmış. Neden böyle karar çıkmadı? Sizce kartel var mı?

 

Ben kartelin lüks tüketim olduğunu düşünüyorum. Sanayi mamullerinde veya tüketici ürünlerinde kartel yapabilmek için daha büyük bir ekonomiye sahip olmak gerekiyor. Türkiye bu büyüklükte değil. Ayrıca serbest piyasa ekonomisinde ürün tedarik yollarını tıkamanız mümkün değil. Dolayısıyla ancak global veya bölgesel -AB gibi- büyük yapıların kartellerinde söz dinleyen taraf olarak kartele katılabilirsiniz. Ama ulusal anlamda kartel yapabilmeniz için bankacılık gayet uygun alanlardan birisi. Bunu da kabul ediyorum zira pazara giriş de dahil olmak üzere aşırı regüle bir alan ve kartel yapabilecek sayıda oyuncu var. Yani bir nebzeye kadar gayet organize bir kartel kurulabilir ama kartel kurabilmek için rekabet hukukunu çok iyi bilmek lazım. Kartel getirisinin cazibesinin net olarak ortada olması lazım ki cüret etmeye değsin. Tüm bu değerlendirmeleri yapabilmek için aktörlerin rekabet hukukunu gayet iyi bilmesi lazım. Türk Bankacılık sektörünün dilemması da bu sanırım. Rekabet hukuku algısı personele verilen eğitimden ibaret olmamalı. Şirketler en üst yöneticinden başlayarak bir rekabet geleneği oluşturmadığı sürece yeni rekabet ihlallerini ortaya çıkması son derece tabi bir sonuç olacaktır. Zaten hiçbir banka rekabet hukukuna gerekli özeni gösterdiğini kanıtlayamadı bu soruşturmada. En acı kısmı bu bence…

 

9. Yurtdışında bankalarla ilgili geçtiğimiz günlerde libor soruşturması başladı. Kurumların dışında üst düzey yöneticiler de ceza aldı. Bizde neden ceza sadece kurumlara kesiliyor?

 

Rekabet hukukundaki en caydırıcı yaptırım bu alandaki ihlallerin ceza hukuku kapsamına alınması ve yöneticilere hapis cezası verilmesidir. Dünya artık hızla bu sisteme geçiyor. Türkiye’de de önümüzdeki yıllarda bu gündeme gelecektir. Zira artık şirketler “Memed Ağa’nın” şirketi değil. Hele bankalar kurumsal yönetimin en çok kemikleştiği kurumlar. Yöneticilerin de hissedarlara karşı sorumluluğu var ve bu sorumluluğun kapsadığı alanların biri de şirketlerin hisse değerlerine etki yapabileceğini gördüğümüz rekabet hukuku ve rekabet hukukuna uyum çalışmaları. Bu ne demek biliyor musunuz kurumların oturmuş kültürlerini ve itibarlarını bir yöneticinin inisiyatif alarak rekabet kurallarını ihlal etmesi karşısında kaybetmemesi için geliştirilen bir yaptırım modeli.

 

Yöneticilerin bu inisiyatifleri çerçevesinde şirketlerin ceza alması rekabet hukukunun doğası. Bununla birlikte rekabet düzenlemeleri tüm dünyada ihlali örgütleyen, ihlallerin kurucusu olan, diğer şirketleri ihlalin içerisine çekmek için bireysel gayret gösteren ve ihlallerin uygulanmasını sağlayan şirket personellerinin de gerek hapis cezası gerekse de bireysel para cezaları ile cezalandırılmasını düzenlemiş durumda. Bizim mevzuatımızda kişilere rekabet ihlalinden dolayı ceza bulunmamakta. Ancak ihlalin oluşmasında belirleyici etkisi olan kişilere bireysel para cezası verilebiliyor. Karara baktığımda bu soruşturmada ihlalde yoğun etkisi olan bir yönetici profili göremedim.

 

10. Bankalar bundan sonra rekabeti yine ihlal edebilir mi?

 

Elbette. (Gülümseyerek) Tekerrür hakkı Türkiye’de her şirkete verilmektedir. Ancak daha önce bu kararın kesinleşmesi gerekmekte. Ancak şirketlerin bir rekabet kültürü, rekabet politikası geliştirerek bu ihlallerin önüne geçebileceğini unutmamak gerekmekte.

 

11. Son dönemde faiz lobisi tartışması var. Bu kararla yerli lobi ortaya mi çıktı?


Finans sektörü öyle bir alan ki yerlisi yabancısı diye ayrıştırmak çok zor. Ülke olarak satrancınızı akıllıca oynayacaksınız. Ben lobi kelimesine karşıyım. Hukuk çerçevesinde herkes çıkarına göre hareket etmek zorunda. Oyunun kuralı bu. Bir lobinin bir şeyler yaptığını iddia etmek biraz da böyle bir gücün varlığını kabullenmek ve boyun eğmek gibi algılanabiliyor. Bu da tüketiciyi yanıltır kanımca.

Reklamlar