Rekabet Kanunu İki Yıl Aradan Sonra Yine Futbol Arenasında

Simon Kuper’in “Football against the Enemy” adlı kitabının en önemli cümlesidir “Futbol asla sadece futbol değildir” (bu ad altında daha çok satacağı düşünülmüş olsa gerek ki Türkçe çevirisinde de kitabın adı olarak belirtilmiş bu cümle).

Özellikle de şike soruşturması sayesinde birçok spor programında “futbol otoriteleri!” tarafından defalarca söylendi “futbol asla sadece futbol değildir”. Hatta, yaratıcısı tarafından futbolun güzellikleri dışındaki hususları anlatmak için kaleme alınmış olan bu cümle, Şike Davası’nın gerekçeli kararında da kendine yer buldu doğal olarak. İki ülke arasındaki savaşın nedenlerinden biri dahi olmuşken (bkz. El Salvador – Honduras 14 Temmuz 1969) aksini söylemek de mümkün değil aslında.

Bir “rekabet gönüllüsü” olarak baktığımızda da futbol, yine sadece bir spor olmanın çok uzağında, bol sıfırlı büyüklükte çeşitli ilgili ürün pazarları olarak karşımıza çıkıyor. Bu sıfırları belirleyen unsurların başında da yayın hakları meselesi ve yayın haklarını şekillendiren rekabet kuralları var.

Bununla birlikte, ülkemizde 2010 yılında gerçekleşen son yayın ihalesi öncesinde Rekabet Kurulu, “TFF’nin yetkisi dahilindeki futbol müsabakalarına ilişkin merkezi pazarlama yetkisinin 5894 sayılı TFF Kanunu’nun 13. maddesinin[1] açık hükümlerine dayandığı gerekçesi ile söz konusu hakların satışına yönelik ihale şartnamelerinin Rekabet Kanunu kapsamında değerlendirilemeyeceğine” hükmetti.

Konu, başkanlık görüşü altında değerlendirmeye alındığı için Rekabet Kurulu’nun söz konusu hükmü çok da yankı bulmadı rekabet çevrelerinde. Nitekim ilgili görüşü, ihaleye giren şirketlerin temsilcileri haricinde pek kimse öğrenemedi. Sonrasında ise 2011 – 2012 Süper Lig Play-Off maçlarının Digiturk’e verilmesinin şikayet edildiği vakada “başvuru konusunun 4054 sayılı Kanun kapsamında inceleme olanağının bulunmaması nedeni ile talebin reddine” karar verildi Rekabet Kurulu’nun 11-54/1377-487 sayılı Kararı ile.

Yukarıdaki hükümler -ACTECON’un da katkısı ile- Digiturk’ün yayın haklarının 2015 yılı sonrasında ihalesiz olarak üç yıllığına uzatılmasına muafiyet verilmemesine dair son Rekabet Kurulu kararı ile tamamıyla değişti.

Bilindiği üzere, önceki yıllarda her bir futbol kulübü kendisine ait olan yayın haklarını kendi başına bir televizyon kanalına pazarlardı. Daha sonra ise kulüpler daha yüksek bir gelir modeli yaratmak adına tüm kulüplerin haklarının tek elden satılmasını sağlamak için kendi inisiyatifleri ile “havuz sistemini” kurmuşlardı. Havuz sisteminin getirdiği hukuki tartışmaları, gelirlerin paylaşılması konusundaki büyük anlaşmazlıkları, bazı takımların her sezon başında havuz sisteminden çıkma tehditlerini tüm futbolseverler hatırlayacaktır.

Bizim temel argümanımız, 2010 sonrası iki karara esas teşkil eden 5894 sayılı TFF Kanunu’nun 13. maddesinin; kulüplerin sahibi olduğu hakları havuz sistemi gibi  kendi aralarında yaptıkları (esasen bireysel muafiyet analizine tabi tutulması gereken) bir anlaşma ile tek elden satılmasının rekabet kurallarının denetimi dışına çıkarılmasından ibaret olduğu şeklindeydi. Zira TFF, kendi kanununun 13. maddesi sayesinde havuz sistemi döneminde olmayan, hakların tek elden pazarlanma yetkisine dair kanuni bir tekel hakkı elde etmişti.

5894 sayılı TFF Kanunu’nda yayın haklarının devrine ilişkin işlemlerde Rekabet Kanunu’nun uygulanamayacağına dair doğrudan ya da dolaylı bir hüküm bulunmadığı, görüşlerimizi desteklemek amacıyla üzerinde durduğumuz bir diğer husustu. Nitekim Spor Toto Süper Lig’in (sponsoru unutmayalım! Keşke benim kulübüm İTÜ’ye de iyi bir sponsor bulunsa da yine Beko Basketbol Ligi’nde oynayabilsek) yayın haklarının devrine Rekabet Kanunu ile müdahale edilemeyeceğini belirtmek için -aynı Bankacılık Kanunu’nun 19. maddesinde olduğu gibi- Rekabet Kanunu’nun ilgili maddelerinin uygulanamayacağı yönünde spesifik bir düzenleme olması gerekmekteydi. Rekabet Kurulu da, bu yönde bir düzenlemeye yer verilmemişken TFF’nin hazırladığı şartnamelere Rekabet Kanunu ile müdahale etmenin önünde herhangi bir engel bulunmadığına karar verdi.

Ayrıca, Rekabet Kurulu’nun önceki yorumu paralelinde, yayın hakları şartnamelerinin düzenlenmesi yetkilerinin münhasıran TFF’ye verilmiş olması, söz konusu şartnameleri rekabet kurallarının denetiminden muaf tutuyorsa aynı muafiyetin diğer tüm kanunların uygulanmasını da kapsadığı kabul edilmeliydi. Nitekim yukarıda da belirttiğim gibi 5894 sayılı TFF Kanunu, Rekabet Kanunu uygulamalarından muafiyet ile ilgili bir düzenleme içermiyor.

Bu noktada eğer TFF’nin şartnameler üzerindeki münhasır yetkisi, TFF’nin yayın hakları ile ilgili uygulamalarına bir başka kanun ile müdahale edilmesini engelliyorsa, TFF’nin şartnameler üzerindeki takdir yetkisi de sınırsız bir hal alıyordu. Rekabet Kurulu’nun önceki bu yorumu dahilinde, TFF, örneğin;

–        yayın hakları şartnamelerinde ancak belli spor adamlarına kadrolarında yer veren yayıncılara hakları vermeyi öngörebilecek,

–        yayıncının RTÜK Kanunu’na uymamasını talep edebilecek,

–        yayın haklarını 100 yıllığına bir yayıncıya devredebilecekti.

Ve oluşacak bu hukuksuzlukların çözümü de mümkün olmayacaktı. Rekabet Kurulu, 5894 sayılı TFF Kanunu’nun 13. maddesi çerçevesinde kanun koyucunun TFF’ye sınırsız bir takdir yetkisi vermesinin mümkün olmadığını ve söz konusu maddenin, kulüplere ait hakların bir bütün olarak tek elden TFF tarafından pazarlama yetkisi ile sınırlı olduğuna hükmetti.

Rekabet Kurulu yukarıda yer alan gerekçeler kapsamında iki yıllık uygulamasından döndü ve yayın haklarının devrine ilişkin TFF ve yayıncı kuruluşlar arasındaki uygulamaların Rekabet Kanunu’nun denetimine tabi olduğu sonucuna ulaştı.

Kararın hukuki açıdan bence en önemli kısmı şüphesiz Kurul’un önceki uygulamasından dönmüş olması. Bir de ekonomik açıdan önem teşkil eden bölümü var ki, o da Digiturk’ün haklarının 2015 sonrası üç yıl daha ihalesiz olarak uzatılmasına muafiyet verilmemiş olması.

Artık futbolu takip eden, etmeyen herkesin bildiği üzere; yayın hakları TFF tarafından sözleşme süresi boyunca tek bir yayıncıya devrediliyor. İhalenin gerçekleştiği dönem, pazara giriş için yayıncılar için tek fırsat niteliğinde. Dolayısıyla yayın sözleşmesinin ihalesiz uzatımı Spor Toto Süper Lig’in yayın hakları pazarına yeni giriş imkanını bütünüyle ortadan kaldıran bir durum. Bu da muafiyet değerlendirmesi bakımından ilgili piyasanın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalkmaması şartının karşılanamadığı anlamına gelmekte.

Ayrıca Digiturk, 2010 yılında TFF ile imzaladığı sözleşme uyarınca, karasal vericiler, kablo, uydu, IP/Web TV ve 3G mobil şebekelerin tamamı üzerinden yayın haklarının tek sahibi durumunda. Dolayısıyla ihalesiz uzatım Digiturk’ün mevcut yayın teknolojilerini sürdürmesine ve premium içerik sahibi olmadıkça IPTV gibi alternatif teknolojilerin gelişiminin de yavaşlamasına neden olacak bir durum. Nitekim Rekabet Kurulu da ihalesiz uzatımın, pazar kapama etkisinin yanında hem tüketici refahını olumsuz yönde etkileyeceği hem de müsabakaların alternatif teknolojiler üzerinden yayınlanması pazarlarındaki rekabeti kısıtlayacağı sonucuna ulaştı.

Karar, bundan sonraki ihale dönemlerinin yapısı hakkında da değişim sinyali veriyor (ki bu sinyal kimilerine göre kararın en önemli unsuru). Şimdiye kadar TFF yayın haklarını bir bütün olarak tek bir yayıncıya devrediyordu. Bu yöntemin en önemli dayanağı da maçların bir bütün olarak satılması halinde en yüksek yayın gelirinin elde edileceği görüşüydü. Gerçekleştirilen son ihale de bu düşünceyi destekliyor aslında. Fakat Kurul, hakların maç günü (örneğin Almanya’da olduğu gibi cumartesi maçlarının bir kanala, pazar günü maçlarının bir başka kanala devri) veya teknolojiye göre bölünerek pazarlanması halinde de yayın haklarının daha yüksek bedellere ulaşabileceğini, nitekim Avrupa örneklerinin de bu durumu desteklediğini kararına bir dip not olarak düşmüş durumda. Yeni bir ihale düzenini görme ihtimalimiz olan 2015 çok uzak değil, üç Fenerbahçe şampiyonluğu mesafesinde (biraz hayal gibi, farkındayım).

Son olarak kararın tam metnini merak edenler için söyleyeyim. Gerekçeli Karar bayram öncesi bize tebliğ edildi. pazarlardanhaberler.com takipçileri bu yakınlarda Kurum’un internet sitesinden karara ulaşabilir diye düşünüyorum.


[1] Bu dip not blogun formatına pek uygun olmadı ama 13. madde de bu yazının bir nevi zorunlu unsuru:

MADDE 13 – (1) Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki tüm futbol müsabakalarının televizyon, radyo, internet ve her türlü teknik cihaz ve benzeri araçlarla yayınlanmasına, iletilmesine, yayınların düzenlenmesine ve programlanmasına münhasıran Yönetim Kurulu yetkilidir.

(2) Anılan yetki özellikle TFF’nin yayın haklarının merkezi olarak pazarlanmasını ve elde edilen gelirin yetkili organlar tarafından alınan kararlar uyarınca kulüplere dağıtılmasını kapsar.

Reklamlar