Demiryolları Özelleştirmesi

Geçtiğimiz hafta, TCDD serbestleştirme hazırlıklarından yola çıkarak demiryolları serbestleştirme/özelleştirmelerinin “özel” konumuna ilişkin bir gözden geçirmede bulunmuştuk.

Demiryolları kamuoyunda oluşturduğu yankıların niteliği ve işletme teknikleri bakımından diğer ulaştırma hizmetlerinden ayrılıyor. Bu nedenle, demiryollarındaki bir yapısal dönüşüm alışılmışın dışında bir yaklaşım ve süreçler gerektiriyor. TCDD için serbestleştirme çalışmalarının hız kazandığı bu günlerde dünyadaki önem arz eden demiryolları serbestleştirme/özelleştirme süreçlerine göz atılmasının faydalı olacağını düşünüyoruz.

1 – İngiliz Demiryolları Özelleştirmesi

İngiliz Demiyolları Özelleştirmesi, özelleştirme öncesi yeniden yapılandırma ve ayrıştırma işlemlerinin riskleri ve getirilerinin görülmesi açısından önemli bir örnektir. 1962’de dört büyük özel işletmenin ulusallaştırılmasıyla kurulan İngiliz Demiryolları, 60’lı yıllar süresince Beeching raporunu esas alarak bir tasviye ve yeniden yapılanma hareketi başlatmıştır.

1962 – 1973 yılları arasında, yolcu istasyonlarının %45’i, yük taşımacılığı istasyonlarının %90’ı, toplam ray altyapısının %30’un üstünde bir kısmı kapatılarak, yük taşımacılığı demiryolu filosu %70 oranında azaltılmıştır. Bu dönüşüm projesi ile altyapı ve istihdam’da önemli bir düşüş sağlanırken, yolcu taşımacılığında kayda değer bir azalma gözlenmemiştir. Bununla birlikte demiryollarının piyasa payına bakıldığında, yapılan reformların demiryolu taşımacılığını canlandırmada yetersiz kaldığı görülmektedir. 1950lerde sırasıyla %20 ve %40 pazar payına sahip olan yolcu ve yük taşımacılığı, 1990’lara gelindiğinde piyasanın ancak %6’lık bir kısmını elinde tutabilmiştir. Ancak yaşanan kritik düşüş, tamamen demiryolları işletmeciliğinin bir sorunu olarak algılanmamalıdır. Söz konusu dönemde, özel vasıtaların yaygınlaşmasının ve yük taşımacılığın ana müşterisi olan kömür ve çelik sektörlerindeki gerilemenin demiryolları üzerinde büyük etkisi olduğu yadsınamaz.

1992 genel seçimlerinden sonra yayınlanan özelleştirme planıyla, İngiliz Demiryolları’nda yeni bir dönem başlatılmıştı. Demiryollarının kendine has işletim sistemi ve maliyet yönetim teknikleri nedeniyle oldukça karmaşık bir hal alan özelleştirme sürecinin sağlıklı bir şekilde çözümlenebilmesi için yolcu ve yük taşımacılığı hizmetlerini ayrı ayrı değerlendirmekte fayda var.

Yük Taşımacılığı

1990’larda demiryolu yük taşımacılığı, halen daha karlılığını sürdüren ancak ekonomik fizibilitenin devamlılığı için önemli miktarda altyapı yatırımı ihtiyacı duyan bir yapıdaydı. Bu nedenle, hızlı bir özelleştirme ve ardından sektördeki rekabetin canlandırılması ile bahsedilen ihtiyaçların giderilmesi bekleniyordu. Rekabetin canlandırılması amacıyla, piyasaya giriş serbestliği getirilmesi ve böylece ABD örneğinde olduğu gibi büyük demiryolu şirketlerinin es geçtiği küçük çaplı demiryolu projelerinin gereken yatırımı çekmesinin sağlanması hedeflenmekteydi. Piyasaya giriş serbestliğinin sağlanması, özellikle sektördeki ataletten kurtulunması ve diğer sektörlerle rekabet edebilmek için gerekli canlılığa sahip olunması açısından kritik önem taşımaktaydı.

Bunun yanında, liberalleşmenin gerekli rekabet ortamını sağlamak için yeterli olmayacağını işaret eden deliller de mevcuttu. Mevcut demiryolları işletmesinin bir bütün halinde özelleştirilmesi piyasaya girişlerin önünü kapatabilecek bir unsur olarak değerlendiriliyordu. Bunun yanında demiryolu işletmeciliğin şart koştuğu büyük ölçekli yatırımlar ve know-how da piyasaya girişlerin düşünüldüğü kadar hızlı olamayabileceğine işaret ediyordu.

Bahsedilen faktörlerin değerlendirilmesi sonucunda, liberalleştirme, özelleştirme ve mevcut yük taşımacılığı işletmesinin birbiriyle rekabet eden daha küçük işletmelere bölünmesi unsurlarını içeren bir orta yol bulunmuştur. Burada, mevcut işletmenin bölünmesi en önemli husus olarak göze çarpmaktadır. İşletmenin girift mali yapısı nedeniyle, yeniden yapılandırma sürecinde maliyetlerin ve sübvansiyonların uygun şekilde paylaştırılması önem kazanmaktadır. Bunun yanında yeni oluşturulan işletmelerin bazı müşteri gruplarını kıskaca almasına imkan verilmemesi ve rekabetin tüm coğrafi bölgelerde sağlanabilmesi de vurgulanan başka bir konudur.

Yolcu Taşımacılığı

İngiliz Demiryolları’nın mali yapısı incelendiğinde, yolcu taşımacılığında hizmet kesintileri yaşanmasına ve fiyat artışlarına göz yumulmadığı sürece devlet sübvansiyonlarının özel sektör yapısı altında da kesilmesi mümkün gözükmemektedir. Buna ek olarak, özelleştirmeyle birlikte taşımacılık hizmeti veren firmaların İngiliz Demiryolları’nda olduğu gibi maliyetleri hizmet coğrafyasına yayarak çapraz-sübvansiyon yoluyla maliyet yönetiminde bulunma şansları olmayacaktır.

Yolcu taşımacılığı özelleştirmesinin yük taşımacılığında olduğu gibi piyasaya serbest girişin sağlanması şeklinde yapılması durumunda “cherry-picking” olgusuyla karşılaşılması beklenmektedir. Piyasaya girecek olan işletmeler tarafından yolcu taşımacılığı hizmetinin sadece en karlı olan bölümlerinin seçilmesi, piyasa faaliyetlerinin sağlıksız bir şekilde gelişmesine sebep olacaktır. Bu nedenle devlet müdahalesinden tamamen yoksun bir yolcu taşımacılığı piyasasının tüketiciye mümkün olan en etkin hizmeti sağlayamayacağı düşünülmektedir.

Hizmet kalitesinin istenilen seviyede tutulmasının hedeflendiği durumda ise İngiliz Demiryolları’nın yolcu taşımacılığı hizmetlerinin bir bütün olarak özelleştirilerek özel sermayeli bir tekel oluşturulması gerekmektedir. Ancak bu yöntemin izlenmesi, sübvansiyonların azaltılması ve sektörde rekabetin canlandırılması hedeflerinden vazgeçilmesi anlamına gelmektedir.

Yolcu hizmetlerinin özelleştirilmesiyle ilgili olarak değerlendirilen başka bir yöntem de İngiliz Demiryolları’nın hizmet coğrafyaları ekseninde bölünerek demiryolları piyasasının 1960’larda ulusallaştırmadan öncekine benzer bir yapıya döndürülmesidir. Ancak bu yöntemin uygulanmasıyla oluşturulan dikey birleşik şirketlerin altyapıları arasındaki geçişlerin düzenlenmesi büyük bir verimlilik kaynağı olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun yanında, sübvansiyonların azaltılmasına dair kaydadeğer bir fayda sağlanamayacağı öngörülmüştür.

Klasik özelleştirme teorilerinin etkin bir çözüm sunamayacağının anlaşılması, “franchising” uygulaması fikrinin mevcut yöntemler içinde öne çıkmasına sebep olmuştur. Franchising’le ilk olarak “piyasa için rekabet” olgusunun gerçekleşmesi sağlanarak yukarıda bahsedilen alternatiflerdeki gibi rekabetçilik konusunda uç noktalara kaçılmasının önüne geçilmektedir. İhaleler yoluyla piyasadaki hizmet kalitesinin kontrolü sağlanmakta ve piyasanın gelişimi gözetim altında tutulmaktadır. İkinci olarak, sübvansiyonların franchising sözleşmelerinin uygulanması yoluyla daha isabetli ve verimli bir şekilde yapılandırılması sağlanacaktır. Sözleşme hükümlerine aykırılık durumunda faaliyet gösteren firma bir başkasıyla değiştirilerek tüketicinin firmalar tarafından sömürülmesi engellenecektir. Üçüncü olarak, İngiliz Demiryolları’nın kademeli bir şekilde franchising yoluyla özelleştirilmesi yöntemiyle mevcut know-how’un yeni işletmelere aktarılması ve böylece hizmet güvenliği ve verimliliğinden taviz verilmemesi sağlanacaktır.

Sonuç olarak yolcu taşımaclığı sektöründe faaliyet gösterecek olan 25 franchise belirlenmiş ve hizmet devamlılığının garanti altına alınması için bu firmalara altyapı ve işgücü devrine dair şartlar koşulmuştur. Böylelikle hizmet kalitesinin yanında mevcut işgücünün de kayba uğramaması hedeflenmiştir.

Haftaya: Amerikan Demiryolları Serbestleştirmesi..

Reklamlar