HTM Perakendeciliği Sektör Raporu İzlenimleri

Türkiye Hızlı Tüketim Malları Perakendeciliği Sektör İncelemesi Nihai Raporu’nun sonuçlarının, Konya’da yapılan Rekabet Hukuku ve İktisadında Güncel Gelişmeler Sempozyumu’nda kamuoyu ile paylaşıldığını duyurmuştuk. Oldukça kapsamlı bir şekilde hazırlanan ve HTM perakendeciliği pazarında ortaya çıkması teorik olarak muhtemel olan bazı sorunların Türkiye pazarlarında gerçekten var olup olmadığını inceleyen raporda önemli bulgular yer alıyor.

Rapora göre ülkemizde; hem organize perakendeciliğin toplam perakendecilik içindeki oranı, hem de organize perakendeciliğin kendi içindeki yoğunlaşma oranı Avrupa uygulamasının oldukça altında. Zira 2011 yılı itibariyle ilk dört perakendecinin toplam pazar payı %13,74, organize perakende pazarında ise bu oran %27,01. Avrupa’ya baktığımızda ise en büyük dört perakendecinin toplam pazar payı, 2009 yılı verileri çerçevesinde İsveç’te %91, İngiltere’de %68, Almanya’da %67, Fransa’da %65, Macaristan’da %50 ve İtalya’da %20. Fakat Türkiye’de organize perakendecilik çok ciddi bir hızla büyüyor ve pazardaki yoğunlaşma da giderek artıyor. Bu durum ise organize perakendecilik pazarının çok gelişmiş ve yoğunlaşmış yapıda olduğu Avrupa ülkelerinde önemli bir rekabet hukuku sorunu olarak ortaya çıkan alıcı gücü probleminin yakın bir gelecekte ülkemizde de baş gösterebileceğini ortaya koyuyor. Ne var ki, Rapor’da bazı büyük perakendecilerin belirli ürün kategorilerinde pazar paylarının tedarikçilere kıyasen yüksek olduğu söylense de Türkiye’de “ekonomik bağımlılık derecesine varan” bir alıcı gücünün varlığından bahsedilemez deniliyor!

Rapor’da tedarikçilerin katılımıyla yürütülen saha ve anket çalışmalarından çıkan ayrıntılı analizler yer alıyor. Söz konusu istatistiki verilerin sonuçlarına göre yapılan değerlendirmeler şu şekilde:

  • Organize perakendenin toplam perakende pazarı içindeki payı büyümeye devam ediyor
  • Geleneksel perakendeciler ve toptancıların ticaret içindeki payı azalıyor
  • En çok çalışılan grup ulusal/uluslararası zincirler
  • Perakendeciler tarafından talep edilen bedeller makul bulunmuyor
  • Ödeme vadelerinin uzunluğu sorun teşkil ediyor
  • Tedarikçiler anlaşma şartlarından memnun değil

Rapor’da alıcı gücü değerlendirmesi yapılırken perakendecilerin raf sahipliği nedeniyle sağlayıcı rolü, müşteri rolü ve özel markalı ürün üretmeleri sebebiyle de rakip rolü dikkate alınıyor. Kurum, Avrupa ülkelerinde pazar içinde sahip olduğu ciddi pay dolayısıyla üzerinde oldukça fazla durulan “private label” ürünlerin Türkiye’de son derece düşük bir pazar payına sahip olduğunu ve dolayısıyla bunlara ilişkin özel düzenlemeler yapılmasının mevcut durumda gereksiz olacağını belirtiyor.

Tedarikçilerin katılımıyla yapılan analizler çerçevesinde listeleme ve raf bedelleri, ödeme vadelerinin uzunluğu, anlaşma dışı kesilen haksız faturalar, haksız rekabet oluşturan raf fiyatları, mağaza açılış bedelleri, haksız ürün iadeleri, yerli markaların gelişiminin engellenmesi, her yıl artan ilave vade ve ek talepler vb. gibi hususların alıcı gücü kaynaklı sorunlar olabileceği değerlendiriliyor. Ancak yukarıda da belirtildiği üzere Kurum, HTM perakendeciliği sektöründe tam bir alıcı gücü varlığından bahsedilemez dediği için Ön Rapor’da öngörülen çözüm önerilerinden vazgeçilmiş.  Hatırlayacak olursak, Ön Rapor’da sektöre özgü birleşme devralmalarsa bildirim eşiklerinin düşürülmesi, davranış kodu ve ombdusmanlık sistemine geçilmesi ve tedarikçi – perakendeci arasındaki anlaşmaların her yıl Kurum’a gönderilmesi şeklinde üç öneri yer alıyordu.

İlk öneri bakımından özellikle “creeping acquisition”ların (yavaş ilerleyen/farkedilmeyen devralmalar) Kurul tarafından takip edilememesinin ileride ciddi sorunlar oluşmasına sebebiyet verebileceğinden bahsediliyor. Ancak Kurum bu türden devralmaların sektördeki rekabetçi işleyişe zarar verecek düzeyde olmadığını bu nedenle de bildirim eşiklerinin düşürülmesinin gerekmediğini belirtiyor. Bununla birlikte mevcut “hakim durum testi”nden vazgeçilerek rekabetin önemli ölçüde kısıtlanması testi”nden faydalanılmaya başlanılması gerektiğinin altını çiziyor.  Ombudsmanlık ve davranış kodu sisteminin Türkiye perakendecilik sektörünün yapısına uygun olmadığı belirtilirken son öneri bakımından ise mevcut durumda salt perakendeciler ve tedarikçiler arasındaki ilişkiyi etkilemek amacıyla yeni düzenlemeler yapılmasının aşırı regülasyon yükü ve ayrıca iş yükü doğurabileceğine dikkat çekilmiş.

Nihai Rapor’da yer verilen ve gelecek dönemde uygulanması beklenen alternatif çözümler  ise şu şekilde:

  • Yoğunlaşma kontrolünün etkin kılınması
  • Dikey anlaşmalar mevzuatına alıcı gücünün dâhil edilmesi
  • Alıcı gücü ve pazar gelişiminin takip edilmesi

İlk öneri bakımından en önemli husus Rapor’da da ayrıntılı bir şekilde değinilen dar coğrafi pazar tanımlaması yapılması. Zira bölgesel hakim durumlar oluştuğunun iddialarına karşı bu türden bir çözüm mevcut yaklaşımın korunarak yoğunlaşmalar üzerindeki kontrolün arttırılmasına hizmet edecektir. Bu kapsamda sürüş mesafesi veya yürüyüş mesafesi dikkate alınarak daha atomize pazarlar tanımlanabilecek. Buna ek olarak Kurum, hakim durum testi yerine rekabetin önemli ölçüde sınırlanması testi getirilmesine de sıcak bakıyor.

Raporda, organize perakendecilerin belli durumlarda toptancılarla yaptıkları anlaşmalara karşı tarafı oldukça zor durumda bırakabilecek şartlar ekleyebildiklerine de değiniliyor ancak bu sorunun esas olarak sözleşmelere ilişkin özel hukuk kurallarının getirilmesi yoluyla aşılabileceği ifade ediliyor. Zira bu alanda yeni Türk Ticaret Kanunu’ndaki “Haksız Rekabet” hükümleri ve yeni Borçlar Kanunu’ndaki “Genel İşlem Koşulları” düzenlemelerinin ziyadesiyle faydalı olacağının altı çizilmiş (!) Bununla birlikte – Avrupa’daki düzenlemelere paralel olarak – alıcı gücü eşiği getirilmesi ve muafiyet rejimine “raf payı ve listeleme bedelleri” konularının da dâhil edilmesi gündemde. Dikey anlaşmalar bakımından, benzer anlaşmaların pazarın çok büyük bir bölümünü kapamaya başladığı ve ileride bu kümülatif etkilerin mercek altına alınabileceği belirtiliyor. Her ne kadar sektörde yapılan tüm dikey anlaşmaların bireysel muafiyet almasını zorunlu tutan bir sistemin, doğuracağı aşırı derecede yüksek idari maliyetler dolayısıyla, istenmeyen bir durum olacağı açık ise de, bu pazardaki anlaşmalar bakımından alıcı gücünü biraz daha ciddi olarak inceleyen bir düzenlemenin yapılması faydalı olabilecektir. Son öneri ise sektörün yakından takip edilerek bir veritabanı oluşturulması, özel markalı ürün gelişimin takip edilmesi, alıcı gücü endekslerinin hesaplanması ve pazara girişlerin takip edilmesini içeriyor.

Sonuç olarak Rapor hem ülkemizdeki sorunların Avrupa’ya kıyasla beklendiği kadar büyük olmadığını gösteriyor, hem de Kurum’a proaktif davranarak belli sorunları daha doğmadan ortadan kaldırma şansını veriyor. Bu şansın nasıl değerlendirileceğini ise hep birlikte göreceğiz…

Reklamlar