Brüksel Etkisi

AB, üye ülkelerinin birçoğunun yaşadığı maddi sıkıntılar, politik olarak geçirdiği zor dönemler ve askeri anlamda bir birlik sağlayamamış olması gibi sebepler dolayısıyla ABD ve Çin gibi süper güçler karşısında oldukça zayıf bir görüntü sergiliyor. Ancak “Brüksel Etkisi” adı verilen bir teoriye göre aslında AB’nin dünya ekonomisi üzerindeki etkisi her geçen gün biraz daha artıyor. Bu etkinin kolayca fark edilememesinin sebebi ise AB’nin gücünün geçmişte görmeye çok da alışılmamış bir araç yoluyla kendini göstermesi.

“The Brussels Effect” başlıklı makalenin yazarı Anu Bradford’a göre, artık dünya ekonomisini şekillendirmenin en önemli araçlarından bir tanesi regülasyonlar haline gelmiş durumda. Bradford’a göre yiyecekler, kimyasallar, rekabet hukuku kuralları ve özel hayatın gizliliğine dair uygulamalar gibi birçok konuda küresel standartlar AB’nin tek taraflı düzenlemeleri yoluyla belirleniyor. Global standartların tek taraflı düzenlemelerle belirlenmesi olgusu, tek bir ülke (veya birlik) tarafından çıkarılan düzenlemeler yoluyla belirlenen standartların, bir zorlama veya diretme olmaksızın, kendiliğinden dünyanın genelinde kabul görmesini ifade ediliyor.

Bradford tarafından ortaya atılan bu teori, küreselleşme sürecini genel olarak eleştiren kesimlerce ortaya atılan, küreselleşme sonucunda tüm ülkelerin en düşük standartları benimsediği ve “en kötüye doğru bir yarışın başladığı” argümanıyla da çok kesin bir biçimde çelişiyor. Çünkü Brüksel Etkisi sonucunda tüm dünya, belirli bazı alanlarda, son derece katı ve detaylı olan AB düzenlemelerini benimsemeye başlıyor. Yani bu teoriye göre küreselleşmenin sonucunda ortaya çıkan yarış asıl olarak “en iyiye doğru” yaşanıyor. Aslında bu çelişkinin dünya literatürü için yabancı olduğu da söylenemez. Zira benzer bir durumla ABD’nin en katı kurallara sahip eyaleti olan California’nın ve en rahat kurallara sahip eyaleti olan Delaware’in ekonomi üzerinde yarattıkları etkileri incelenirken de karşılaşılmış ve ABD’deki kuralların bazı alanlarda Delaware’dekilere yakınsayarak rahatladığı, bazı alanlarda ise California’dakilere yaklaşarak sertleştiği görülmüştü. Brüksel Etkisi esas olarak California etkisinin küresel bazdaki bir yansıması olarak ortaya çıkıyor.

Ancak tabi ki, herhangi bir ülkenin tek taraflı düzenlemelerini tüm dünyaya kabul ettirebilmesi çok da kolay değil. Bradford’a göre bu etkinin doğabilmesi, düzenlemeleri yapan ülkenin ekonomik gücü, düzenleme yapma kapasitesi ve düzenlediği alanların kendine özgü koşulları ile son derece yakından ilişkili. Brüksel Etkisi’nin küresel ölçekte hissedilebilmesi için; öncelikle düzenlemeleri yapan ülkenin son derece büyük bir iç pazara sahip olması gerekiyor. Bunun ötesinde ülke iç pazarına yönelik geniş bir düzenleme yetkisine sahip olmalı. Son olarak, tek taraflı düzenlemelerinin tüm dünyada kabul görmesini amaçlayan bir ülkenin, son derece sıkı kuralları bu kurallardan kaçınmanın çok maliyetli ve zor olacağı alanlarda uygulaması gerekiyor.

AB’nin ilk iki koşulu rahatlıkla sağladığı şüphesiz. Ancak AB’nin ABD ve Çin’den farklı olmasının ve kendi kurallarını tüm dünyaya kabul ettirebilmesinin esas sebebi katı kurallar koyma konusundaki hevesi. Nitekim AB’nin özellikle de AB pazarına girmenin üreticiler için olmazsa olmaz olduğu ve dünyanın geri kalanı ve AB pazarı için farklı standartlarda ürün üretmenin çok zor (hatta bazı durumlarda imkansız) olduğu alanlarda yaptığı düzenlemeler kendiliğinden küresel standartlar haline geliyor. Farklı pazarlar için farklı standartlarda ürün üretmenin zor olması teknik sebeplerden kaynaklanabileceği gibi, hukuki sebeplerden de kaynaklanabiliyor.

Yazıyı bitirmeden önce AB’nin tek taraflı düzenlemelerinin kendiliğinden küresel standartlar haline geldiği pazarlara iki örnek verelim:

–          İnternette kişisel verilerin korunmasına ilişkin AB düzenlemelerine uyum sağlamak zorunda olan Google’ın veri saklama yöntemlerini bu doğrultuda geliştirdikten sonra dünyanın farklı yerlerinde hizmet sunarken farklı uygulamalar yapması teknik olarak mümkün değildir. Dolayısıyla internetteki kişisel verilerin korunmasına yönelik olarak en sıkı kurallar olan AB düzenlemeleri kendiliğinden küreselleşmiştir.

–          Hem AB, hem ABD hem de Asya pazarlarında önemli iş hacmine sahip olan iki teşebbüs birleşmek istemektedir ve bu işlem için tüm bu bölgelerdeki rekabet otoritelerinin izni gerekmektedir. Teşebbüsler görece daha rahat olan ABD ve Asya’daki kurallara aldırış etmezler ve sadece en sert kurallar olan AB kurallarına uyum sağlamaya çalışırlar. Böylece AB’nin birleşme ve devralmaya ilişkin rekabet hukuku kuralları diğerlerinden üstün bir hale gelmiş olur. Bunun sebebi ise işlemin AB, ABD ve Asya pazarları bakımından farklılaştırılmasının hukuken imkansız olmasıdır.

AB’nin tek taraflı düzenlemelerini tüm dünyada kabul ettirmesinin emperyalizmin bir türü olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ise tartışılmaya devam ediyor.

Reklamlar