Dersimiz: Doğal Gaz Piyasasında Rekabet Sorunları

Rekabet Kurumu’nun 15. Kuruluş Yıldönümünde açıkladığı Rekabet Raporu’nda mercek altına alınan endüstrilerden bir diğeri ise doğal gaz”. Rapor’da piyasaya ilişkin genel bilgiler ve düzenlemelere yer verildikten sonra, endüstrideki rekabet sorunlarının ele alındığını görüyoruz. Nihayetinde Rekabet Kurumu, kısa bir değerlendirmek yaparak önerilerini dile getirmiş.

Rapor’da doğal gaz üretimimizin kısıtlı olduğu, tüketimimizin bir hayli fazla olduğu yani tabir-i caizse ısınmak ve aydınlanmak için doğal gaza bağımlı olduğumuz hususlarının altı bir kez daha çiziliyor. Yine Türkiye’deki doğal gaz tüketiminin %90’lık kısmının BOTAŞ tarafından karşılandığı da belirtilmiş. Kalan %10’luk kısım ise BOTAŞ’ın kontratlarının bir kısmını devralarak pazara giren ithalatçılar ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) lisansı sahibi şirketlere ait.

Türkiye’de doğal gaz piyasasının rekabete açılarak şeffaf bir yapıya büründürülmesi çabalarının genel çerçevesinin 4646 sayılı Kanun ile çizildiğini belirtelim. Buna göre Rekabet Raporu’nda yer verilen açıklamaları da temel alarak doğal gaz piyasasının serbestleştirilmesi sürecinde gerçekleşen ya da gerçekleşmekte olan önemli gelişmeler ise şu şekilde sıralanabilir:

  • BOTAŞ’ın tekel hakkı sona erdirilerek, doğal gaz piyasasında faaliyette bulunmak için lisans alma şartı getirildi.
  • BOTAŞ’ın ithalattaki payının 2009 yılına kadar doğal gaz tüketiminin %20’sine düşürülmesine karar verildi.
  • BOTAŞ’ın dikey bütünleşik tüzel kişiliğinin ayrıştırılması düzenlendi. (Ancak henüz iletim sistemi bakımından hukuki ayrıştırma gerçekleştirilemedi.)
  • Doğal gaz piyasasında faaliyet gösterebilmek için gereken lisans süreleri en az 10 en fazla 30 yıl ile sınırlandırıldı.
  • İthalatçı şirketlere %20’lik pazar payı sınırlaması getirildi.
  • Doğal gaz dağıtım faaliyetleri için toplam 62 bölgede verilen dağıtım lisansı yanında, 4646 sayılı Kanun’dan önce doğal gaz kullanan 7 bölge açsından ise İstanbul ve Ankara dışında özelleştirme çalışmaları tamamlandı.

Piyasanın serbestleştirilmesi için gerçekleştirilen bu atılımlar aslında çok da amacına ulaşabilmiş değil. Nitekim bu husus Rekabet Kurumu’nun da dikkatini çekmiş olmalı ki Rapor’da “Rekabet Sorunları” başlığı altında ayrıntılı açıklamalara yer verilmiş. Kurum tarafından, “doğal gaz piyasasına ilişkin tutarlı bir rekabet politikası geliştirmenin zorlukları” vurgulanırken doğal gazın ürün olarak ticaretine ilişkin piyasanın rekabete açılmasının gerekliliği yanında, piyasa aksaklıklarının yer aldığı iletim, dağıtım ve depolama gibi faaliyetlerini düzenlemeye tabi tutulmasının gerekli olduğuna değiniliyor.

Ayrıca doğal gaz piyasasının “doğuş, büyüme, gelişme ve olgunlaşma” şeklinde aşamalı bir yapıya sahip olduğunun ve bu sürecin sağlıklı bir şekilde yürütülmesindeki kilit noktanın, doğal tekel konumundaki faaliyetleri arz zincirinde tamamen ayrıştırmak ve doğal gaz ticaretini öncül düzenlemelerden ayırarak tamamen genel rekabet hukuku uygulamalarına tabi kılmak olduğu belirtiliyor. 4646 sayılı Kanun’da doğal gaz piyasası bakımından oldukça rekabetçi bir piyasa yapısı öngörülmesine rağmen söz konusu düzenlemelerin uygulamada yeterince hayata geçirilemediği vurgulanıyor. Zira Rapor’da da belirtildiği üzere BOTAŞ’ın pazar payı halen %90 oranında olup, dikey bütünleşik yapısı da ayrıştırılamamış durumda. Bu da bizi doğal olarak doğal gaz piyasasındaki serbestleşme sürecinin elektrik piyasasındaki gelişmelere oranla daha yavaş ilerlediği sonucuna ulaştırıyor.

Söz konusu yavaş ilerlemenin sebebi olarak ise Rekabet Kurumu tarafından yapılan tespit şu şekilde: 4646 sayılı Kanun rekabetçi bir yapıyı hedeflemesine rağmen – yürürlüğe girdiği 2001 yılında büyüme aşamasında olan doğal gaz piyasası söz konusu iken – geçiş aşamalarını dikkate almaksızın ‘olgunlaşmış’ bir piyasa yapısının özelliklerini temel alması nedeniyle ‘etkin ve uygulanabilir’ bir rekabet politikası aracı olmaktan uzaklaşmıştır. Bu kapsamda Rapor’da yer alan ve doğal gaz piyasasına ilişkin rekabetçi yapı ve işleyiş bakımından öne çıkan hususlar ise şu şekilde sıralanmış:

  • Mavi Akım, Güney Akım, Nabucco vb. uluslar arası boru hattı projelerinde hem arz güvenliğini sağlama hem de bir ticaret merkezi oluşturabilme bakımından nasıl bir politika yürütülmesi gerektiğinin altı çiziliyor.
  • Depolama ve LNG terminalleri bakımından yeterli alt yapının oluşturulmasında kamunun rolü, teknik ve hukuki şartların nasıl düzenleneceği hususlarının önemli olduğu belirtiliyor.
  • İletim ve dağıtım şebekesine üçüncü tarafların erişimine ilişkin etkin bir düzenleme yapılması ve bu konuda muafiyet rejiminin gerekli olup olmadığı, gerekli ise kapsamının ne olması gerektiği sorgulanıyor.
  • Rekabetçi bir yapının en önemli unsurunun rekabetçi bir fiyatlandırma mekanizması olduğu dile getiriliyor. Bu kapsamda uzun süreli alım sözleşmeleri çerçevesinde ithalat yapan Türkiye için “etkin bir dengeleme piyasası” ve “spot piyasası” oluşturulmasının gerekli olduğu söyleniyor.
  • Perakende seviyede serbestleşme sürecinde dikkat edilmesi gereken alanlardan bir tanesinin serbest tüketici ve serbest tüketici olmayan kullanıcılar bakımından “son kaynak tedariki yükümlülüğü” hangi yöntemle belirleneceği be kapsamının ne olacağı sorgulanıyor.
  • Yatay yoğunlaşma bakımından toptan satış piyasasında BOTAŞ’ın payının azaltılmasının ve dikey bütünleşme açısından ise üretici veya tedarikçi konumundaki teşebbüslerin toptan satış ve dağıtım/perakende piyasalardan pay almasının doğuracağı olumlu ve olumsuz etkilerin analiz edilerek bir strateji belirlenmesi gerektiği ifade ediliyor.

Özetle, Kurum tarafından Türkiye doğal gaz piyasasının serbestleşme sürecinde; doğal tekel niteliğindeki iletim ve dağıtım faaliyetlerinin etkin bir şekilde düzenlenmesi, rekabetçi bir fiyatlandırma mekanizmasının hayata geçirilmesi, piyasanın yoğunlaşma seviyesinin azaltılması ve BOTAŞ’ın yeniden işlevsel açıdan yapılandırılması konularında etkin bir rekabet oluşturulmasının büyük önem kazandığı sonucuna ulaşılıyor.

Rekabet Kurulu’nun değerlendirmeleri, tüm dünya’da olduğu gibi diğer bir düzenleyici kurumun, yani EPDK’nın görev alanına giren hususlar bakımından oldukça diplomatik ve yargılayıcı nitelik taşımıyor. Kamuoyunun değerlendirmesine bakıldığında sorunlar tabi ki bununla sınırlı değil. Örneğin Botaş’ın sona eren 25 yıllık kontratı sonrası Rusya Batı hattından gelebilecek kapasitenin ithalat yapan özel sektör kuruluşlarınca bir an önce değerlendirilerek rekabete açılmasına ilişkin hızlandırıcı politikalara ihtiyaç var. Keza en önemli yapısal rekabet sorunu olan uzun dönemli al ya da öde kontratları çerçevesinde çok büyük hacimli dağıtım gerçekleştiren Ankara ve İstanbul dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesinden sonraki dönemde, bu büyük alıcıların sağlayıcılarını serbestçe seçmesinin önü nasıl açılacak? İhale süreci ile belirlenen ve 8 yıl için sabit tutulan birim hizmet amortisman bedellerinin tekrar belirlenmesi sürecinde Rekabet Kurumu telekomünikasyonda BTK düzenlemeleri için öngörüldüğü gibi bir rol alacak mı? Gazprom – Botaş ve diğer ithalat ilişkileri geçmişte AB ülkelerindeki deregülasyon sürecinde olduğu gibi dikey nitelikleri ile rekabet mevzuatı bakımından nasıl değerlendirilecek?

Rekabet Kurumu’nun rapordaki değerlendirmeleri ile beraber bu soruların cevapları, biz tüketicilerin refahını doğrudan etkileyen doğal gaz piyasasının performansını belirleyecek diyebiliriz.

Reklamlar