Özel sektör gözlüğünden, Rekabet Kurumu Başkanı Nurettin Kaldırımcı’nın Global Competition Review ile Röportajı

Prof. Dr. Nurettin Kaldırımcı’nın basına yansıyan yönünü şimdiye kadar hep Türk Ekonomi basınının rekabet konularındaki bilgi birikimi ile doğru orantılı gördük. Fakat bu röportajda Rekabet Kurumu Başkanı sayın Kaldırımcı’nın yani rekabet hukuku alanındaki en yüksek dereceli devlet görevlisinin bu konuda uzman bir yayında dile getirdikleri ile karşı karşıyayız.

Kaldırımcı 28 Şubat 2012 tarihinde gerçekleşen görüşmede rekabet hukuku alanında dünyanın saygın yayını Global Competition Review’den Faaez Samadi’nin sorularını yanıtlıyor. Geçtiğimiz hafta Lizbon’da katıldığım Uluslararası Barolar Birliği’nin “İletişim ve Rekabet Hukuku Konferansı”nda bir şans eseri Samadi ile tanışma ve Türkiye’de futbolda şike konusunun yanında bu röportajı değerlendirme fırsatı da buldum.

Ben tabi ki Rekabet Kurumu’nun web sitesinde yer verilen röportaja burada aynen yer vermeyeceğim. Sadece aklıma takılan “Başkan’ın cümlelerinin arkasında neler var? Bunlar rekabet kurallarının muhatapları için neler ifade ediyor?” sorularını kısaca analiz edeceğim.

Kaldırımcı’nın rekabet hukukunun Türkiye’deki gelişimi ve bugününe ilişkin soruya verdiği cevapta, Rekabet Kurumu’nun bizlerin de takip ettiği kadarıyla gelişmiş ülkelerdeki rekabet otoritelerinden geri kalır tarafı olmadığının izlerini görüyoruz. Soruyla çok doğrudan ilişkisi olmasa da Başkan’ın Rekabet Savunuculuğuna yaptığı vurgunun, Rekabet Kurumu’nun halihazırda devletin diğer kuruluşlarının yaptığı bir takım işlemlerin Kurum’un etkinliğini törpülediği ve genel bir rahatsızlığın olduğu anlaşılıyor.

Başkan Rekabet Kurumu’nun öncelikleri arasında da yurtdışına paralel olarak kartellerle mücadeleyi ilk sıraya koyup yine rekabet savunuculuğu rolüne vurgu yapıyor. Ardından perakende alışveriş, ilaç ve doğalgaz sektörlerine ilişkin sektör araştırmaları ile aslında uzun süredir arzu edilen şikayetler üzerine harekete geçen reaktif kamu kurumu profilinden proaktif kurum profiline geçişin izlerini sunuyor. Tabi bu izlerin derin olabilmesi sektör araştırmalarının sonrasında neler olacağına bağlı. AB Komisyonu’nun sektör araştırmalarında gördüğümüz, sorunların tespiti halinde yeni direktiflerin hatta ciddi soruşturmalarının Türkiye’de olması halinde, o sektörde faaliyet gösteren firmaların hayatları önümüzdeki günlerde değişecek demektir.

Sayın Kaldırımcı’nın bankacılık sektörüne yönelik soruşturmanın Rekabet Kurumu’nun bilinirliğini ve popülaritesini artırdığı tespitine katılmamak mümkün değil. Başkan’ın BDDK’nın yasal olarak arka bahçesi olan bu sektörde rekabet hukuku uygulamalarına ilişkin herhangi bir şüphesinin olmaması, bankacılıkla ilgili devam eden soruşturmanın da önemli yankılar yaratacağının bir işareti olarak görülebilir.

Başkan’ın 4054 sayılı Kanun’un değişiklik taslağı ile ilgili “6 ay içinde yasalaşmasını ümit ediyoruz”, ifadesi de tabi ki, değişikliğin kapsamı irdelenerek analiz edilmeli. Öyle anlaşılıyor ki, taslağın kamuoyu görüşüne açılan hali üzerinde bazı değişiklikler olmuş. Nurettin Bey, taslağın Rekabet Kurumu’nun etkinliğini artıracağına vurgu yaptıktan sonra, organizasyon alanında tanınmış bir akademisyen olarak Kurum Başkanı’nın yetkileri ile ilgili değişikliklerden bahsediyor. Öyle anlaşılıyor ki, taslağın yasalaşması halinde Rekabet Kurulu üyelerinin artık mesailerinin tamamını mesleki kararlara yoğunlaştırması, karar gerekçelerinin ve karşı oyların daha da nitelikle hale gelmesi söz konusu olacak.

Başkan’ın bahsettiği en önemli değişiklik İdare Hukukçularını oldukça meşgul edeceğe benziyor. Bu değişiklik önerisi ile Rekabet Kurulu, devletin diğer kuruluşlarının rekabet kurallarına aykırı düşen düzenlemeleri ve işlemleri ile ilgili iptal davası açmak için menfaat sahibi kabul edilecek. De Minimis kuralının getirilmesi ile kuyumcular, dalgıç kursları gibi genel ekonomiye etkisi sınırlı soruşturmalar açılmayacak; fakat bu mikro pazarlarda oluşan haksızlıkların özel hukuk mahkemeleri aracılığıyla ne ölçüde çözüme kavuşturulacağı belirsiz. Birleşme devralmalarda nihai inceleme sürecinin rekabet soruşturmaları ile olan paralelliğinin kaldırılması, daha kısa 2. faz inceleme demek ama, bu durumda daha fazla 2. faz inceleme görme ihtimalimiz yüksek. Dolayısıyla yatırım bankaları, fonlar ve hukuk büroları için Rekabet Kurumu’ndan izin alma süreci daha kritik hale gelebilir ve rekabet konusu işlemin sonunda tamamlanması gereken bir usul olarak değil, taraflar arasında müzakereler başlarken konuşulacak ilk etap konular arasına girebilir. Rekabet Kurumu’nun yetkilerini güçlendiren, yerinde incelemelerde 3 güne kadar ilgili yeri mühürleme yetkisi veren, bilgi teknolojilerinin kullanımını artıran değişiklikler ise yine Başkan’ın geçen yılki mektubu ile firmalarca başlatılan rekabet uyum programı girişimlerini artıracak gelişmeler.

Başkan’ın rekabet hukukunun özel hukuk alanındaki sonuçları yani tazminat davaları ile ilgili verdiği bilgiler ise gerçekten iç karartıcı. Kanun’un çıkışından bu yana 18 yıl geçmesine rağmen henüz tek bir tazminat davasının sonuçlanmamış olması rekabet hukukçuları için kabul edilemez bir gerçek. Bizim de teknik olarak destek verdiğimiz birkaç davada Mahkemelerin Rekabet Kurulu kararının Danıştay önünde kesinleşmesini bekletici mesele kabul etmeleri, bu nedenle yargılamanın 5-8 yıla yayılması böyle bir dava açmayı anlamsız kılıyor. Dahası son dönemde dava zamanaşımının şikayet başvurusu ile beraber başlayacağının kabul edilmesi, bu sürenin Rekabet Kurulu’nun soruşturması ile beraber 10 yılın üzerine çıkması demek. Dolayısıyla Başkan’ın da işaret ettiği gibi bu sorunlar (bekletici mesele, zamanaşımı) çözülmeden rekabet ihlali yoluyla elde edilen sebepsiz zenginleşmenin tam olarak giderilmesi mümkün değil. Buradaki ataleti bence giderecek olan şey, AB üyelik sürecinin tekrar alevlenmesi halinde AB’nin özel hukuk davalarını kolaylaştıracak direktifini bu yıl içinde çıkarması. Çünkü bu direktifin çıkarılması demek, Türkiye’nin buna uygun olarak mevzuatını elden geçirmesi demek.

Mülakatı yapan GCR muhabirinin dersini çalıştığını, Türkiye’de Rekabet Kurumu ile ilgili Bakanlığın yetkilerinin genişletilmesi konulu sorusundan anlıyoruz. Regülasyon Teorisinin kurucusu Prof. Sam Peltzman’ın bir öğrencisi olarak Rekabet Kurumu Başkanı’nın bu soruya vereceği cevabı kolaylıkla tahmin edebiliyorum. Dünya’da da çözümü tam olarak bulunamamış, politik süreçler rekabet hukuku uygulamasına ne ölçüde tesir etmeli sorunu burada karşımızda. ABD’de Adalet Bakanlığı teşkilatı altında çalışan Rekabet Otoritesi’nin etkin olmadığı nasıl söylenemez ve politik meşruiyet kaygısı olmayan bir rekabet otoritesinin kendi etkinliğini sorgulayıp sorgulamayacağı konusunda da şüphe duymamak olası değil ise, bazı ICN üyesi ülkelerdeki kararları Bakan tarafından onaylanan rekabet otoritelerinin iyi örnek olduğu da kabul edilemez. Bu noktada keşke Posner, Easterbrook gibi Rekabet Hukuku doktrineri yargıçların yer aldığı temyiz mahkemeleri, Danıştay’ın aksine işin usulünden çok esası üzerinde kafa yoran Avrupa Adalet Divanı gibi mahkemeler bizde de olsa diyoruz.

Son söz olarak Başkan’ın samimi ve içeriği bizleri aydınlatan bu röportajından mutluluk duyduğumuzu belirtelim. Bizce GCR ile Rekabet Kurumu arasındaki etkileşimdeki bir sonraki adım, otoritemizin “Yılın Otoritesi Ödülü” (GCR Agency of the Year Award) için yarışması olmalı.

Reklamlar