Yeni Motorlu Taşıtlar Tüzüğü’nün Getireceği Yenilikler

Bildiğiniz üzere AB’de 2010 yılı Haziran ayında gerçekleştirilen Tüzük değişikliğiyle (461/2010 sayılı Yeni Motorlu Taşıtlar Grup Muafiyeti Tüzüğü) otomotiv sektörüne yönelik rekabet kuralları revize edildi. Türk Rekabet Hukuku uygulaması ve bu bağlamda ikincil mevzuat da, AB’ye üyelik sürecinde AB hukukuyla paralel bir gidişat izliyor. Nitekim Türkiye’de geçerli olan 2005/4 sayılı Motorlu Taşıtlar Grup Muafiyeti Tebliği de dâhil olmak üzere otomotiv sektörüne yönelik düzenlemeler, AB Komisyonu’nun bu sektöre yönelik Tüzükleriyle hemen hemen aynı.

Dolayısıyla, gerek Rekabet Kanunu, gerekse ikincil mevzuat bakımından AB düzenlemelerini temel alan ülkemiz rekabet hukuku uygulamasının da yakın bir gelecekte AB’deki yeni Tüzük ile uyumlu bir muafiyet sistemine geçmesi bekleniyor. Bu sebeple AB’de geçerli olan bu değişimin dinamiklerine ve yeni motorlu taşıtlar Tüzüğünün getirdiği yeni düzenlemelere kısaca bir göz atalım.

1. Neden Değişiklik?

AB’de 2002 yılında yürürlüğe giren 1400/2002 sayılı Motorlu Taşıtlar Grup Muafiyeti Tüzüğü’nün yürürlük süresinin 2010 yılında sona erecek olması sebebiyle, 2008 yılında itibaren bu Tüzük’ün etkileri ve hedeflediği amaçlara ulaşılıp ulaşılamadığı konusunda çeşitli çalışma ve anketler yürütüldü. Komisyon, 1400/2002 sayılı Tüzük’ün etkilerini ortaya koyan Değerlendirme Raporu’nda özetle; yeni motorlu araçların satışı bakımından pazarın yapısının değişmediğini ve çok markalılık hükümlerinin etkin olamadığını belirtirken, genel muafiyet rejiminin rekabet yasaklarına ilişkin yükümlülüklerinin de aynı sonuca götürebileceğini ifade etti. Bununla birlikte satış sonrası pazar olarak adlandırılan yedek parça ve bakım/onarım pazarında ise, düzenlemenin olumlu etkiler doğurduğu belirtildi.

Çalışmalardan çıkan ortak sonuç, 1400/2002 sayılı Tüzük’ün yeni araç satışına ilişkin düzenlemelerinin gereğinden fazla kısıtlayıcı olduğu ve yeni araç satışı bakımından çok markalılığın gerçekleştirilebilir bir hedef olmadığıdır.

Bu nedenle Komisyon 2010 yılında 461/2010 sayılı Yeni Motorlu Taşıtlar Grup Muafiyet Tüzüğü’nü kabul etmiştir.

2. Yeni Düzenleme Temel Olarak Neler Getiriyor?

Yeni sistemin temel unsurları açısından önemle vurgulanması gereken husus, satış sonrası hizmetleri bakımından 1400/2002 sayılı Tüzük ile getirilen ve Türkiye’de halen uygulanan 2005/4 sayılı Tebliğ’de yer alan kuralların aynen korunmuş olmasıdır. Yeni araç satışı bakımından ise, prensip olarak otomotiv endüstrisini diğer ürün ve hizmetlerden farklı bir rejime tabi tutmaktan vazgeçildi. Yeni düzenleme ile satış sonrası hizmetler pazarında pazar gücü yaklaşımı devam etmekte olup, satış sonrası hizmetlere ilişkin anlaşmaların genel muafiyet rejimi olarak bilinen 330/2010 sayılı Tüzük’te yer alan koşullarının tamamını karşılaması ve bu anlaşmalarda 461/2010 sayılı Tüzük’teki temel yasakların bulunmaması gerekiyor.

3. Yürürlük ve Kapsama Alanı Nedir?

Getirilen yeni düzenlemeye göre; 461/2010 sayılı Tüzük sadece yedek parça satış ve bakım onarıma ilişkin anlaşmalara uygulanacak ve yeni motorlu araçların satışı bakımından 330/2010 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Genel Muafiyet Tüzüğü’ne tabi olunacak.

Motorlu taşıtların satışı konusunda dikey anlaşmalara ilişkin 330/2010 sayılı Tüzük, 1 Haziran 2013 yılından itibaren uygulanacak, 1 Haziran 2013 tarihine kadar ise 1400/2002 sayılı eski Tüzük uygulanmaya devam edecektir. Satış sonrası hizmetler alanında ise 461/2010 sayılı Tüzük ile beraber 330/2010 sayılı Tüzük uygulanacaktır. Söz konusu düzenlemelerin yürürlük tarihleri şu şekilde:

4. Yeni Motorlu Taşıtlar Piyasasında Geçerli Olacak Yeni Kurallar Nelerdir?

Getirilen değişiklikler temek olarak şu şekilde:

  • Haziran 2013’ten itibaren yeni motorlu araçların satışı bakımından AB’deki %30’luk pazar payı eşiği aşılmadığı sürece sağlayıcılar, yetkili satıcılarına süresi 5 yılı aşmayan rekabet yasağı getirebilecek.
  • Haziran 2013’ten itibaren AB’de sağlayıcılar ile yetkili satıcılar arasındaki “asgari sözleşme süresi” şartından vazgeçilecek.
  • Yeni kurallarla birlikte fesih bakımından 5 yıllık sözleşmeler için en az 6 ay, belirsiz süreli sözleşmeler içinse en az 2 yıl önceden bildirim yapma şartı kaldırılacak.
  • Uyuşmazlıkların çözümü için hakeme başvurma zorunluluğu kaldırılacak.
  • Yeni sistem, 2005/4 sayılı Tebliğ’de olduğu gibi, yetkili servislerin satış hizmeti de sunmasını şart koşan 3S sistemlerin zorunlu tutulmasını yasaklıyor! Bununla birlikte AB’deki yeni sistem, sağlayıcının ilk defa giriş yapacağı yeni coğrafi pazarlarda, belirli bir süreyle sınırlı olmak kaydıyla 3S bayiliğin şart koşulmasına izin veriyor.
  • Bayinin sağlayıcıdan izin almadan ek satış yeri ve teslimat yeri açma hakkı ve bayilerin sözleşmelerini sağlayıcının bir başka bayisine devretme hakkı yeni AB sisteminde açık bir şekilde düzenlenmiyor
  • Son olarak, yeni eşik sistemi araç üreticisi/sağlayıcısının seçeceği dağıtım sistemi türünü değiştirecek bir etkiye de sahip değil. Zira teşebbüslerin hiçbirinin pazar payı %30’u geçmediğinden eskiden olduğu gibi teşebbüsler niceliksel ya da niteliksel seçici dağıtım veya münhasır dağıtım sistemlerinden birini seçebilecek.

5. Satış Sonrası Hizmetler Piyasasında Değişiklik Var mı?

Yeni düzenleme ile satış sonrası bakımından esaslı bir değişiklik getirilmediği için, eski sistemdeki kurallar 461/2010 sayılı Tüzük’te düzenlenmiş ve 2010 yılının Haziran ayında yürürlüğe girmiştir. Satış sonrası pazar bakımından 461/2010 sayılı Tüzük’te üç adet ağır sınırlamaya yer verilirken diğer konular genel nitelikteki dikey düzenlemeye bırakılmıştır. 461/2010 sayılı Tüzük’te yer verilen üç ağır sınırlama ise şu şekildedir:

  • Bağımsız tamirciye yapacağı yedek parça satışının kısıtlanması,
  • Yedek parça üreticisinin ürünlerini yetkili veya bağımsız dağıtıcı ve servislere satışını yasaklayan anlaşmalar,
  • Yedek parça sağlayıcısının marka veya logosunun, bu parçalara etkin ve kolayca görülecek bir biçimde konmasının engelleyen anlaşmalar.

Görüldüğü üzere; yedek parça ticareti ve yedek parçaya erişim, orijinal ve eşdeğer yedek parça kullanımı ve bağımsız tamircilerin teknik bilgiye erişimi hususları yine vazgeçilmeyen temel konular arasında.

6. Türkiye İçin Beklentiler Neler?

AB’deki 1400/2002 sayılı Tüzük’ün ardından, bu yöndeki bir çalışma Türkiye açısından da büyük önem taşıyor. Nitekim Rekabet Kurulu da 2005/4 sayılı Tebliğ’in uygulanmasına ilişkin bir anket çalışması yürütmüş olup, yeni mevzuat hazırlığına yönelik çalışmaların önümüzdeki dönemde hız kazanması bekleniyor.

AB’deki yeni düzenlemelerin ülkemiz açısından da benimsenmesi bakımından uygulanacak takvim henüz belirlenmedi. Bununla birlikte AB’de satış bakımından yeni kuralların 2013 yılının Haziran ayında yürürlüğe gireceği dikkate alındığında, Rekabet Kurumu’nun da 2013 yılını hedefleyerek yola çıkması kuvvetle muhtemeldir.

Türkiye’nin de, en iyi ihtimalle sektörün yapısal özelliklerini dikkate alarak yapabileceği birkaç sağlayıcı lehine değişiklik dışında, AB’deki yeni sistemi benimseyeceğini öngörmek mümkün.

Reklamlar