Rekabet Raporu’nda Elektrik Piyasası

Rekabet Kurumu tarafından yayımlanan 2012 Rekabet Raporu’ndan (Rapor) bahsetmiştik. Rapor’u ilk olarak, elektrik piyasası yönüyle ele alalım.

Rapor’un giriş bölümünde, sektörel düzenlemelerin yoğun olduğu piyasa ve endüstrilerin ele alındığı ifade ediliyor. Bu doğrultuda yoğun sektörel düzenlemelere tabi olan elektrik piyasası ilk sırada yerini buluyor. Rapor’daki yeri ve önemi nedeniyle bu piyasa, rapora ilişkin görüşlerimize yer vereceğimiz yazılarımızın ilki oldu.

Genel bilgiler, piyasaya ilişkin düzenlemeler, rekabet sorunları, değerlendirme ve öneriler olmak üzere dört ana başlık altında kaleme alınmış olan Rapor’un;

Genel Bilgiler başlıklı birinci bölümünde,

 Elektrik piyasasının içinden geçmekte olduğu reform sürecine değinilmiş, reform öncesi dönemdeki dikey bütünleşik yapının etkinsizliklerinin altı çizilmiş, bunun giderilmesi için rekabetçi bir yapıya geçilmesi yönünde bir politika tercihi yapılmış olduğu vurgulanmış.

Rekabetin tesisiyle birlikte tedarikçilerin, ürettikleri, ithal ettikleri ya da satınaldıkları elektriği toptan satış piyasalarında rekabetçi koşullarla satabilmeleri; dağıtım ve perakende satış şirketlerinin ise, elektriğin en ekonomik kaynaktan alımına yönelik seçenekleri karşılaştırma imkânına kavuşmalarıyla tahsis etkinliğinin sağlanmasının beklendiği ifade ediliyor. Elektriğin daha düşük maliyetle arzına yönelik yarış sonucunda, ülke kaynaklarının etkin şekilde kullanılması ve üretimde etkinlik yaratılması da nihai hedefler arasında.

Rapor’un Piyasaya İlişkin Düzenlemeler başlıklı ikinci bölümünde,

Piyasanın arz tarafını etkileyen elektrik üretim ve toptan satış faaliyetlerine ilişkin yasal kısıtlara değinilmiş, 4628 sayılı Kanun’un üretim ve toptan satış faaliyetlerine ilişkin olarak getirdiği, % 20 ve % 10  sınırlarından bahsedilmiş.

Elektrik piyasasının ekonomik regülasyonlara da tabi olduğu, doğal tekel niteliği göstermeleri sebebiyle iletim ve dağıtım faaliyetlerindeki tarifelerin maliyet esaslı olarak Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından düzenlenmekte olduğu ifade ediliyor. Fiyat regülasyonunun amacının doğal tekel niteliğindeki şebeke faaliyetleri bakımından, eşit ve adil fiyatlar ve koşullar çerçevesinde üçüncü̈ kişilerin şebekeye erişiminin sağlanması olduğunun da altı çiziliyor. Serbest olmayan tüketicilere yapılan elektrik satışları bakımından geçerli olan perakende satış fiyatlarının regüle edilmesinin amacının, sağlayıcı değiştirme serbestisine sahip bulunmayan tüketicilerin, rekabetin bulunduğu durumda geçerli olacak fiyatlara yakın fiyatlar üzerinden hizmet alabilmesini sağlamak olduğu belirtiliyor.

Dağıtım şirketlerinin, işletme hakkına sahip oldukları şebekelerden doğan avantajlarını üretim ya da perakende satış pazarlarında rekabeti engelleyecek şekilde kullanıp kullanmadıklarının daha kolay tespit edilmesine yönelik olarak dağıtım şirketlerinin, üretim ve perakende satış faaliyetlerini 2013 yılından itibaren ayrı tüzel kişilikler altında yürütecek olmaları da piyasaya yönelik düzenlemeler altında vurgulanan hususlardan olmuş.

Raporda üzerinde durulan en önemli hususlardan biri olarak, elektrik piyasasının içinde bulunduğu serbestleşme, özelleştirme ve rekabete açılma surecinde,

  • 4628 sayılı Kanun ile kendisine verilen görev ve yetkiler çerçevesinde, rekabetçi bir elektrik piyasasının oluşturulmasını sağlama sorumluluğunu taşıyan EPDK ile
  • tüm mal ve hizmet piyasalarında rekabetin sağlanması ve korunması konusunda görevli ve yetkili Rekabet Kurumu’nun üstlendikleri rollerin ve bu otoriteler arasındaki ahengin sağlanmasının önemine işaret ediliyor.

İki kurumun sahip olduğu benzer, birbirini tamamlayan, bazen de örtüşen yetki ve etki alanları, kurumlar arası işbirliğini gerekli kılmakta olduğu; bu doğrultuda Rekabet Kurumu bünyesinde, EPDK ile nasıl bir işbirliği, bilgi paylaşımı ve koordinasyon mekanizması oluşturulabileceğine ilişkin olarak bir çalışma yürütüldüğü söyleniyor. Rekabet Kurumu’nun meseleye bu bilinçle yaklaşması ortaya çıkabilecek bilgi asimetrisinin giderilmesinde, forum shopping’in bertaraf edilmesinde ve görev konusunda ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önlenmesinde son derece önemli.

 Rapor’un Rekabet Sorunları başlıklı üçüncü bölümünde,

 Piyasanın serbestleşme sürecinde, içinde bulunduğumuz aşamada ön plana çıkan hususlar

  • dağıtım ve üretim özelleştirmeleri,
  • doğal tekel niteliğindeki iletim ve dağıtım faaliyetlerinin ayrıştırılması,
  • tüketicilerin sağlayıcılarını seçme imkanına kavuşması
  • ve EPDK ile Rekabet Kurumu arasındaki ilişkiler olduğu ifade ediliyor.

Bu kapsamda Rekabet Kurumu’nun özelleştirmeler bakımından gerek ön bildirim gerekse nihai devir aşamasında verdiği görüş ve kararlarda, özelleştirmeler sonrasında özel bir teşebbüsün hâkim duruma geçmesi,  tüketicilerin sağlayıcılarını seçebilmeleri, ayrıştırma gibi hususların dikkate alınması suretiyle sektöre önemli katkılar yapmış olduğu vurgulanıyor.  Bu hususları somutlaştırmak adına TEDAŞ Kararı (1998), TEDAŞ Görüşü̈ (2005),  Dağıtım Özelleştirme Kararlarının öne çıkan özellikleri ve piyasanın serbestleşme sürecine etkileri hatırlatılıyor.

Bu görüş ve kararlar doğrultusunda atılan yasal adımlar sonucunda, dağıtım şirketlerinin, 01.01.2013 tarihinden itibaren üretim ve perakende satış faaliyetlerini ayrı tüzel kişilikler altında göstermelerinin yükümlülük haline geldiğine yer verilmiş. Buna ek olarak elektrik piyasası mevzuatında dağıtım faaliyeti bakımından benimsenen hukuki ayrıştırma yönteminin etkinliğinin sağlanabilmesi bakımından, uygulamanın tüzel kişilik ayrıştırmasından ibaret kalmaması; ilgili mevzuatta, fonksiyonel ayrıştırmayı içeren detaylı ikincil düzenlemelerin yapılması ve ayrıştırma uygulamalarının etkin bir denetime tabi tutulması gerektiği vurgulanıyor.

Raporda belirtilen diğer bir nokta, 4628 Sayılı Kanun gereği serbest tüketici limitinin her yıl kademeli olarak indirilmesinin tüketicilerin tedarikçilerini seçmelerinde tek başına yeterli olmayacağı, tüketicilerin tedarikçilerini fiilen ne ölçüde değiştirebildiklerinin, bir başka deyişle tüketicilerin önünde ne tür geçiş maliyetleri (switching costs) bulunduğunun da analiz edilmesinin zorunlu olduğu. Bu maliyetlerin işlem maliyetleri, araştırma maliyetleri, sözleşmeden doğan maliyetler ve psikolojik maliyetlerden oluştuğu, müşteri portföyünün yerleşik dağıtım şirketlerine belirli bir pazar gücü̈ sağladığı, serbest tüketici limitinin sıfıra indirildiği ve tüm tüketicilerin sağlayıcısını seçme serbestisine kavuştuğu durumda dahi, sağlayıcı değiştirmenin önündeki maliyetler nedeniyle, tüketicilerin fiilen serbest olmasının mümkün olamayabileceği vurgulanmış. Ayrıca 2010 yılı itibariyle rakamsal olarak piyasanın yaklaşık %63,3 oranında teorik açıklığa sahip olduğu halde, fiili piyasa açıklık oranının %17’de kaldığına işaret edilmiş ve piyasa açıklığının fiilen artırılabilmesi bakımından sektörel düzenlemelerle anılan geçiş maliyetlerinin ortadan kaldırılmasına yönelik önlemlerin alınması gerektiği konusunda yol gösterilmiş. Ek olarak da, bu konuda tüketicilerin rekabet bilinci kazanmalarına yönelik olarak yapılacak çalışmaların önemine değinilmiş.

Rapor’un Değerlendirme ve öneriler başlıklı son bölümünde,

  • Elektrik özelleştirmeleri sürecinde, rekabetçi bir piyasa tasarımının sağlanmasının anahedef olarak kabul edilmesi,
  • Doğal tekel niteliğindeki iletim ve dağıtım faaliyetlerinin, rekabete açık piyasafaaliyetlerinden ayrıştırılmasına yönelik etkili düzenlemelerin yapılması,
  • Hane halkına yapılan satışlar da dâhil olmak üzere, perakende satış seviyesinde rekabetçi bir yapının oluşmasını temin etmek amacıyla, geçiş maliyetlerini azaltmayayönelik önlemlerin alınması,
  • Özellikle hane halkına yapılan satışlarda, rekabetçi bir perakende satış piyasası oluşturma hedefi kapsamında, tüketicilerin rekabet kültürü̈ ve bilincini artırmaya yönelik çalışmalara önem verilmesi,
  • Serbestleşme ve rekabetçi yapının oluşturulması sürecinin daha etkin ve etkili bir şekilde sürdürülebilmesi bakımından, Rekabet Kurumu ile EPDK arasındaki işbirliği vekoordinasyonun geliştirilmesi

hususlarının elektrik piyasasında rekabetin artırılabilmesi bakımından önem taşıdığı sonucuna ulaşıldığı ifade edilmiş.

Rapor’da dikey ayrıştırma, son kullanıcıların tedarikçilerini seçme imkanının hem yasal hem fiilen mümkün kılınması, doğal tekel konumundaki dağıtım ve iletimde etkili düzenlemeler yapılması, EPDK ile Rekabet Kurumu koordinasyonunun özellikle altının çizilmiş olması geleceğe yönelik önemli sinyaller olarak değerlendirilmelidir. Yapılan bu vurgulardan, Rekabet Kurumu’nun elektrik piyasasına ilişkin olarak EPDK’yı tek yetkili olarak değerlendirmediği, piyasasında rekabet ortamının tesisi ve güvenle işlemesi için gerekli olması halinde Kanun’un verdiği görev ve yetkiler çerçevesinde harekete geçebileceği anlaşılıyor. Rekabet Kurumu bu konuda EPDK ile koordinasyonun önemini vurguluyor ve Kurum’un bu konuda adımlar atmakta olduğunu belirtiyor. Rekabet Kurumu’nun bu yaklaşımının EPDK tarafından da benimsenmesi ve desteklenmesinin kurumlar arası tam bir koordinasyon ortamının tesis edilmesi bakımından son derece önemli olduğu düşüncesindeyiz.

Reklamlar