Türkiye Emisyon Ticareti Piyasasının Altyapısını Hazırlıyor

İnsan faaliyetleri sebebiyle atmosferde biriken sera gazlarının küresel ısınmaya ve iklim değişikliğine sebep olduğu bilimsel olarak kabul ediliyor. Sanayi devrimi sonrasında artan enerji ihtiyacının karşılanmasında fosil yakıtların büyük yer tutması ise sorunun en önemli sebebi. Konuya şüpheci yaklaşanlar olsa da, sera gazı salımının biran önce azaltılması gerektiği konusunda mutabakat oluşmuş durumda. Bu durum, nüfus artışı ve teknolojik gelişmeler nedeniyle dünyanın enerji ihtiyacının sürekli artması karşısında insanlık için ikilem yaratıyor. Yenilenebilir enerji üretiminde fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltacak ümit verici ilerlemeler kaydedilse de, bunlar bağımlılığı kısa vadede ortadan kaldıracak düzeyde değil.

1992 yılında imzalanan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve 1997 yılında imzalanıp 2005 yılında yürürlüğe giren Kyoto Protokolü konuya ilişkin temel uluslararası metinler konumunda.

Kyoto Protokolü atmosferdeki sera gazlarının azaltılmasına yönelik sayısal hedefler getirmesi ve bu hedeflerin gerçekleştirilmesini sağlayacak mekanizmaları somutlaştıran ilk belge olması bakımından çok önemli. Protokol’de sanayileşmiş ülkelerin emisyonlarını 2008-2012 arasında 1990 yılına göre en az %5 oranında azaltacakları öngörülüyor. Diğer ülkeler için ise azaltım taahhüdü bulunmuyor. Bu şekilde gelişmiş ülkeler ile diğer ülkeler arasında bir adalet sağlanması hedeflense de, sadece gelişmiş ülkelerin taahhütleriyle iklim değişikliği ile mücadelede gerçek bir çözüme ulaşılmasının mümkün olmayacağı ileri sürülerek Protokol eleştiriliyor.

Kyoto Protokolü atmosfere bırakılan sera gazı miktarının azaltılmasını ekonomik ve etkin bir şekilde azaltarak sürdürülebilir kalkınmayı sağlama amacına yönelik olarak üç temel mekanizma öngörüyor;

  1. Ortak Yürütme Mekanizması,
  2. Temiz Kalkınma Mekanizması,
  3. Emisyon Ticareti Sistemi.

Gerek gelişmişlik düzeyi gerekse gelişme hızı bakımından Türkiye ile benzerlik gösteren ülkeler, uygulanmaya başladığından bu yana temiz kalkınma mekanizması yoluyla önemli ölçüde teknoloji ve finansman sağlıyor.Türkiye ise, Protokol’deki konumu sebebiyle , temiz kalkınma mekanizması işlemlerine ve ortak yürütme işlemlerine taraf olamıyor ve bu mekanizmanın avantajlarından yararlanamıyor.

Türkiye’deki emisyon ticareti işlemleri ise Türkiye’nin Protokol’de sayısal azaltım taahhüdü bulunmadığından gönüllü işlemlerle sınırlı kaldı. Özetle Türkiye Kyoto Protokolü’nün 2008-2012 yıllarını kapsayan taahhüt döneminde, emisyonlarını azaltmakla yükümlü olan ya da olmayan ülkelerin yararlandığı esneklik mekanizmalarından yararlanamadı.

Yakın gelecekte Türkiyeyi neler bekliyor?

Türkiye’nin ne zaman ve ne ölçüde sayısal azaltım taahhüdüne gireceği belirsiz. Ancak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan Türkiye Cumhuriyeti İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı, Türkiye’nin bu konuda önemli hedefler belirlemiş olduğunu ortaya koyuyor. Eylem Planındaki hedefler arasında şunlar yer alıyor:

  • Mali kaynaklarda ve istihdamda artış sağlamasına yönelik olarak 2013 yılına kadar mevcut ve yeni küresel ve bölgesel karbon pazarlarına Türkiye’nin en avantajlı şekilde katılımının sağlanmasına yönelik müzakerelerin yürütülmesi,
  •  2015 yılına kadar Türkiye’de karbon piyasasının kurulmasına yönelik çalışmaların yapılması.

Emisyon ticareti ya da karbon ticareti nedir?

Yakın gelecekte ülkemizde adını sıkça duyacağımız bu sistem, bazı çevrelerce iklim değişikliği ile mücadelede en önemli araçlardan biri olarak kabul ediliyor. İsminden başlayalım. Karbon ticareti ismi yanıltmasın. Azaltılmaya çalışılan tek sera gazı karbon değil. Ancak işlemlerde kolaylık sağlamak için diğer gazlar belirlenen çarpanları doğrultusunda karbon eşitlerine göre işlem görüyorlar.

Karbon ticareti süreci bir ülkenin uluslararası anlaşmadan kaynaklanan taahhüdü ya da kendi aldığı kararlar gereği ülkede salınan emisyonlara sınır getirmesiyle başlıyor. Devlet bu hedefi gerçekleştirebilmek için belirli sektörlere bağlayıcı emisyon eşikleri getiriyor ve bu eşiğin altında emisyon salma hakkının alınıp satıldığı bir piyasa mekanizması oluşturuluyor.

 Bir örnekle açıklamak gerekirse;

Küçük bir ülkede biri rüzgardan (Rüzgar A.Ş.) biri kömürden (Kömür A.Ş.) elektrik üretimi yapan iki elektrik üretim şirketi olsun. Ülkenin enerji arzının tamamını bu iki şirketin yarı yarıya karşıladığını varsayalım. Devlet toplam emisyonlarını azaltabilmek için enerji sektörüne emisyon sınırlaması getirsin ve 1 MW elektrik üretimi için salınabilecek karbon miktarını 1 birim olarak belirlesin. Kömür A.Ş. kullandığı teknoloji ve kömür cinsi gereği 1 MW elektrik üretmek için 2 birim karbon salarken, Rüzgar A.S. 0 karbon ile üretim yapıyor. Bu durumda Kömür A.Ş emisyonunu azaltacak yeni bir teknoloji geliştirmediği sürece, üretimini belli bir noktada durdurmak zorunda kalacaktır. Ancak bu durum devletin milli menfaatlerini, enerji güvenliğini, istihdamını ve ekonomisini tehlikeye atabileceğinden, devlet tarafından arzu edilmez. Ayrıca ülke enerjisinin diğer yarısını karşılayan Rüzgar A.Ş. zaten 0 emisyon ile üretim yaptığından, Kömür A.Ş. üretimini durdurmasa da iki santralin ortalaması 1 MW için 1 birim karbon olur ve ülkenin o yılki hedefine ulaşılır. Bu durumda devlet Kömür A.Ş’yi durdurmak yerine, Kömür A.Ş.’nin Rüzgar A.Ş.’nin emisyon hakkını satın alarak üretime devam etmesine imkan sağlar.

İşte Kömür A.Ş.’nin Rüzgar A.Ş.’den emisyon hakkını satın alıp üretimine devam edebilmesine imkan veren bu sisteme emisyon ticareti deniyor.

Teorik olarak bu sistemde tüm taraflar kazançlı:

  • Alıcı konumunda bulunan şirket: Satıcıya bir bedel ödese de üretimi durdurmanın daha maliyetli sonuçlarından kurtuluyor.
  • Satıcı konumunda bulunan şirket: Geliştirdiği yenilenebilir enerji projesinin finansmanına bir kaynak yaratarak, yatırımın geri dönüş süresini kısaltıp ortalama karlılığı artırıyor.
  • Devlet: Belirlediği eşik aşılmadan ve üretim de durmadan enerji üretilmiş olacağından kazançlı. Taahhüt ettiği sınırı aşmadığından atmosferdeki sera gazı oranı da kontrol altına alınmış oluyor. Diğer yandan milli bir kaynak olarak kömürün enerji üretiminde değerlendirilmesine devam edilmiş, santralin durmasının ekonomi ve istihdam üzerinde yaratacağı olumsuz etkilerden kaçınmış oluyor. Ayrıca alıcı satıcıya bir bedel ödediğinden, yeni projeler için bir tür teşvik sistemi yaratılmış oluyor.

Devlet, belirlediği eşiği belirli dönemlerde daha aşağıya çekecek ve her sene daha az sera gazı salınacaktır.Enerji üretiminden örnek verdim, ancak sistem sadece enerji üretimi ile sınırlı değil. Devletin belirleyeceği diğer sektörlerde de aynı sistem uygulanabilir. Bu şekilde tüm süreçlerde düşük emisyonla üretim yapılmasının yolları aranır, bu konuda Ar-Ge faaliyetleri artar, nihayetinde sistem teknolojik gelişmeye katkı sağlar.

Sisteme getirilen eleştiriler özellikle ölçümlemeden kaynaklanan teknik zorlukların, regülasyon eksikliklerinin ve potansiyel kötü niyetli girişimlerin teorideki bu avantajların pratiğe yansımasını önleyeceği yönünde. Hatta sera gazlarını azaltmak için geliştirilen bu sistemin kötü uygulanması durumunda atmosferin daha fazla kirletilmesine yol açabileceği ifade ediliyor.

Uluslararası modeller karşısında Türkiyenin durumu

Eylem Planı hedefleri doğrultusunda Türkiye’de kurulması hedeflenen karbon piyasaları için diğer ülke modelleri ve burada edinilen deneyimler önemli bir birikim teşkil ediyor. Türkiye’de bugüne kadar gerçekleştirilen gönüllü işlemler de bu konuda bir birikim. Yakından izlediğimiz AB dünyanın en geniş çaplı Emisyon Ticareti Sistemi’ni kurmuş durumda. ABD’de federal bir program mevcut olmasa da bölgesel karbon piyasaları faaliyet göstermekte. Bundan başka Japonya, Kanada, Avustralya ve daha bir çok ülkede emisyon ticareti sistemi uygulanmakta. Bu piyasalarda oluşan birikim gerek model belirlenmesinde gerekse belirlenen modelin regüle edilmesinde Türkiye için avantaj oluşturuyor.

Sistemin küresel bir sorunla mücadele adına ortaya çıktığı gerçeği düşünüldüğünde, ileride dünyanın çeşitli yerlerinde amacına uygun faaliyet gösteren bölgesel ve ulusal emisyon ticareti sistemlerinin birbirine entegre edilmesi sürpriz olmaz. Bu anlamda Türkiye’nin önündeki modellerden edineceği deneyimlerle kuracağı, nihai amaca uygun şekilde regüle edip işleteceği bir emisyon ticareti sistemi de AB Emisyon Ticareti Sistemine ya da başka sistemlere entegre olabilir. Böylelikle Türkiye büyüyen ekonomisi, finans merkezi olma hedefi ve bölgedeki konumu doğrultusunda belki de dünyanın en önemli emisyon piyasalarından birine ev sahipliği yapabilir.

Reklamlar