Futbol Ekonomisi, Şike ve Rekabet Kurumu

Temmuz ayında başlayan ve mahkemenin gizlilik kararı üzerine imalarla devam eden “futbolumuz dibe oturdu mu?” tartışmaları, kitap olarak yayınlansa baskı rekorları kıracak 400 sayfalık iddianame ile tekrar alevlendi. Ben de iddianameyi çıkar çıkmaz bir solukta okuyanlar arasındayım. Bir taraftan hukukçu olarak vay be derken, diğer taraftan eski bir rekabet uzmanı olarak, iddia konusu iki ayrı ilişkiler yumağının iktisadi yönünü çözmeye çalışıyorum.

Gençliğimde mahallemizin amatör takımı Düzce Dereli Tütüncü Gençlik’te birkaç kez maça çıkmışlığım var. Ama o dönemler 1 takım formaya piyasadaki en iyi futbolcunun transfer edildiği dönemlerdi. O zamanlar ne iddia, ne Lig TV, ne de hissesi alınabilecek spor kulüpleri vardı. Sonraki yıllarda özel televizyonculuğun önce Avrupa’da ardından Türkiye’de yaygınlaşması ile beraber halkın ilgisini çekecek gözleri ekranlara kilitleyecek spor müsabakaları TV’ler bakımından rakiplerin önüne geçmenin en kolay yöntemi haline geldi. Digital teknolojinin gelişimi ile beraber TV’de maç seyretmek için bilet kuyruğuna girmiyoruz ama TV kumandası üzerinde tek bir tuşa basarak biletçinin kredi kartımıza el uzatmasına izin veriyoruz.

Bugün artık futbol maç yayın hakları, vizyona yeni girmiş filimler ve çok tutan diziler rakiplerin önüne geçmenin anahtarı. Sonuncusu biraz şans biraz kısmet ama diğer ikisi için çok büyük paralar dönmeye başladı. Bu paraların yönetiminde ise bence üretici tüketici (futbol kulübü / futbol seyircisi) dengesi kaymış bir Futbol Federasyonu yer alıyor ve altın yumurtlayan kaz şu anda can çekişiyor. Daha teknik bir bakış açısı ile ortada aksayan ve kendi kendine dengeye gelemeyen bir piyasa var. Buna devlet eliyle müdahale edilmesi gerekli ama biz işin tüm yönlerini Futbol Federasyonu üzerine yıkmış durumdayız.

Bu anlamda sorun alanlarından birisi de maç yayın hakları. Nitekim son ihaleye kadar maç yayın hakları hep Rekabet Kurulu’nun önüne bir sorun olarak çıktı. Cine5, TeleOn, Digitürk soruşturuldu cezaya çarptırıldı. En son verilen kararda D-Smart, TFF ihale yapmadan Digitürk’ün süresini uzatamaz dedi, Rekabet Kurulu evet uzatamaz ama tek bir istisna yaparak buna izin veriyorum kararını verdi. Son yapılan ihaleye ilişkin ise sessiz kaldı.

Peki bu gelişmeler Türkiye’ye özgü mü? Hayır futbol Avrupa ekseninde tüm dünyada çok hızlı bir şekilde ticarileşmiş durumda. Her parlayan endüstride olduğu gibi hızlı gelişim kayıtlı ve kayıtsız birçok yeni ekonomi yarattı. Kayıtsız kısmına yönelik şikeye sert tavır, bahis skandallarının uluslararası takibi aslında bizim Meclisimizin uluslararası uygulamaları takip ettiğini gösteriyor.

İşin kayıtlı kısmında ise maç yayın haklarının temel girdi olarak kullanıldığı ve buradan kulüplere aktarılan paralarla Arda Turan’a, Mesut Özil’e milyon Euro’ların ödendiği TV yayıncılığı, mobil telefon işletmeciliği, sponsorluk vb. alanlarda rekabet kuralları daha popüler hale geldi.

Maç yayın hakları ile ilgili AB Walrave Kararı ile ilk olarak sporun amatör yönü ile profesyonel yönünü ayırdı. Bosman Kararı işin profesyonel yönüne ilişkin ben rekabet kurallarını uygularım dedi. Screensport EBU, Formula One Racing ve British Interactive Broadcasting Open kararları ile varlığını gösterdi. Şampiyonlar Ligi’nin bugünkü başarısında AB Komisyonu’nun 2003 yılında vermiş olduğu ve rekabetçi çerçeveyi çizen kararı önem taşıyor. AB Komisyonu ardından yönünü üye ülkeler çevirdi ve Almanya’daki maç yayın haklarına ilişkin 2004 yılında DFB Kararını verdi. Ama asıl içtihadını en büyük maç yayın hakkı pazarı olan İngiltere için FA Premier League Kararı ile oluşturdu. İngiltere Federasyonu ile AB Komisyonu arasında sıkı pazarlıklar, restleşmeler, tehditler ile bugünkü yapı vücut buldu.

AB Komisyonu maç yayın hakları ile ilgili temel olarak şunları diyor:

  1. Yayın hakları ile ilgili işlemler AB Rekabet Kurallarına tabidir
  2. Maç yayın hakları ayrı bir pazardır
  3. Toplu satışa muafiyet tanınabilir fakat bunun ihale ile yapılması gerekir
  4. Hakkın süresi 3 yılı aşmamalıdır
  5. Haklar mutlaka ikame paketlere bölünmelidir
  6. Satılmayan haklar kulüplere kalmalıdır

Türkiye de son döneme kadar hep AB Komisyonu’nu takip etti ve işin kayıtlı ekonomi kısmına ben bakarım yaklaşımını benimsedi. Rekabet Kurulu’nun en son kararı AB’nin FA Premier League Kararından önce alınmıştı. Dolayısıyla Rekabet Kurulu’nun AB Komisyonu uygulamasından vazgeçip vazgeçmeyeceği merak konusu idi. Her ne kadar TFF Kanunu bu arada değişmiş olsa da, yayın haklarına ilişkin eski dönemle yeni dönem arasında pek bir fark yoktu. Son yapılan ve Digitürk’ün kazandığı ihaleye baktığımızda Türkiye uygulamasının rekabet kuralları bakımından AB uygulamasından büyük ölçüde ayrıldığını ve önemli bir pazar gücü yaratma riski taşıdığını görüyoruz.

AB hakkın süresi 3 yılı aşmamalıdır derken, biz hakları 4 yıllığına vermişiz ve ilaveten bir yıllık opsiyon tanımışız. Keza haklar mutlaka ikame paketlere bölünmeli denirken biz paketlere bölmüşüz ama bunların ikame olmadığı ihale sonucu paketler için ödenen bedellerden anlaşılıyor.

Bunların üzerinde bir de şike krizi yaşandığında, aklıma son bankacılık krizinde ABD’de büyük bankaların ve otomotiv şirketlerinin kurtarılmasında harcanan ve toplumun üzerine ilave vergiler olarak binen milyarlarca dolar geliyor. Bu kurtarma operasyonunun dayandığı iktisadi temel nedir biliyor musunuz? “TOO BIG TO FAIL!

Reklamlar