Rekabet Uyum Programı

Yalnızca 2010 yılında, Avrupa Komisyonu 70 teşebbüse 3 Milyar Euro kartel cezası verdi. İngiltere Rekabet Otoritesi OFT de tütün üreticilerini tarihindeki en yüksek cezaya çarptırdı. Türk Rekabet Kurumu’nun rekoru ise 270 Milyon TL’ye ulaşmış durumda.

Otoritelere göre çözüm, ceza riskini azaltmaktan, bu ise rekabet uyum programlarından geçiyor.

Geçtiğimiz günlerde, Kurumların bu programlar hakkında birkaç lafı olduğunu söylemiştik. Komisyon ile OFT’nin bakış açılarında bazen farklılıklar olsa da, kilit nokta, şirketlerin bu programı uygulayıp günlük işlerine ve gündemlerine dahil etmeleri. Rekabet Kurumu’nun da özellikle 2010’dan bu yana uyum programlarına sıkça değinmesinin sebebi bu. Bunu bilen şirketler de rekabet uyum programlarına başvurmakta, hatta bu programların tüm çalışanlar üzerinde öğretici ve sonuçların raporlanacağı şekilde online sunulanları çıktı.

Peki, Kurumların şirketlere uyum programı önermelerinin sonucu ne?

–          Çalışanların, mesela bir satış personelinin, günlük iş hayatının bir parçası zannettikleri yazışmalardan kaynaklanan hatalardan dolayı şirketlerin ceza görme riski azalır.

–          Çalışanların, ticaret ya da borçlar hukukuna aykırı değil diye rekabet hukukuna da aykırı olmadığını sandıkları yazışmalar yüzünden ceza almaları engellenebilir.

–          Pişmanlık kavramıyla tanışan şirketler, hem ihlalin tam ortasında olup hem de cezadan kurtulabildiklerinin farkına varırlar.

(Bu sayede belki de, uzmanın elinden delilleri çekiştirmek-hatta bazılarını komik yollarla yok etmek/uzmanları kovalamak gibi sebeplerle ceza almazlar.)

Buraya kadar tamam da, iş işten geçtikten sonra ne olacak?

Kurum uzmanları geldi, delilleri topladı, soruşturmayı açtı, şirketinize ceza talep etti, artık Rekabet Kurulu karar aşamasında… Bu aşamada sarfedilen “Biz rekabet uyum programı gerçekleştiriyoruz” cümlesinin de doğrudan faydası yok mu? Bu soruya bazı Rekabet Otoriteleri olumlu cevap veriyor, bazılarıysa çekimser.

Mesela Avrupa Komisyonu’nun rekabet politikalarından sorumlu üyesi, uyum programı alan şirketin buna rağmen rekabet ihlali içerisinde olmasının o programın yetersizliğinden kaynaklandığını söylüyor.

OFT buna katılmıyor.

OFT’ye göre, rekabet ihlallerine uyum konusunda yeterli çabayı gösterdiğine ikna eden şirketlerin cezadan %10 oranında muaf tutulması mümkün. Hatta bu programın ihlalden önce ya da sonra alınmış olması önemli değil.

İlk okuduğumda ben de şaşırmıştım.

Farklı görünse de, verdiğim iki örneğin temel ortak noktaları var:

1. Rekabet kurallarına uyum çabası

2. Rekabet uyum programlarının niteliği

Türkiye’ye dönelim. Rekabet Kurumu bir kararında “rekabet kurallarına uyum çabası” noktasını ele almıştı, biz de bunu size bildirmiştik. Karara göre, şirketin çalışanlarına rekabet kitapçığı dağıtması, rekabet kurallarına uyum konusundaki niyetini gösteriyor. İkinci noktaya dönersek, rekabet uyum programlarının içeriği genel çerçevesiyle nasıl olmalı? Kurum onu da söylüyor:

–          Şirket çalışanlarına belirli aralıklarla eğitim verilmesi

Söylediğim gibi, çalışanların günlük işlerinde ihlal olacağını hiç tahmin etmeyecekleri öyle konular var ki; hatta bazen yapılan işin doğal bir parçası olarak görülüyor.

–          Rekabet hukukunun esas ve usullerini ortaya koyan şirket içi bir kılavuz hazırlanması

Rekabet Kurulu’nun son dönemdeki soruşturmalarına bir göz atarsanız görürsünüz (mesela otomotiv soruşturmasında böyleydi). Onca cezaya sebep olan yazışmalar genel müdürlere değil, belki bir satış temsilcisine belki de başka bir departmandan bir çalışana ait. Ama ceza şirkete çıkıyor, hatta bazen çalışanlara… Esasında fatura şirketin yatırımcılarına kesiliyor. Hal böyle olunca, o yazışmaya başlamadan, kılavuzun sayfalarını aralayıp neyin kırmızı ışığa yakalandığını görmek rahatlatıcı oluyor.

–          Takip ve denetim

Bu yazıyı okuyanların çoğunun, yerinde incelemenin nasıl gerçekleştiği hakkında fikri vardır. Burada bahsedilen de, baskınların bir nevi simülasyonu şeklinde, danışmanlar tarafından denetim yapılması. Rekabet Kurulu uzmanları önceden haber vermeden binanıza gelir, genel müdürünüzle-departman müdürleriyle vs görüşmek istediklerini ve bilgisayar ile evraklar üzerinde inceleme yapacaklarını söyler. Uzun süre bekletilmemeleri gerekir ve engel olursanız bu sefer polisle gelir. Yerinde inceleme, nam-ı diğer şafak baskınları (bu baskınlar bazı ülkelerde sabahın 5’inde başlıyor), uzmanlara kanunen verilen bir yetkidir.

Rekabet Kurumu bu noktaya yer vermemiş ama, denetim kısmının en eğlenceli tarafı da; denetime gittiğiniz şirketteki bir çalışanın sizi gerçekten Rekabet Kurumu uzmanı olarak düşünmesi. Bu durumda, sizin Rekabet Kurumu uzmanı değil de, şirketin danışmanı olduğunuzu açıklamanızın zamanlaması hayal gücünüze kalmış.

Reklamlar