AB Adalet Divanı: Fiyat sıkıştırmasında rakiplerin maliyetlerine de bakarım!

AB Adalet Divanı, TeliaSonera’ya ilişkin davayı gören İsveç mahkemesinin sorularını değerlendirdiği kararında, fiyat sıkıştırması bakımından mevcut yaklaşımını korumakla birlikte özellikle maliyet hesaplamaları noktasında hakim durumdaki işletmecilerin daha sıkı bir analize tabi tutulacağının sinyalini verdi.

Eski devlet tekellerinin özelleştirilmesiyle birlikte, bir yandan sabit telefon ve toptan ADSL, diğer yandan da tüketiciye perakende ADSL hizmeti sunan yerleşik işletmecilerin bu iki pazardaki fiyatlama politikalarını hedef alan “fiyat sıkıştırması” kavramı, bu sektörlerle özdeşleşen bir ihlal haline geldi. Fiyat sıkıştırması, en yalın şekilde, “dikey bütünleşik bir teşebbüsün, hakim durumda bulunduğu ve aynı zamanda perakende seviyede rekabet ettiği diğer teşebbüsler için girdi niteliğinde olan bir ürünün toptan ve perakende fiyatları arasındaki marjı kısması” şeklinde tanımlanabilir. Tanımın en yalın halinden dahi görüleceği üzere fiyat sıkıştırması testi, başta maliyet analizi olmak üzere hukuk ve iktisadın bir arada kullanıldığı kapsamlı bir incelemeyi zorunlu kılıyor.

Türk Rekabet Kurulu ise, fiyat sıkıştırması analizi bakımından toptan ve perakende fiyat arasındaki marjın, teşebbüsün veya teşebbüs kadar etkin bir rakibin alt pazarda kâr elde edemeyeceği ve uzun dönemde pazarda kalamayacağı kadar düşük belirlenmesi şeklinde bir çıkış noktası benimsiyor. Bu analizin yapılması bakımından ise yerleşik işletmecinin perakende pazarda faaliyet gösteren kolunun maliyetlerinin belirlenmesine yoğunlaşılıyor.

Adalet Divanı’nın TeliaSonera’ya ilişkin kararı, bu analiz yapılırken, istisnai durumlarda hakim durumdaki firmanın rakiplerinin maliyetlerine de bakılmasının önünü açarak, bir anlamda hakim durumdaki işletmecilerin hareket alanının daha da kısıtlanacağının sinyalini veriyor. Kararda, bir fiyatlama stratejisinin meşruluğu araştırılırken esas olarak bu fiyatlama stratejisini uygulayan teşebbüsün maliyetlerine bakılması gerektiğinin altı çiziliyor. Bu kapsamda da Türkiye uygulamasında olduğu gibi, perakende hizmetin sunulması için zorunlu olan girdinin temini için perakende pazardaki rakipler tarafından ödenen tutar, eğer bu işletmeci tarafından da ödenmek zorunda olsaydı, bu şirketin kar elde edip edemeyeceğine yönelik bir analizin gerekliliğine vurgu yapıldığını görüyoruz.

Kararın hakim durumdaki şirketlerin hareket alanını kısıtlayan boyutu ise, istisnai olarak, hakim durumdaki şirketin maliyet yapısının objektif nedenlerle belirlenemediği veya bu maliyet yapısında hakim durumdaki şirket açısından maliyetine halihazırda katlanılmış olan kalemlerin bulunduğu ya da bu şirketin maliyetlerinin, hakim durumuyla bağlantılı olarak avantajlı olduğu durumlarda, rakiplerin maliyetlerinin de dikkate alınabileceğine işaret ediliyor olması.  Bir başka ifadeyle mahkeme, hakim durumdaki şirketin maliyetlerinin yeterince “gerçekçi” veya “hesaplanabilir” olmadığı durumlarda, hakim durumda olmayan rakiplerin maliyetlerinin de dikkate alınabileceğine vurgu yapıyor.

Bu yorumun beklenen sonucu ise, hakim durumdaki işletmeci kadar “etkin” olmaları beklenmeyen rakiplerin maliyetleri dikkate alındığında, perakende fiyatla maliyetler arasındaki marjın, hakim durumdaki işletmecinin kendi maliyetleriyle yapılacak bir analize kıyasla, bu işletmecinin aleyhine olacak sonuçlara yol açacak nitelikte olması. Bu kapsamda rakiplerin, kendi maliyetlerine kıyasla yaptıkları bir incelemede perakende fiyatın maliyetin altında kaldığı sonucuna ulaşmaları halinde, söz konusu istisnai durumlardan birinin söz konusu olduğunu ve hakim durumdaki şirketin değil kendi maliyetlerinin dikkate alınması gerekeceğini iddia etmelerinin de önü açılmış oluyor.

Elbette Adalet Divanı’nın kararında ulaşılan bu yorum, hakim durumdaki şirkete nazaran daha yüksek maliyetlere sahip olmaları beklenen rakiplerin maliyetlerinin ancak istisnai durumlarda dikkate alınacak olması sebebiyle, fiyat sıkıştırması uygulaması bakımından doğrudan bir içtihat değişikliği anlamına gelmiyor. Buna karşılık tıpkı kartellerle mücadelede olduğu gibi, AB Komisyonu’nun rekabet kurallarının yorumlanmasında geçmişe nazaran bir esnekliğe sahip olmak bir yana, daha katı uygulamaya doğru gittiğini teyit ediyor.

Reklamlar