İlk raund bankaların

Rekabet Kurulu medyada hiç bu kadar sık telaffuz edilmemişti. Bankaların maaş promosyonu vermemeye ilişkin yaptıkları “centilmenlik anlaşması”nın tespit edilmesi üzerine başlatılan soruşturmanın sözlü savunma toplantısının tarihi bir ay önceden Rekabet Kurumu’nun internet sitesinden ilan edilmiş olmasına rağmen, basın son saniyeye kadar konuya ilgisiz kaldı. Savunma günü banka genel müdürlerinden bazılarının bu soruşturma yüzünden itibarının iki paralık olduğunu, borsanın düşeceğini ve ülkeden sermaye çıkışı olacağını, bazılarınınsa kesilecek cezaları müşterilere yansıtacaklarını ifade etmesi, Kurul’u ceza kesmekten geri durdurmamış gibi görünüyor.

Ancak kesilen toplam 73 milyon TL’lik ceza sadece piyasada yapılan tahminlerin değil, centilmenlik anlaşması nedeniyle müşterilere verilmediği raportörler tarafından tespit edilen rakamların da altında kaldığı söyleniyor.

Sözlü savunmada firmaların çok sık başvurduğu bir diskur, aslında içinde oldukları piyasanın nasıl bir savaş meydanı olduğudur. Dışarıdan bakıldığında görünen bu manzaranın aslını anlamak için, bütün dünyada rekabet kurumları en gizli yazışmalara, en özel elektronik ortamlara girme yetkisi ile donanmışlardır. Bu sayede elde edilen e-posta kayıtları, firmaların dost mu düşman mı olduklarını; “etik”, “istikrar”, “güven”, “haksız rekabet” gibi lafızların gerisinde rekabet etmeme üzerine yapılmış bir anlaşma olup olmadığını ortaya çıkarmak için kullanılır. Firmalar da ya ortaya çıkarılan delillerin niteliğini sorgular, olayların aslında tespit edilenden farklı amaç ve etkilere olduğunu rakamların da yardımı ile ispatlamaya çalışır ya da bankacıların yaptığı gibi “siyasi savunma” yapar. 12 Eylül ve sonrasında yargılanan sol tutukluların başvurduğu yönteme benzeterek adlandırdığım bu taktik, “Mahkemenizin otoritesini tanımıyorum. Sizin ve kanunlarınızın adalet anlayışıyla benimki bir değil” söyleminden çok da farklı olmayarak, olgulara, hukuka ve işin iktisadına hiç değinmeden, hamasete, hayata geçtiği kendinden menkul bir rekabet fikrinin ifadesine dayanır.

Bu tarzın ortaya çıkışına şaşırmamak lazım. Çünkü Rekabet Kurulu’nun BDDK’nın varlığına rağmen bahçelerine, evlerine girmesine benzer bir durumla geçmişte telekomünikasyon endüstrisinin büyük oyuncuları da karşı karşıya kaldı. Çok kısa süre önce Özelleştirme İdaresi ve EPDK’nın itirazlarına rağmen Rekabet Kurumu Kazancı-Çukurova işbirliğinin elektrik ve doğalgaz dağıtımı ile ilgili kazandığı ihalelerde oyunun gidişatını değiştirdi. Rekabet Kurumu son kararı ile serbest piyasa ekonomisi ve bu ekonomi içinde devletin rolü ile ilgili dışarıda çok bilinen, fakat bizim yeni yeni anlamaya başladığımız şu hususu gözler önüne serdi: BDDK ve diğer düzenleyicilerle benim rolüm farklıdır, Rekabet Kurulu bu düzenleyicilerin çerçevelediği alan içinde rekabet serbest bırakılmışsa orada kendi kurallarının çiğnenmesine izin vermez. Bir başka ifade ile sektör değil, piyasalar düzenlenir, bir piyasa düzenlenmemişse  orada rekabet kuralları diğer rekabete açık piyasalarda olduğu gibi uygulanır.

Centilmenlik anlaşmasının amacı, niteliği ve etkilerinin soruşturma sürecinde tartışılmış olması nedeniyle başta borsa oyuncuları nezdinde çıkacak toplam cezanın milyar TL mertebelerinde olması beklenirken çok ucuz atlatılmış olması, sözlü savunma günü içerideki gergin havanın dışarıya yansıması sonucunda hisselerde bir anda yaşanan %6′lık değer kaybını geri döndürmeye başladı bile. Bütün bu toz dumandan geriye akılda bir tek soru kaldı: Bankacılar rekabetin ne demek olduğunu anladı mı?

Reklamlar