AB’de rekabet ihlallerine “Toplu Dava” Hakkı!

AB Komisyonu tarafından hazırlanan ve toplu dava (Collective Redress) imkanının AB genelinde uyumlaştırılmasını amaçlayan çalışma, Komisyon tarafından 4 Şubat 2011 tarihinde kamuoyu görüşüne açıldı. Avrupa Birliği’nde toplu dava hakkı kavramı, hukuka aykırı eyleme son verilmesine yönelik talepler (injunctive relief) ve tazminat taleplerini (compensatory relief) içine alacak şekilde geniş olarak yorumlanıyor. Bu itibarla, Amerika’daki toplu dava (class actions) hakkından ayrılması gerekiyor.

Çalışmanın giriş bölümünde toplu dava hakkının önemi ve bu hakkın kullanılması bakımından AB genelinde tüm üye ülkeler açısından ortak ve uyumlu bir kurallar bütününe olan ihtiyaca ilişkin açıklamalar yer alıyor.

Ülkemiz bakımından da pek çok düzenlemenin kaynağı olan AB hukukunun ihlali halinde, bu ihlalden zarar gören kişi ve kurumların açtığı tazminat talepli bireysel davaların sayısı yüksek rakamlara ulaşabiliyor. Bununla birlikte ihlal sonucunda geniş kitlelerin zarar gördüğü durumlarda, özellikle bireysel ve KOBİ’lerin gördüğü zararların yargılama masrafları karşısında önemsiz olduğu vakalarda, bireysel davaların ihlale son verilmesi veya zararın tazmin edilmesi bakımından sınırlı bir etkiye sahip olduğu kabul ediliyor.

AB bünyesinde hâlihazırda tüketici hakları ve çevre gibi alanlarda toplu dava uygulaması bulunuyor. Ticaret alanındaki hukuka aykırı eylemler bakımından da, Almanya, İspanya ve Portekiz gibi üye ülkelerin farklı toplu dava prosedürleri bulunmakla birlikte, AB genelinde uyumlaştırılmış bir kurallar bütününün eksikliği büyük ölçüde hissediliyor. Bu eksiklikten hareketle hazırlanan ve kamuoyu görüşüne açılan taslak çalışmanın,  AB genelinde toplu dava hakkının uyumlaştırılmasının temin edilmesine yönelik ortak hukuki prensiplerin belirlenmesine yardımcı olması bekleniyor. Komisyon çalışması aynı zamanda, AB rekabet kurallarının etkinliği ve mağdurların haklarının korunması bakımından, hangi dava türünün hangi alanda daha fazla katma değer yaratacağı sorusuna da cevap arıyor.

Avrupa Birliği’nde toplu dava hakkı kavramı, hukuka aykırı eyleme son verilmesine yönelik talepler (injunctive relief) ve tazminat taleplerini (compensatory relief) içine alacak şekilde geniş olarak yorumlanıyor. Bu itibarla, Amerika’daki toplu dava (class actions) hakkından ayrılması gerekiyor. Zira Avrupa’da toplu dava hakkının kullanılmasına yönelik usuller mahkemeler nezdinde dava açılması, uzlaşma, alternatif çözüm yöntemleri gibi çeşitli şekillerde ortaya çıkabiliyor. Komisyon’un kamuoyu görüşünde toplu dava hakkı çok sayıda davacıyı etkileyen hukuka aykırı eylemin durdurulması veya engellenmesine veya bu eylemin neden olduğu zararların tazmin edilmesine yönelik her türlü hukuki mekanizma şeklinde tanımlanmış durumda.

Duyuruda, toplu dava hakkının kullanımında rehberlik edecek genel prensipler şu şekilde sıralanıyor:

–        Tazminatın etkinliğine yönelik gereksinim,

–        Bilgi edinmenin ve temsilcilerin rolünün önemi,

–        Alternatif çözüm yöntemlerinden biri olarak toplu ve karşılıklı anlaşmaya dayalı uzlaşma ihtiyacı,

–        Dava hakkının kötüye kullanılmasının önüne geçilmesine yönelik ihtiyaç,

–        Özellikle bireyler ve KOBİ’lerin yargılama giderleri için uygun finansman mekanizmalarının mevcudiyeti,

–        AB genelinde hukukun etkin bir şekilde uygulamasının önemi.

Duyuru’da her bir prensip özelinde çeşitli açıklamalar ve akabinde söz konusu prensiplerin anlaşılması ve etkin bir şekilde uygulanmasına yönelik sorular yer alıyor. Bu kapsamda her kesimden ilgililerin bu sorulara yönelik cevap ve değerlendirmelerini 30 Nisan 2011’e kadar Komisyon’a ulaştırmaları bekleniyor.

Duyuruda tazminat hakkının toplu bir şekilde kullanılmasının, bireylerin tek başlarına açacakları davalardan daha etkin bir çözüm olacağı belirtilirken, toplu dava mekanizmasının etkin ve etkili bir şekilde çalışmasının bireylerin veya kurumların mağdur oldukları ihlalden en iyi şekilde haberdar olmaları ve temsil edilmelerine bağlı olduğu ifade ediliyor. Ayrıca, karşılıklı anlaşmaya dayalı uzlaşma yönteminin toplu tazminat hakkının kullanılmasını temin eden hızlı ve daha az maliyetli bir yol olduğu belirtilerek, başka hangi yöntemlerin etkili olarak kullanılabileceğine yönelik sorulara cevap aranıyor. Komisyon aynı zamanda, AB’nin hukuki altyapısına uygun olmaması ve dava hakkının kötüye kullanılma riskini arttırması nedeniyle, ABD’deki toplu dava (class action) yönteminin ortaya çıkan olumsuz taraflarına karşı mesafeli duruşunu da ortaya koyuyor. Bu duruşun arkasında da, tarafların büyük tazminat beklentisiyle başlattığı ve çok geniş kitlelere yayılan bu uygulamanın, Komisyon’un dava hakkının maddi beklentiyle kötüye kullanılmaması şeklindeki yaklaşımıyla uyumlu olmayacağı yönündeki kaygı bulunuyor. Duyuruda ayrıca, bireyler ve KOBİ’lerin finanse edilmesine yönelik uygun çözümler bulunması gerektiğinin altı çiziliyor.

Son olarak, mevcut AB Hukuku kurallarının etkin ve etkili bir şekilde uygulanmasının sağlanmasını teminen toplu dava hakkının kullanılmasının özelinde kurallar getirilmesi gerektiği ve bu konuda muhtemel sorunlar ve çözüm önerileri hakkında kamuoyunun değerlendirmelerinin talep edildiği ifade ediliyor.

Kamuoyu görüşü Komisyon’un toplu dava hakkındaki görüşlerini ortaya koymakla birlikte şu anda herhangi bir kararı içermiyor. Duyuruda, konuyla ilgili görüş bildirmek isteyenlerin değerlendirmelerini 30 Nisan 2011 tarihine kadar EC-collective-redress@ec.europa.eu adresine gönderecekleri e-posta yoluyla sunabilecekleri ifade ediliyor.

Bu süreç mehaz uygulama olması ve AB’ne üyelik müzakereleri bakımından Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Çünkü toplu dava imkanının açılmasına yönelik AB Komisyonu’nun geçmiş çalışmaları ve konuyla ilgili çevreler bu konuda yılın ilk yarısında üye ülkeleri bağlayıcı bir direktifin çıkabileceğine işaret ediyor. Direktifin çıkması ile beraber mevzuat uyum yükümlülüğü çerçevesinde Türkiye’nin de iç hukukunda direktife uygun ulusal düzenlemeleri yapması gerekecek. Müzakere başlıkları altında rekabet uyum çalışmalarının belki de en hızlı ve etkin yürüdüğü başlık olduğundan bu düzenlemenin halihazırda mecliste olan Rekabet Kanunu değişikliği ile beraber ele alınması ihtimalini yükseltiyor.

Böylesine bir değişim Türkiye’de Rekabet Kurumu uygulamaları ile dalgalı bir seyir gösteren rekabet hukuku yaptırımlarına özel hukuk mahkemelerinin de katılması anlamına gelecek. Son dönemde birçok kartel kararı verilmesine rağmen halen herhangi bir kıpırdanmanın yaşanmadığı bu hukuk uygulama alanının AB’nin rüzgarı ile gündeme gelmesi, rekabet hukuku ile ilgili paydaşların hepsini etkileyecek bir gelişme olacaktır.

Burada bizce en enteresan durum, rekabet hukuku ile ilgili kısa tarihimizde belki de diğer hukuk dallarını en derinden etkileyecek bu gelişme ile ilgili dışarıdan bir seyirci olduğumuz gerçeği. Çünkü mevcut adaylık statümüz gereğince AB kuralları tabiri caizse üye ülkeler tarafından geniş bir etkileşimle oluşturulup, bu sürece dahil olamayan Türkiye’nin önüne bir reçete olarak sunuluyor.

Bu konu ile ilgili bilgi almak isterseniz bize hilal.utku@actecon.com adresinden her zaman ulaşabilirsiniz.

 

Reklamlar